TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

Ankara-Berlin eksenine doğru (II)

Türkiye ile Almanya arasında yeni dönemin başlamasında diğer önemli bir gelişme ise geçen yılın ekim ayında yaşandı. Başında Başbakan Angela Merkel’in bulunduğu CDU’ya bağlı Konrad Adenauer Vakfı Başkanı Hans-Gert Pöttering, 7-9 Ekim 2012 tarihleri arasında Türkiye’yi ziyaret ederek Ankara’da Başbakan Erdoğan’la görüştü.

Zaman Gazetesi’ne verdiği uzun röportajda Pöttering görüşmeyle ilgili şu açıklamayı yaptı: “ Ben Erdoğan’a çok değer veriyorum. Konuşmamızda ona genelde Alman siyasi vakıflarının, özelde ise KAS vakfının, Türkiye’deki çalışmaları hakkında ayrıntılı bilgi verdim.”

Erdoğan’ın geçen yıl ekim ayının sonunda yaptığı Almanya gezi programının oluşmasında, daha önce terörü desteklemekle suçladığı, işte bu vakıf önemli rol oynadı ve ziyaret sorunsuz geçti. Alman tarafı Erdoğan’ı ne zaman ne yapacağı belli olmayan otoriter bir lider olarak görüyor. Merkel’in Ankara ziyaretinden önce çıkan yorumlarda Erdoğan’ın özellikle PKK konusunda Almanya’ya yönelik suçlamaları yine dile getirip getirmeyeceği endişesi vardı. Merkel’in Türkiye gezisi Erdoğan’ın Almanya gezisi gibi sorunsuz geçti. Tartışmalı konularda anlaşma sağlanamasa da ciddi bir gerilim yaşanmadı. yaret diplomatik bir krize sebep olmadı.

Bunun önemli sebeplerinde birini Merkel’in heyetinde üst düzey temsil edilen ve TÜSİAD’ın muadili olan BDİ’de örgütlenen büyük patronlar oluşturuyor. Türkiye’nin AB üyeliğinin en önemli destekçilerinden olan Alman iş dünyası Türkiye’de ve Türkiye ile birlikte Orta Doğu, Afrika ve Orta Asya’da yaşanan ekonomik canlanmanın kıyısında köşesinde değil merkezinde yer almak istiyor. Bundan dolayı Merkel’i Türkiye ile ilişkileri geliştirmeye zorluyor.

Merkel iki günlük ziyaretin resmi olmayan bölümünde bir önceki ziyaretinde yaptığı gibi Doğan Medya’nın patronu Aydın Doğan’la boğaz manzaralı bir lokantada yemek yiyerek hangi safta yer aldığını hal diliyle ortaya koymadı; Kapadokya’daki kiliseleri ziyaret ederek bir taraftan Almanya’daki muhafazakâr seçmene mesaj verdi diğer taraftan geziye insani bir boyutkattı.

Son iki gezide yaşanan yumuşama nasıl devam edecek? İki ülke birbirine siyasi elitlerin kabul etmeye yanaştığından daha bağlı. İç içe girmiş iki ekonomiden ve iki toplumdan söz ediyoruz. Kaldı ki Almanya içinde yer almadığı bir Türkiye-ABD ekseninin oluşmasını da istemez. Siyasi etkileri her geçen yıl artan Almanyalı Türkler gerçeği var. Bu yıl Almanya’da seçim yılı. Seçimleri belirleyecek olan gruplardan biri de Türkler.

Erdoğan eylülde yapılacak olan federal seçimlere kadar Almanya’yı ziyaret ederek Türklere doğrurudan veya dolaylı olarak Merkel’e oy verin çağrısı yaparsa şaşırmam. Ne de olsa Ak Parti ve Hıristiyan Demokrat Parti’nin ortak bir özelliği var: İkisi de kendini muhafazakâr demokrat parti olarak görüyor. Aslında Alman muhafazakârlar Ak Parti’nin temsil ettiği Sünni-Türk kimliğine karşı taşıdıkları önyargılı tutumdan kurtulsalar siyaseten doğru olan da bu olurdu.

Yeni dönmede Almanya ile Türkiye arasında her şeyin güllük gülistanlık olacağını iddia etmek doğru olmaz. Biri AB’nin lideri, diğeri ise dünyanın en sorunlu bölgesinde önemi her geçen gün artan bölgesel bir siyasi güç. Sadece coğrafi konumları farklı değil iki ülkenin. Önce Almanya’nın yaklaşık 200 yıldır takip ettiği Türkiye politikasını gözden geçirmesi, demokratik bir Türkiye’ye alışması ve yeni ilişkinin nasıl olacağı konusunda karar(lar) vermesi gerekiyor. Bu kolay olmayacağı gibi zaman da alacaktır.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra herkesin takdir ettiği bir barış ve istikrar projesi olan AB’nin kurulmasında Berlin-Paris ekseni önemli bir rol oynadı. 21. yüzyılın tüm dünyayı ilgilendiren ciddi sorunlarından biri İslam dünyası ile Batı arasındaki ilişkinin nasıl olacağıdır. Bu ilişkinin demokrasi ve insan hakları temelli değerlere dayalı, karşılıklı çıkarların korunduğu ve netice olarak da barış ve istikrarı doğuran bir şekil alması için Almanya ve Türkiye önemli iki aktör olabilir/olmalıdır. Bu iki ülke için olduğu gibi iki lider için de -Erdoğan ve Merkel- bir fırsat. Ancak siyasetçiler büyük projeler için risk almaya hazır olmalılar. Onları tarihte iz bırakan devlet adamı yapan da budur.

Ancak unutmamak gerekir ki, Almanya ve Fransa AB projesinde işbirliğine gönüllü girmedi. İki dünya savaşının oluşturduğu felaket ve ABD’nin baskısı onları buna zorladı. Türkiye ve Almanya ya gönüllü ya da şartların zorlaması ile ortak bir siyaset geliştirmek zorundalar. Eğer bu gerçeği kabul ederlerse AB’nin oluşmasında BerlinParis ekseninin üstlendiği siyasi işlevi İslam dünyası ile Batı arasındaki ilişkide Ankara-Berlin ekseni üstlenebilir.

26.02.2013 21:46