TAKİP ET

GÖÇMENLER HABERLERDE OBJE OLARAK YER BULUYOR

Alman medyası, ‘biz’ ve ‘onlar’ ayrımından vazgeçemedi

Almanya’da farklılık, farklı bir dine inanma ve farklı bir dili konuşma, uzun bir göç geçmişine rağmen hala doğal bir durum olarak karşılanmıyor. ‘Biz’ ve ‘onlar’ ayrımı sürüyor ve genellikle hep ‘onlar’ ‘biz’i tehdit ediyor.

Bu düşüncenin yerleşmesindeki önemli faktörlerden biri de medya. Almanya’nın göçmen toplumla ilgili olan biteni; kimi zaman olduğundan çok, kimi zaman olduğundan az, kimi zaman hiç görmeyen, bazen göze sokarken, bazen de saklayan bir medyası var.

Bu duruma kasıt kadar bilgisizliğin de önemli katkısı var. Birçok gazeteci; göçmenleri, mültecileri mimleyen haberlere imza atarken, yine birçoğu da bu toplulukları kendi dar perspektifinden ele aldığı için ‘biz’ ve ‘onlar’dan oluşan bir topluma zemin hazırlıyor.

‘Mediendienst Integration’ adlı kuruluş konuyla ilgili çalışmalar yapan üç uzmanı bir grup gazeteci önünde konuşmak için bir araya getirdi.

SPD ÜYESİ GÖÇMENLER NE OLDU DİYE SORAN GAZETE YOK

Bu uzmanlardan biri olan Yeni Alman Medyacıları Derneği’nin başkanı Konstantina Vasillou-Enz medyada politikacıların ve toplumun çoğunluğunun göçmenlere olan bakışının öne çıkarılmasından rahatsız. Vasillou-Enz’e göre gazeteciler objektif bir haber yazmak için olaydan çok kendini, düşüncelerini gözden geçirip sorgulamalı. Vasillou-Enz, bu kritere uymayan gazetecilerin oluşturduğu tabloyu tasvir ederken gerçeğin gösterilmeyişinden çarpıtılmasına kadar birçok örnek paylaşıyor.

Örneğin 70’li yıllarda SPD üyesi olan çok sayıda göçmenin birden bire ortadan kaybolmasını hiçbir gazete sorgulamıyor. Örneğin göç ve göçmenler hala bir problem olarak lanse ediliyor ve medyada bunu besleyen bir dil kullanılıyor. ‘Kriz’ bazı yerlerde yönetimden kaynaklansa da, mültecilerin sebep olduğu bir olgu olarak gösteriliyor. Örneğin haber içeriği açısından gerekmediği halde ‘Türkiyeli Murat’, ‘Türk Murat’, ‘Türk kökenli Murat’, ‘Alman Türk’ü Murat’ gibi insanları ‘onlar’ kategorisine sokan tabirler hala kullanılıyor. Örneğin göçmenlerle ilgili bir haberde konuyla ilgisi olmadığı halde işin kolayına kaçarak başörtülü kadın resmi kullanılıyor. Dernek başkanı, “Hâlbuki ne göçmenlerin çoğunluğu Müslüman, ne de Müslüman kadınların çoğunluğu başörtülü” şeklinde konuşuyor.

GÖÇMENLER HABERDE OBJE OLARAK YER ALMAMALI

Serbest gazeteci Jan Opielka ise programda Polonya medyası ile Alman medyasını karşılaştırıyor ve her iki medyada da mültecilerin daha ziyade birer obje olarak gösterildiğinden yakınıyor. Mültecileri, Alman politikasının veya sivil toplum örgütlerinin objesi olarak göstermek yerine onları birer özne olarak tanıtmak gerektiğine işaret eden gazeteci, “Onları gerçeğin bir parçası olarak gösteren bir perspektif geliştirmemiz gerekiyor. Ne yüceltmeli, ne de değerlerini düşürmeliyiz” diyor.

Kültür ve dil bilimci Dr. Margarete Jäger de Romanya ve Bulgaristan’dan gelen göçmenlerle ilgili bir çalışmadan yola çıkarak, yerel medyanın kullandığı dile dikkat çekiyor. Jäger’in aktardığına göre bu grup, sürekli olarak bir problem, polise ve idari makamlara yük olarak gösteriliyor, fakirlikle, çöple, çok çocuklulukla, suç olaylarıyla, hastalıklarla, kaosla, yangınla, farelerle, göçebelikle, eğitimsizlikle birlikte anılıyor. Bu insanlar ‘biz’ grubunun içinde değerlendirilmedikleri için olumsuz olan ne varsa karşı tarafa atılıyor ve toplumda var olan önyargılar da güçlendirilmiş oluyor.

Alman gazetecilere göçmenlerle ilgili konularda yardımcı olan, uzman bulmalarında destek sağlayan Mediendienst Integration adlı kuruluşun da bazı beklentileri var. Kuruluş gazetecilerden haberi yazmadan önce şu soruları sormalarını istiyor: Konuyla ilgili şahsi düşüncem nedir?, Haberimin kahramanını hangi kriterlere göre seçtim?, Hakim olan söylemi sorguluyor muyum?, Düşüncelerde ve insanlarda çeşitliliğe önem veriyor muyum?, Klişelere, önyargılara başvuruyor muyum, haberi yazarken insanların milliyetinden, dininden bahsetmem zaruri mi?, Haberde kullandığım bütün bilgiler doğru mu?

ESAT SEMİZ / BERLİN

07.06.2016 20:59