TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

Alman demokrasisinin gizli muhafızları

Irkçı Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) terör hücresinin 10 yıl boyunca işlediği cinayetlerin ortaya çıkmasının üzerinden yaklaşık bir yıl geçti. Bir yıl az bir zaman değil. Bir yıl içinde cinayetlerle ilgi birçok ayrıntı ortaya çıktı, istifalar oldu ve araştırma komisyonları kuruldu. Ancak cinayetlerle ilgili can alıcı sorular cevabını bulamadı. Bulamadığı için de şüpheler ve soru işaretleri devam ediyor. Cinayetlerle ilgili halen cevabını arayan can alıcı sorular şunlar:

1) 10 yıl boyunca farklı eyaletlerde aynı silahla 10 kişiyi vahşice katleden sağcı teröristleri güvenlik birimleri neden ortaya çıkaramadı?
2) Bütün bu işlerde iç istihbarat kurumu Verfassungschutz’a çalışan köstebeklerin (V-Mann) rolü neydi?
3) Cinayetlerin ortaya çıkarılmamasının sorumluluğunu kim(ler) üstlenecek? Kim ‘ben hata yaptım, bütün bunlar benim ihmalimden dolayı oldu’ diyecek?
4) Almanya’da siyasi denetimin dışına çıkmış, çapı ister küçük isterse büyük ‘devletin âli menfaatleri’ gerekli kıldığında rutin dışına çıkan özerk yapılar var mı?

Geçen hafta 34’cüsü yapılan Federal Meclis NSU Araştırma Komisyonu’nun oturumunda bu sorulara cevap bulunamadı. Olaylı başlayan ve başladıktan 20 dakika sonra ara verilen oturumda komisyon şahit olarak, Federal İçişleri Bakanlık Müsteşarı Klaus-Dieter Fritsche’nin ifadesini aldı. Daha doğrusu almak istedi. Fritsche NSU cinayetleri ile ilgili devlet tarafında yer alan kilit isimlerden biri, belki de en önemlisi. NSU terör hücresinin oluştuğu, yeraltına indiği ve ilk cinayetleri gerçekleştirdiği 1996-2005 arası Federal Anayasa Koruma Teşkilatı Başkan Yardımcısı olan Fritsche daha sonra başbakanlıkta İstihbarat Birimleri Sorumlusu ve 2009’dan bu yana da Federal İçişleri Bakanlığı’nda istihbarat kurumlarından sorumlu müsteşar olarak görev yapıyor. Fritsche’nin bu son makamdaki görevi ise cinayetlerin şeksiz şüphesiz aydınlatılması için komisyonla bakanlığı temsilen işbirliği yapmak.

Komisyon üyesi SPD’li Eva Högel’in verilen arada belirttiği gibi işin içinde bir çıkar çatışması var. Fritsche bir dönem önemli rol oynadığı, ihmallerinin, belki de suçunun olduğu bir konuda nasıl müfettiş görevini yerine getirebilir ki? Getiremedi de.
Fritsche komisyon üyelerinin sorularına tatmin edici cevaplar vereceğine güvenlik bürokrasisinin siyasi duruşunu ortaya koymak için kullandı. Yarım saatten fazla süren giriş konuşmasında yetenekli bürokrat kamuoyuna ve özellikle de komisyon üyelerine Almanya’nın devlet yapısı ve bu yapı içinde istihbarat kurumlarının oynadığı önemli rol hakkında adeta ders verdi. Fritsche’nin konuşmasını “Alman demokrasisinin ve kamu düzeninin asıl muhafızları biziz. Biz devlet güvenliğinin gereklerine göre hareket ederiz. Hangi bilgiyi ne zaman kime vereceğimize de biz karar veririz.” şeklinde özetlemek mümkün.

Fritsche açıklamalarında o kadar ileri gitti ki Komisyon Başkanı Sebastian Edathy, “Tahammül edilebilir olanın da bir sınırı var” şeklinde tepki göstererek oturuma ara verdi. Bundan sonra oturum 20 dakika kapalı devam etti. Bu zorunlu aradan sonra da Fritsche hocalıktan vazgeçmedi. Siyaseti ve medyayı eleştirdi. Demokratik sistemi korumak için ne kadar önemli hizmet ifa ettiklerinin altını çizdi. Ancak kamu düzeninin muhafızları olarak 10 cinayete neden engel olamadıkları konusunda fazla bir şey söylemedi. Kendisine komisyona şahit olarak davet edilmesinin asıl sebebinin NSU cinayetleri konusunda bilgi vermesi hatırlatıldığında zor durumda kalan Fritsche’ye bakanlıktan gelen diğer bürokratlar destek çıktı.

Üç saati aşkın ifadesi alınan Fritsche’den NSU terör hücresi konusunda neler bildiği, kilit görevlerde bulunduğu halde tabi olduğu bakanları doğru bilgilendirip bilgilendirmediği, cinayetlerin engellenmemesinde ihmalinin, hatta suçunun olup olmadığı gibi konularda komisyon herhangi bir bilgi alamadı.

Çalışmalarına bu yılın başında başlayan Federal Meclis Araştırma Komisyonu’nun 34. oturumu şunu açıkça ortaya koydu: Almanya’da kendini en az meclis üyeleri ile aynı göz hizasında gören‚ ‘devletin âli menfaatleri‘ gerekli kıldığında kendinde siyasi irade tarafından talep edilen dosya ve isimleri vermeme yetkisi gören bir güvenlik bürokrasisi var. Bu durumda yukarıda saydığım sorulara bir soru daha eklemek gerekiyor: Bürokrasinin üstünde halkın egemenliğini temsil eden meclis denetimi olmayacaksa kimin denetim ve kontrolü olacak?

21.10.2012 23:24