TAKİP ET

Yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet…

“Cenneti almak olmaz akçe ile / Girmek olmaz behişte rüşvet ile” (Fuzuli)

Dilimiz 17/25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarından sonra ilginç bir derinleşme süreci yaşıyor. “Yolsuzluk yok darbe var” tezinin AKP tabanında bile alıcı bulmadığı anlaşıldıktan sonra, bu terim havuz medyasının köşe yorumcularının ilgi alanı oldu. İlk “yorum” AKP içerisinde etkin, Cumhurbaşkanı’nın da kulak verdiği söylenen Hayrettin Karaman Hoca’nın “Yolsuzluk hırsızlık değildir” tezi ile geldi. Bu yorum iki açıdan ilginçti. İlki yolsuzluk ile hırsızlık kelimelerinin farklı olgular için kullanıldığı gerçeği. Sadece Türkçe değil, tüm diller olgular arasındaki bazen ince farkları değişik kelimeler ile anlatırlar. Mesela İstanbul balıkçıları aynı balık için “çinekop”, “sarıkanat”, “lüfer”, “kofanca” kelimelerini kullanırlar. Bu kelimeler farklı büyüklükte lüfer için kullanılır. Dilimizin Fransızcadan aldığı gri renginin Arapçada 82 karşılığı varmış. Zaten diller bu tür farkları deyimlerle özleştirerek zenginleşirler. Hırsızlık, soygun ve dilimizin 90’lı yıllarda kazandığı bankaları “hortumlama” kelimeleri aynı olgunun sadece farklı boyutlarıdır. Yolsuzluk-hırsızlık ilişkisinde biz Hayrettin Hoca’nın yorumundan ziyade, bu konuya yine dini değerler ışığında bakan Ali Bulaç Hoca’nın görüşüne katılıyoruz. Fark sadece nüanstan ibarettir.

Ama hâlâ cevabını bulamadığımız ikinci olgu Hayrettin Hoca’nın 17/25 Aralık sonrası neden bu konuya eğilmek gereğini duyduğu sorusu olmuştu. “Yolsuzluk, hırsızlık değil” diyerek, bazı çevrelerin rahatlamasını istemiş olabilir mi? Yoksa “çocuklar abartmayın, yaptığınız hırsızlık değil” diyerek AKP saflarına mesaj mı vermek istedi, bilmiyoruz. Ama tartışmanın sürdüğünü bugünlerde havuz medyasının en keskin kalemlerinden Cem Küçük’ün konuyu derinleştiren analizi sayesinde anlıyoruz. Bakın Samsun’da bir toplantıda 17/25 Aralık yolsuzluk soruşturmaları üzerine ne demiş:

“Bana göre yolsuzluk yoktu. Yani bana göre değil, savcıya göre de yolsuzluk yoktu. Yolsuzluk; devletin ya da belediyenin parasını alırsın, hiçbir iş yapmazsın cebine atarsın, bu yolsuzluk. Rüşvet öyle değil; bir iş yaparsın, işin karşılığını alırsın. Bunun karşılığı bir rüşvet alırsın. Bana sorarsanız 4 bakanla ilgili rüşvet kısmı doğru. Yani bu zaten doğru olmasa sayın Erdoğan onları görevden almazdı.”

Bu, derinliklerine inmekte zorlandığımız ‘entelektüel’ analiz birçok ilginç veri dile getiriyor. Küçük “rüşvet” olgusunun 4 bakanın görevden alma gerekçesi olduğuna inanıyor. Ama ona göre yolsuzluk yok, savcı için de yok. Bu yüzden soruşturma gereği de yok. Çünkü yolsuzluk kamu malını yağmalamaktan ibaret. Ama rüşvet “bir iş” yani “karşılığı” olan bir hizmet, legal. Küçük, bakanların karşılığını aldıkları işin, hizmetin ne olduğunu paylaşmıyor. Bunun makamları üzerinden bazı bireylere çıkar sağlamak olduğunu da söylemiyor. Ama görevden alınmalarında gerekçe olduğunu söylediği için, yapılan “işin” en azından pek ahlaki olmadığını anlıyoruz.

Ülkemizin 17/25 Aralık sonrası yaşamakta olduğu, sadece ahlaki değil, hukuki çöküşün belgesi gibidir “yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet” tartışması. Rüşvetin bir “iş” olduğunu okuyacak kadar batık bir ruh hali etkin ülkede. Rüşvetin kurumlarda etkin memur ve politikacıları yolsuzluğa alet etmek için kullanılan bir araç olduğu da artık inkar edilir oldu. Bu sadece havuz medyasının renkli yorumcusu Cem Küçük ile sınırlı değil. AKP milletvekillerinin sıkça kullandığı bir cümle. Dört bakan için “kamu zararına bir şey yapılmış değil” cümlesini defalarca işittik. Memurlar ve politikacılar bu ülkede artık rahat uyuyabilirler. Rüşvet alırken saklamaya da gerek yok, normal bir şey. Yani “bir iş yaparsın. Bunun karşılığı bir rüşvet alırsın”. Hukuksuzluk yok, savcının soruşturma başlatması tehlikesi de yok, çünkü yolsuzluk, yani bir suç söz konusu değil. Ne diyelim, Adalet Bakanı’mız da sustuğuna göre. Bu ahlaki çöküşün sadece günümüze özgü olmadığını Fuzuli’den öğreniyoruz.

“Selam verdim, rüşvet değildir deyü almadılar

Hüküm gösterdim, faidesizdür deyü mültefit bulmadılar”

07.01.2016 15:50