TAKİP ET

Vize meselesi

On yıl müzakere sürecinde bir kez bile gerçekleşmeyen AB-Türkiye zirvesi artık ay değil hafta ritmiyle toplanmaya başladı. Mart ayında ikinci zirveyi izliyoruz. Gündem sığınmacılar meselesi ve Türkiye’nin masaya koyduğu çözüm önerileri.

Türkiye beklenmedik şekilde kıyıları üzerinden Avrupa’ya akan sığınmacı akımını denetim altına alma, yönetilir kılma teklifi ile sürece yeni bir ivme kazandırdı. Fikir basit olduğu kadar efektif. Türkiye, Yunanistan adalarına geçen tüm göçmenleri geri alma taahhüdü ile insan kaçakçılarının kazanç kaynağını tıkadı diyebiliriz. Adalar‘a geçmenin anlamı kalmadığı için riske girme, para yatırmanın da anlamı kalmıyor. Buna karşılık AB Türkiye’den Suriyeli sığınmacı kabul edecek. Ayrıca yardım bütçesini 3 milyardan 6 milyara yükselterek, Türkiye’deki mültecilerin yaşam koşullarını desteklemek istiyor. Türkiye açısından en önemli mesele ise üyelik müzakerelerinin ivme kazanması yanında, Schengen bölgesine vize muafiyeti. Ekimde kalkması planlanan vize zorunluluğu haziran ayına çekiliyor. Bu karar gerçekleşirse AB-Türkiye ilişkilerinde son on yılın en önemli gelişmesine şahit olacağız. Mümkün mü, gerçekçi mi sorusuna eğilmeden, olayın tarihçesine kısa bir göz atalım.

Aslında Türkiye’ye vize uygulaması üyelik müzakerelerinin başladığı 2005 yılında kalkmalı idi. Ama olmadı. Mesela Doğu Avrupa ülkeleri ve Romanya ile Bulgaristan’a vize uygulaması müzakereler ile kalktı. Kararın arkasındaki mantık, “üyelik müzakereleri sürdürdüğümüz bir ülkeye vize uygulamak, eşyanın tabiatına aykırı” düşüncesi idi. Doğru olduğundan şüphe olmayan bu mantık, Sırbistan gibi Balkan ülkeleri için üyelik müzakereleri başlamadan uygulandı. “Geleceğin üyesi bu ülkelerin gençliği vizesiz seyahat ile yakınlaşma olanağı bulacak” gerekçesi ile savundu AB Komisyonu bu kararı. Nedense doğru olduğundan şüphe olmayan bu gerekçeler Türkiye için işlemedi veya kimse tarafından savunulmadı.

Bunun iki ana gerekçesi var.

İlki, AB ile ilgili, Sarkozy ruhu veya Kıbrıs engeli diyebiliriz. Almanya’da Schröder-Fischer koalisyonu olarak bildiğimiz SPD-Yeşiller iktidardan düştükten kısa bir müddet sonra, Fransa’da Chirac yerine Sarkozy seçildi. Türkiye sadece iki destek kaynağını kaybetmedi. Sarkozy ile Türkiye üyelik perspektifini sorgulayan bir politikacı devreye girdi. Almanya’da SPD koalisyon ortağı olarak kalsa da, Başbakan artık bu partinin saflarından değil, Türkiye’nin üyeliğine soğuk bakan Hıristiyan Demokratlar’dandı. Bayan Merkel, Sarkozy’de nedense önemli bir müttefik bulduğuna inanıyordu. Bu yanılgının bugün farkında olması önemli olsa da, Türkiye politikasının yıllarca tıkanması sonucunu doğurdu bu tutum. Toparlarsak on yıl boyunca Brükselde Türkiye’yi savunan hiç bir kulüp üyesi yoktu. Bu yüzden Kıbrıslı Rumlar da adada çözümü tıkayan kaynak olmalarına rağmen pek rahatsız edilmediler. Hatta destek buldular.

Vize meselesinde ikinci etken Türkiye gerçeklerinden kaynaklanıyor. Türkiye 75 milyon nüfusu ile nerde ise son 13 AB üyesi ülke ağırlığında. Bunun yanında beş milyona yakın Türkiye kökenli insanın AB ülkelerinde yaşadığını göz önünde bulundurursak, vize meselesinin sayısal boyutunu kavramış oluruz. Ama mesele sadece sayısal değil. Müzakereler başladığı yıllarda Türkiye’de kişi başına milli gelir 3 bin dolar civarında idi. Yani AB ortalamasının nerde ise onda biri. Milyonlarca genç Türk’ün kaçak da olsa iş umudu ile Avrupa’ya akma ihtimali yabana atılır bir korku değildi. Ekonomik durum bugün biraz farklı olsa da politik sorunlar sürüyor. Türkiye Kürt meselesinde Oslo, Dolmabahçe süreçlerini yaşasa da, sorun tüm şiddeti ile sürüyor. Bunun yanında 2011 sonrası gelişmelerde de oldukça kaygı verici. Türkiye’de yıllarca süren reformlardan sonra, hukuk devleti, basın özgürlüğü gibi temel konularda derin sorunlar yaşıyoruz. Yerlerde sürünen bir Türkiye imajı var artık Avrupa’da. Bugün hiçbir Avrupa ülkesi Cizre’den yola çıkıp sığınma talebinde bulunan bir vatandaşa hukuken hayır diyemez. Veya mahkemeler önünde sürünen veya tutuklama kararı olan bir gazeteciye kapıları kapayamaz. Bu sorunlar aşılmadan vize meselesinin sağlıklı çözümü oldukça zor.

Toparlarsak 72 olarak verilen vize kriterinin pasaportların yenilenmesi gibi tüm teknik boyutunu aşmak meselesi değil. Sorun olayın siyasi ve hukuki alt yapısını düzenlemek ve iyi bir demokrasi karnesi. Ne dersiniz, Ankara’nın notları sınıf geçmek için yeterli mi?

14.03.2016 17:02