TAKİP ET

Silik bir ‘Başbakan’ aranıyor

Başbakan, AKP Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu istifa etti. Daha doğrusu istifaya zorlandı. Olağanüstü bir seçim başarısına imza atmış, vizenin kalkması ile AB- Türkiye ilişkilerinde tarihi bir başarıya damga vurmaya hazırlanırken, istifa etmek zorunda kaldı.

Başkanı olduğu siyasi partinin merkez yönetiminde yalnız bir ‘başkan’ olduğu için, “lidere” ters düştüğü için çekilmek zorunda kaldı. Artık AKP’nin lideri, gölge bir başbakan ile yönetecek ülkemizi.

“Lider” kelimesi Avrupa, Türkiye tarihinde kara sayfaları çağrıştıran bir terim. AKP’nin kendini lidere teslim ettiği bir süreci izledik son haftalarda. Allah Türkiye’yi teslim olmaktan korusun.

Kaderi bir kişinin eline bırakılamayacak kadar zor bir tarihi, sosyal yapısı, siyasi coğrafyası olan bir ülkemiz var.

Almanya tarihinin en büyük ihanetini Hitler ile yaşadı, milyonlarca Almanın suç ortağı olduğu bir cani ile. Allah’a şükür Türkiye henüz böyle bir senaryodan çok uzaklarda. Ama unutmayalım, felaketler birden bire sanılsa da, adım adım gelir.

Siyasi hayatımıza modern bir siyasi parti olarak giren AKP’yi kaybettik. AKP ortak aklın oluştuğu, ülkenin temel sorunlarına çözüm arayışında olan bir siyasi parti değil artık. Kaderini Saray iradesine havale etmiş iktidar aracına indirgenmiş bir seçim derneği.

Ahmet Davutoğlu’nun niçin gitmek zorunda kaldığı, Erdoğan ile ters düştüğü konular gündemde. Havuz bu soruyu bile tartışmaktan aciz, merasimin nezaketini konuşuyor. Aslında olay basit. Erdoğan, Davutoğlu’na güvenmediği için düğmeye bastı. Bugün basmasa, geç kalırım korkusuna kapıldığı için bastı. Buna rağmen neden 4 Mayıs tarihinde, AB ile ilişkilerde tarihi bir günde bastı, tartışmaya değer.

İsterseniz uzun Davutoğlu-Erdoğan çelişkilerinin yaşandığı dört konuya değinerek anlamaya çalışalım gelişmeleri. Siyasi hayatımızın ana konularını.

– Erdoğan, Anayasa konusunda Davutoğlu’nun kendisiyle aynı çizgide olmadığını gördü. Davutoğlu ile ‘lider anayasası’ yapamayacağını anladı. Halefi ile başarabilecek mi? Sanmıyorum.

– Kürt meselesinde Davutoğlu siyasi diyalog kanallarını açık tutmaya çalıştı. Erdoğan “buzdolabında” dese de, artık “çözüm” projesi olmayan inandırıcılığını yitirmiş bir politikacı olduğunu biliyor. Davutoğlu çözüm adresi olabilir korkusuna kapıldı.

– Güven krizinin en derin yaşandığı konu ise yolsuzluk meselesi oldu. Dört bakanla ilgili Yüce Divan oylamasında görünür olan bu sorun, ilişkinin sürmesinde en büyük engeldi. Zira Davutoğlu, şeffaflık yasa girişimi ve yolsuzluk konusunda verdiği mesajlarla AKP içerisinde çok kişiyi rahatsız etti. Duruşunu Saray, tehdit olarak algılıyordu.

– AB ile ilişkiler damlayı taşıran son damla oldu. Davutoğlu sığınmacılar konusunda AB ile vize muafiyetine imza atarak Sarayın hayal bile edemediği bir gelişmeye imza attı. AB-Türkiye ilişkileri son on yıldır ilk defa ciddiyet kazandı. Davutoğlu AB için adres, muhatap oldu. Erdoğan’ın Batı karşıtı söylem ve stratejisini anlamsızlaştırdı.

Toparlarsak; Davutoğlu bir siyasi partinin genel başkanı, bir başbakan gibi çalışmak istediği için gitmek zorunda kaldı. Artık silik bir başbakan aranıyor. Silik olduğu için gelecek, silik kaldığı için gidecek biri. Dürüstlüğün değil, silikliğin prim yaptığı çağımıza hoş geldiniz.

08.05.2016 08:19