TAKİP ET

Rakel’in acısı

İşte İncil, işte Kur’an / Seçebilen gelsin beri

Pir Sultan Abdal ve Hataî kaynaklı olduğu söylenen bu mısralar sadece içeriği açısından değil dilimiz açısından da zenginlik kaynağıdır. Bu mısradaki “seçebilmek”, seçmek, yani “tercih” kaynaklı görünse de, şair kelimeyi “görmek”, farkları algılamak, ayırt edebilmek olarak kullanmaktadır. İki kitap arasındaki farkı okuyabilen gelsin beri, diyor şair. Tevrat, İncil, Kur’an arasındaki ilişki ve farkı seçebilme birikimim ve eğitimim olmadığı için, bu mısralar okunurken parmak kaldırmayacağımdan emin olabilirsiniz. ZAMAN’da parmak kaldırabilecek çok değer var. Konu zaten bu değil. Konu Rakel’in, Rakel Dink’in acısı. Ama çocuklarına Musa, Meryem, Ali ismini vererek sahip çıkan Anadolu insanının bu kutsal kitaplara ne kadar derinden saygı duyduğunun altını çizmeden edemiyorum. Kuzey Afrika’da hâlâ yaygın Yezit isminin Anadolu’da olmayışı tesadüf değil. Sünni toplum için de bu ismin zulmü çağrıştırıp “Zalim” olarak okunmasının tesadüf olmadığı gibi. Tarihi yara ve acıları sarma, kucaklama refleksinin ürünü olan bu derin toplumsal bilinç ne yazık ki her zaman ve toplumun tüm kesimlerinde etkin değil. Bugünlerde bunu derinden yaşıyoruz. İstanbul’da Hrant’ını dokuz yıl önce kaybeden, acısını çocukları ve torunları ile aşmaya çalışan Rakel’in yaşadığı gibi.

Rakel kocasının cenaze merasiminde yaptığı konuşma ve duruşu ile sadece Türkiye’de değil, Avrupa’da da benliklere kazıldı. Kocasını, sevgilisini, çocukluk arkadaşını kaybeden bu kadın her birimiz gibi Anadolu’nun derinliklerinden geliyor. Malatya kökenli, Ermeni bir Protestan. Ama Kürt bir çevrede büyümüş. İncil’i Kürtçe mi, Ermenice mi okuyor bilmiyorum. Hrant’ın “beni İsa ile aldatıyor” cümlesi ile dillendirdiği kadar, dinine bağlı, peygamberini seven bir kadın. Bu günlerde sadece Hrant’ı kaybetmenin 9. yılını yaşadığı için değil, Türkiye’de yaygın dışlayıcı hava yüzünden de acı çektiğini düşündüğüm için bu satırları yazıyorum. Bakın Türkiye Protestan Kiliseleri Derneği son basın açıklamasında ne diyor:

“Genelkurmay’ın, Bitlis’in Mutki kırsalında 27 Aralık’ta yapılan arama sonucu ortaya çıkarılan bir PKK sığınağında çok sayıda patlayıcı, yaşam malzemesi ve Kürtçe İncil’le birlikte birçok örgütsel dokümanın ele geçirildiğini açıklaması Türkiye’deki Hıristiyan toplumunun kafasında soru işaretleri yaratmıştır.

Öncelikle hangi dilde olursa olsun, İncil her yerde olduğu gibi ülkemizde serbesttir. Her yerde satılabilir, alınabilir, okunabilir ve üzerinde konuşulabilir.

PKK sığınağında ele geçirilenler arasında Kürtçe İncil’in patlayıcılarla ve örgütsel dokümanlarla birlikte anılması inciticidir. Kürtçe İncil ile patlayıcıları aynı cümle içinde kullanmak ve ‘ele geçirildi’ şeklinde bir eylem sözcüğüyle bitirmek sanki bir suç aletinin yakalanması gibi sunulmuştur. Bu inandığımız kitabın itibarsızlaştırılması, değersizleştirilmesi çabasının bir yansıması gibi durmaktadır.”

Biliyorsunuz Hrant, Ermeni bir gazeteci olduğu için öldürüldü. Dokuz yıldır “faili meçhul”. Hrant’la yakından uzaktan ilişkisi olmayan Trabzon çocuklarını kimin kullandığı, öldürme emrini kimin verdiği, neden bir değil, birkaç kurumun aynı zamanda “ihmal” içerisinde olup, cinayeti engellemediği hâlâ açıklığa kavuşmuş değil. Dava sürüyor ve artık nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın tarihi bir dava olacak ve Türkiye tarihçilerini meşgul edecek. Zira bu yargı süreci sadece Hrant’ın katilleri üzerine sürmüyor. Bu dava Türkiye Cumhuriyeti kurumlarının tutum ve tavrı üzerine bir dava. Bu dava ülkemizde azınlıkların geleceği, varlığı, devletin ayrımcılığa tavrı üzerine bir dava.

Genelkurmay açıklamasına gelince. Bir şey söylemek istemiyoruz. Yalnız sığınakta Kürtçe İncil değil, Kürtçe Kur’an bulunsa idi, ne olurdu? “Çok sayıda patlayıcı” yanında Kürtçe Kur’an bulundu, diye not düşülür müydü? Ne dersiniz?

17.01.2016 15:41