TAKİP ET

Paris’te terör ve dehşet

Ölü sayısı her saat tırmanıyor. Bu yazıyı kaleme almaya karar verdiğimde “127 ölü, yüzlerce yaralı” deniyordu. Yükselecek. Katliam gibi.

Fransız gazete manşetleri de benzer terimlerle çıktı bugün. Le Parisien için “savaş”, Le Figaro için de “Paris’in göbeğinde savaş”, L’Equipe için “dehşet” bir olay. Fransa-Almanya dostluk maçının oynandığı ‘Stade de France’ etrafında maçın 20’li dakikalarında başlayan bu terör eyleminin de amacı belli ki dehşet. Binlerce insanın futbol şöleni için buluştuğu bir saatte, yüzlerce, mümkünse binlerce insan öldürmek. Stadyumda panik ile bu hedefe ulaşmak istenmiş olabilir. Patlamaların stadyumun civarında olması, saldırılan hedeflerin aynı mahallede gerçekleşmesi buna işaret ediyor. Saldırı sırasında 1500 civarında insanın olduğu konser salonu Bataclan’ın da hedef seçilmiş olması tesadüf değil. Salona el bombaları ile saldıran, gelişigüzel ateş eden, “Allahu ekber” diyerek bombaya dönüşen 4 genç kullanmışlar. Bu el yazısı size yabancı gelmiyor değil mi? Ankara’da, Suruç’ta yaşadık biz bu dehşeti. New York ikiz kuleleri ile “11 Eylül” nasıl bir tarih, terim oldu ise, “13 Kasım” da artık bir terim olacak. Bu tarihten sonra çok şeyin değişeceğini izleyeceğiz.

Cumhurbaşkanı François Hollande tüm ülkede “olağanüstü hal” ilan etti. Cezayir sorununun gündemde olduğu bir dönemde, 1955’te kabul edilen bir kanun 60 yıldır ilk defa uygulanıyor. Fransa sınırlarında artık kontrol var, polis ve jandarma özel yetkiler ile donatıldı. Perşembe gününe kadar yürüyüş yasağı getirildi. Metrolar durdu, Paris’te konser ve toplantılar iptal. Havaalanları ve tren istasyonları da yoğun güvenlik tedbirleri altında artık. Yalnız Fransa’da değil tüm Avrupa’da. Savaş gibi.

Günlük yaşam artık eskisi gibi olmayacak. Paris, Roma, Berlin, Londra gibi metropollerde her şeye “güvenlik” gözlükleri ile bakılacak, tedbir alınacak. Havaalanlarında alıştığımız tedbirler adım adım günlük yaşamımızın parçası olacak. Dehşet, bizi bu tedbirlere anlayış, hatta sempati ile bakmaya zorlayacak. Günlük yaşamımızın, hürriyetlerimizin daraldığını önemsemeyeceğiz. Zaten Ankara ve Paris’te seçilen hedefler de bu amacı güdüyor. Herkes hedef. Konser salonları, lokantalar, kafeler, caddeler. Sadece bombalarla değil, mafya filmlerinden bildiğimiz hızla geçen bir arabadan gelişigüzel tarama, dehşeti şehrin incel damarlarına kadar indirmeyi hedeflemiş.

Eylemi IŞİD üstlendi deniyor. Teröristlerin “Allahu ekber” naraları atmaları, Suriye ve Irak savaşlarına atıf yapmaları, kaynağın Ankara eylemini organize eden güçler olduğuna işaret ediyor. Konser salonu Bataclan’daki kafa kesmeler de IŞİD’in el yazısı olduğunu söylüyor. Son iki üç gündür Irak ve Suriye’de IŞİD’in aldığı yenilgilere cevap olabileceği gibi, tabana güçlü “biz varız” mesajı vermek için de yapılmış olabilir. Önümüzdeki günlerde detaylı verilere ulaşacağız. Ama tartışmanın, iki konu üzerine yoğunlaşacağından emin olabilirsiniz.

Eylem için Paris’in seçilmiş olması tesadüf değil. İstanbul değil, Ankara’nın seçilmiş olması nasıl Türkiye için mesaj ise, Paris’in seçilmiş olması da Avrupa için mesaj. Cumhurbaşkanı Hollande için de olay bir “savaş”. Amaç değildi belki ama iki hafta sonra Paris’te Birleşmiş Milletler’in iklim zirvesi var, 195 delegasyon bekleniyor. “Güvenlik” terimi dillerden düşmeyecek. Antalya’da buluşan G-20’nin gündeminde de “terör”,  güvenlik” ve “Suriye” en etkin kelimeler olacak. Avrupa’da yüzbinlerce Suriyeli sığınmacı da, sadece korumaya muhtaç insanlar olarak değil, risk olarak algılanacak. Ortadoğu – Avrupa hattında hava soğuyacak. Türkiye bu kapsamda sadece köprü değil, anahtar bir ülke. Terör konusunda ortak bir dil kullanmak zorundayız.

“Terörün dini olmaz” terimi şüphesiz doğru. Ama “Allahu ekber” diye eylem yapanların İslam adına terör estirdiği gerçeğini ortadan kaldırmaz. Terörle mücadelede doğru teşhis en önemli ve ilk adım olmak zorunda. PKK terörü nasıl Kürt sorununun bataklıkları ile yakın ilişki içerisinde ise IŞİD, El-Kaide vs… terörü de Arap ve Müslüman dünyanın bataklıkları ile yakın ilişki içerisinde. Bu gerçeği görmek istememek, deve kuşu görüntüsü verir.

“Terör” kelimesini Ankara kadar hoyratça kullanan başka bir başkent yok. El Kaide sempatizanı olduğunu kendileri söyleyen bir gruba karşı soruşturma yürüten polisler bugün “terör” suçlaması ile karşı karşıya. Yoksul öğrencilere burs organize ettikleri için kelepçe ile evinden alınan kadınlar, basılan öğrenci yurtları, basılan gazeteler var. Bu kadınlar mı terörist? Terörün ne olduğunu mu bilmek istiyorsunuz? Ankara’da fark etmediyseniz, Paris’e bakın. Anlarsınız.

15.11.2015 08:38