TAKİP ET

Paris, Brüksel, İstanbul

Atatürk Havalimanı saldırısı ile onlarca vatandaşımızı kaybettik, ülke acı içerisinde. Dünya anlamaya çalışıyor. Neden, neden İstanbul ve daha birçok soru gündemde. Olayın detaylarını tam anlamı ile bilmiyoruz. Ama tüm veriler, Brüksel’de olduğu gibi ses getiren bir eylem yapılmasının istendiğini gösteriyor.

Büyük bir ihtimalle giriş noktalarında veya taksi durağında fiş çekmek için gönderilmediler. Ağır silahlar kısa süren bir eylem planlanmadığını söylüyor. Atatürk havalimanını paralize etmek ve çok sayıda insanı öldürmekti amaçları. Başarabilselerdi sayı yüzlerce olabilirdi, Atatürk Havalimanı da günlerce kapalı kalırdı.

Paris ve Brüksel kadar başarılı bir eylem gerçekleştirmek için plan yapanların, bu eylemden ders çıkarıp, gelecek eylemlerde özen göstereceklerini varsaymak yanlış olmaz. Ama bizim de bu eylemi doğru okuyup benzer felaketlere karşı önlem amamız gerekiyor. “Güvenlik zaafı yok” tartışmasına girmeye gerek yok. Olaydan birkaç saat sonra “güvenlik zaafı yok” diyen insan veya kurumlar, zaaf gözlerine batsa da görmezler. Ortaya çıksa inkar edeceklerinden emin olabilirsiniz. Zaaf giderici, güvenliğimizi derinleştirici bir irade beklemek saflık olur. Olmayan şeyi ortadan kaldırmak mümkün olmadığı için, “zaaf” sorunumuz da yok. Ya ölüler mi dediniz?

Her neyse… Paris, Brüksel ve İstanbul eylemlerinin aynı kalemden çıktığı oldukça berrak. Hedef seçimi, uygulama aynı el yazısının izlerini ve mesajını taşıyor. Ama buna rağmen bu üç şehir, oldukça farklı. Paris’in hedef olması şaşırtıcı değil. Fransa; Suriye politikası, bölgedeki tarihi, dünya güvenlik mimarisindeki yeri, siyasi ağırlığı, Afrika kıtasındaki etkinliği ile önemli bir ülke. Paris önemli bir metropol, sembol. Eylemi yapan ekibin hazırlıkları Fransa’da değil Brüksel’de yapmış olması da ilginç ve önemli. İstanbul eyleminin de nerede planlandığını henüz bilmiyoruz, ama Paris’te olduğu gibi ‘yabancıların’ devrede olması tesadüf değil.

Eylemlerde ‘yabancıların’ kullanılması planlama aşamasında istihbarat birimlerine karşı önlem olabileceği gibi, mesaj da olabilir. Potansiyel hücreleri belli sosyal gurup çemberlerinde aramayı zorlaştırma, gelecek eylemleri kamufle etme için de olabilir. Çeçenler Türkiye, Türkler Rusya’da… Hedeflenen siyasi mesaj için de önemli eylem timinin yapısı.

Bu konu üzerinde çalışmakta yarar var. Fransa veya Belçika gibi ülkelerde IŞİD’in sosyal tabanı sınırlı ve biliniyor. Yerleşik Kuzey Afrika göçmen kitlesi ve Avrupa’ya giden sığınmacıları aşan bir kitle yok IŞİD için. Güvenlik güçlerinin bu sosyal gurubu mercek altına alacağını, siyasi programların bu sosyal gurup endeksli olacağını Paris sonrası kararlardan kolayca okumak mümkün.

Türkiye’de durum farklı. Toplumun ezici çoğunluğu Müslüman. IŞİD, El-Kaide gibi örgütler için derya. Ekonomik, sosyal, ailevi sorunlardan bunalmış bir kaç bin genç bulmak, “Selefi” ideolojinin basit çözümleri için kazanmak sorun değil. Paris ve Brüksel eylemlerini gerçekleştiren gençlerin biyografisi de bize bu mesajı veriyor. Sanıldığı gibi fanatik aşırı İslamcı görüşleri olan bireyler değil karşımızdakiler. Tüketim toplumu ile iç içe gençler intihar yeleği giyenler.

Türkiye’yi Fransa ve Belçika’dan ayıran ikinci bir özellik de var. Son yıllarda Türkiye derin bir kurumsal, ahlaki çöküş süreci yaşıyor. Demokrasi ve adalet umudu olarak gelen AKP, Erdoğan ile siyasi İslam da iflas etmiş durumda. Yolsuzluklar, algı aracına indirgenmiş havuz medyası ve inandırıcılığını tümden yitirmiş bir iktidar. IŞID ve Selefiler için ideal bir altyapı. Terör ile mücadelenin ‘zafiyet yok’ diyenlerin değil, bizim sorunumuz olduğunun farkında mısınız?

03.07.2016 02:00