TAKİP ET

Paris-Berlin hattı

Bugün karar günü, herkes merakla sonuçları bekliyor. Beklerken size etrafımızda neler olduğunu aktarayım dedim.

Mesela Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande “ikili” görüşmeler için Berlin’de. Aslında görüşmeler ikili değil. Hollande, Bayan Merkel’in ev sahipliğini yapacağı G-7 zirvesinin hazırlıkları için gelmiş. Ana konu bir kez daha “Yunanistan” ve “Grexit”. Yani ortak para birimi Euro’nun geleceği. AB Komisyonu bu konuda bir “çözüm” taslağı hazırlamış, Komisyon Başkanı Jean-Claude Juncker de Berlin’de. Akşam yemeği IMF Başkanı Christine Lagarde ve Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi’nin son anda katılması ile küçük bir zirveye dönüşüyor. Atina’ya “son” bir öneri paketi konuşuluyor. Dosya Çipras’ın arzu ettiği masada, politik zirvede artık. Muhasebeci kültürü ile konuya eğilen maliye bakanlarının masasında değil.

Konu son Aralık 2014 AB zirvesinde de yine bir akşam yemeği ile masaya yatırılmıştı. Rivayete göre “üçlü yemek” Çıpras’ın ricası üzerine gerçekleşmişti. Ama üç lider yalnız değildi. AB Konseyi Başkanı Donald Tusk, Komisyon Başkanı Jean-Claude Juncker, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi ve Euro Grubu Başkanı Jeroen Dijsselbloem ile zenginleşen yemek masası kurumsal olarak “küçük zirve” gibiydi. Euro Grubu’nun diğer 16 üye ülkesi masada değildi, menüden de bihaberdi. Belçika başbakanı Charles Michel’in “Merkel ve Hollande’ın hangi yetkiye dayanarak Euro Grubu adına Çipras ile müzakere ediyor?” diye çıkışı, Euro Grubu’nda havanın bozuk olduğunu gösteriyordu. Ama bir gerçeği de görünür kılıyordu. Berlin-Paris hattı Avrupa Birliği’nin(AB) kuruluşundan beri, Birliğin dinamiklerini belirleyen bir olgu. Bunu Charles Michel de bildiği için ikna yemeğinin sonuçlarını sorgulamaya kadar giden bir tavır sergilemedi. Sonunda olay bir “akşam yemeği” idi, herhangi bir “karar” da gündemde değildi.

Aynı zirvede Paris-Berlin-Londra’nın AB’nin dış ilişkilerden sorumlu temsilcisi Federica Mogherini ile İran müzakereleri masaya yatırıp AB’nin İran politikası ve ambargoları konuşması da Brüksel’de siyasi gerçeklere ışık tutar nitelikte idi. Ambargolar 28 üye ülkenin oybirliği ile alınsa da, Paris, Londra ve Berlin’in AB adına konuştuğundan kimsenin şüphesi yoktu.

Ukrayna krizinde son ateşkese giden Minsk görüşmelerinde Hollande-Merkel ikilisi Putin karşısında oturmuş, AB adına müzakere etmiş olması da tesadüf değildi. Bu iki liderin elindeki en önemli silahın AB düzeyinde ambargo olduğu da biliniyordu. Rusya ile ilişkilerde farklı bir politika izleyen Macaristan, Kıbrıs gibi üye ülkelerden bile “yetki” meselesini gündeme taşıyan çatlak bir ses duyulmadı. AB Konsey veya Komisyon başkanı, Putin karşısında etkin bir konuma hâlâ sahip değil. Paris ve Berlin son yıllarda pek birlikte hareket etmemiş, Sarkozy Gürcistan krizinde tek başına sahneye çıkmış, pek ciddiye alınmamıştı. Paris-Berlin ikilisinin birlikte hareket etmesi, bu iki başkentin özgür ağırlığını katlayan bir etki yapıyor. Bu etki uluslararası ilişkilerde hissedildiği gibi, AB iç dinamiklerde de belirleyici bir faktör.

AB’nin kuruluş yıllarında Paris-Berlin (Bonn) hattının etkinliğini hocamız ilginç bir örnekle anlatmıştı. “AB kurumları ayda bir toplanıyor, Fransız-Alman delegasyonu her hafta” demiş, kararların nerde hazırlandığına işaret etmişti. AB artık o zamanlar gibi 6 veya 9 üyeden oluşmuyor. Karar süreci 28 üye ülke ile kolaylaşmadı. Paris-Berlin hattı bugün dünden daha elzem.

AB uluslararası ilişkilerde etken olmak, Balkanlar veya Türkiye gibi masadaki sorunlara cevap bulmak ve Euro krizi gibi kurumsal karar bekleyen sorunlara eğilmek istiyorsa, Paris-Berlin hattının arkasında kenetlenmek zorunda. Bu gerçekleşirse AB uluslar arası ilişkilerde ekonomik gücüne orantılı politik bir aktör olur, etkinleşir. Mesela Ak Saray danışmanlarının siyasi coğrafya bilgisi zenginleşir, Türkiye’nin siyasi ve ekonomik yerinin Avrupa’da olduğunu anlamakta zorlanmazlar. Paris-Berlin hattının canlanması AB’nin tutarlı bir Türkiye politikası için de bir şans olabilir.

Hayırlı seçimler ve iyi pazarlar…

07.06.2015 19:30