TAKİP ET

Nasıl bir İran politikası?

İran ile sürmekte olan nükleer müzakereler konusunda pek bilgi sızmıyor. Delegasyonlar tekrar masada.

Ama müzakere aktörlerinin basına yansıyan, kaygı dolu demeçleri, sorunların sürdüğüne işaret ediyor. Anlaşma metni üzerinde uzlaşmanın haziran sonuna kadar sağlanma ihtimali zayıf. Sorun sadece İran’ın nükleer meselede direnmesinden kaynaklanmıyor. Sorun aynı zamanda UN, ABD, AB düzeyinde alınmış, karmaşık ambargo mimarisinden de kaynaklanıyor. İran ambargolar konusunda önünü görmek, süreci takvime bağlamak istiyor. Sorunun merkezinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve Avrupa Birliği kaynaklı ambargolar değil, ABD kaynaklı ambargolar yatıyor. İran politikasında Temsilciler Meclisi ve Senato’da katı muhalefetle karşı karşıya olan Obama, sürmekte olan güven sorununu aşmak zorunda. Bu yüzden ambargoları uygulamalara bağlı olarak, kademeli kaldırmak istiyor. Taraflar haziran sonuna kadar anlaşamaz ise, ne olur veya ne yapmalı sorusu gündemde artık. Biz Türkiye ve Ortadoğu açısından Obama’nın sürdürdüğü diyalog sürecinin alternatifsiz olduğunu, diyaloğun sürmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Ortadoğu birkaç yerde birden yangın çıkmış bir ormanı andırıyor. Hava sıcak, rüzgar nerden eserse essin, yangın büyüyor ve oranın tümünü tehdit ediyor. Irak, Libya ve Suriye felaketlerinde gördüğümüz gibi bombalarla demokrasi gelmiyor. Savaş kaos ve felaket getiriyor. ABD, Rusya gibi aktörler anlaşsa bile, Irak, Suriye, Libya’nın iç barışı bulması yıllar alacak. Bölgede barışın inşası için, Türkiye, Mısır, İsrail, Suudi Arabistan ve İran gibi ülkelerin de sürece kazanılması zorunlu. Barışın temel taşlarından biri “nükleersiz bir Ortadoğu” hedefidir. Yani İran ile müzakerelerin merkezinde olan mesele. İran ile bu konuda anlaşma olamadan, Ortadoğu’da nükleer silahlanmanın önüne geçmek mümkün değil.

İran’ı önemli kılan ikinci bir etken de var. İran için nükleer mesele enerji meselesi değildir. İran için nükleer mesele siyasi varlık konusu, rejim meselesidir. Başka bir deyimle İran son yirmi yıldır nükleer teknolojiyi rejimin garantisi olarak gördüğü için, ağır fatura ödemesine rağmen sürdürüyor. Ama en geç Suriye krizi ile iç tehdidin dış tehditten daha büyük olduğunu Tahran’da en geri zekalı siyasi aktör bile görüyor artık. Bu tehdide karşı çarenin baskı ve idamlar olduğunu savunan etkin “devrimci” bir kadro olduğu gibi, sorunun yirmi yıldır süren bu baskı politikasından kaynaklandığını görenler de var. Devlet içerisinde devlet, “Devrim Muhafızları” ve kurduğu çıkar yapılanması, her türlü açılımı, “devrime ihanet” ve tehdit olarak algılıyor. İran’ın ekonomik kalkınması, iç barışı inşası ancak bu tür yapılanmaları aşması, dünyaya açılması ile mümkün. Bunun alternatifi yok. Zira alternatifi Netanyahu’nun arzuladığı gibi İran’ın çökmesi, kaosa sürüklenmesidir. Başka bir deyimle Ortadoğu’da yeni büyük yangın.

Tüm baskılara, sosyal ve ekonomik krizlere rağmen İran “sağlam” duruyorsa bu derin devlet kültüründen kaynaklanıyor. “Devlet kültürü” derken devlet yönetimindeki kadroları kastetmiyoruz. Halkın yüzyıllardır yaşadığı tecrübeden kaynaklanan, en kötü despotu, kaosa tercih etme bilincinden bahsediyoruz. İran’da bugüne kadar tüm baskılara rağmen kaosun önüne geçen bir bilinç bu. Bir gerçek daha var. İran toplumu, sosyal yapısı, eğitimi, dünyaya bakışı ile sürmekte olan rejimi taşıyamayacak kadar açık ve ileri bir toplum. “Devrim” kadrolarının önemli bir bölümü bu gerçeğin de farkında ve açılımın varlık meselesi olduğunu görüyor. Ne kadar etkinler? Bilemiyoruz. Ama bu kadroların entelektüel birikimi ve devlet kültürünü küçümsememek gerekir.

Çözüm İran politikasında iç dinamiklerin güçlendirilmesinde yatıyor. Bu sadece temel insan haklarında ısrar, diyalog, İran’ın dünyaya açılmak, güven, baskı ve şiddet kaynaklarının izolasyonu ile mümkün. Obama çizgisi İran iç dinamiklerine hitap eden bir politika, bu yüzden alternatifsiz. Ortadoğu yeni bir yangın kaldıramayacak kadar perişan. Birkaç ay daha müzakere, en küçük kırılmadan bin kere daha hayırlıdır.

21.06.2015 20:30