TAKİP ET

Korku ve terör

Korku ülkemizin üzerine ölü toprağı gibi çökmüş, huzur vermiyor. Devletin zirvesinden caddede yürüyen vatandaşa kadar yürekleri korku salmış, kaygı insanların yüzünde, yaşamlarının bir parçası olmuş.

Bir toplantıya katılıp katılmama korkusunu, beyinlere kazınan Suruç, Ankara, Sultanahmet görüntülerini unutmak, bilinçaltı etmek mümkün değil. Güneydoğu’da köyler 90’lı yıllarda boşaltılmıştı, şimdi şehirler boşalıyor. Sorunlara kör, sadece şiddet ile çözüm arayan bir devlet ile karşı karşıyayız. Faili “meçhuller” tekrar gündemde.

Tüm dünyanın konuştuğu, her gün ölüm haberlerinin geldiği, çocukların öldüğü, haftalardır sokağa çıkma yasaklarının sürdüğü, barış değil, nefretin kol gezdiği durumu protesto eden akademisyenler hedef. Tutuklanıyor, rencide ediliyor, hedef gösteriliyorlar. Ülkemizde sorunların anası Kürt meselesinde farklı düşünmek suç. Erdoğan’ın “Hitler Almanya’sı” örneğini ciddiye almamış, Saray efradının cahilliğine, bilgisizliğine yorumlamıştım. Hayır, bu ülkede farklı görüş, farklı düşünce istemiyorlar. Baskı, korkutma, rencide etme, aşağılama iktidar aracına dönüşmüş durumda. Giderek genişleyen cadı avı hakim ülkeye.

İnsanlar konuşurken dikkat ediyor. Yanlış bir söz, cümle “hakaret” sayılabilir. Gazeteciler “hakaret” suçlaması ile ya tutuklu ya da yargılanıyor. Gazetecilik tehlikeli bir mesleğe dönüşmüş durumda. Kamuoyunu yakından ilgilendiren bir haber yayınlamak, “vatana ihanet” suçlaması ile karşılık bulabilir. Havuz medyasında derin devletin “köşeleri” gazetecileri, medya patronlarını tehdit ediyor. “Ezeriz”, “yaşadığına şükret”, şunu “işten çıkart”, bunu “kov” diyerek emir veriyorlar. Türkiye gerçekleri değil, Saray efradının hoşuna giden bir algı dünyası konuşulsun istiyorlar. Bankalara el koyuyor, şirketleri batırmaktan çekinmiyorlar. Sırada İş Bankası var.

Korku hükümet, AKP, havuz medyası içerisinde de kol geziyor. İşinden olmak, parti içinde yalnızlaşmak, marjinalleşmek her an mümkün. Bir konuda farklı düşünmek, düşünceyi seslendirmek bile fazla, şüphe kaynağı. Saray efradı, hatta Cumhurbaşkanı’nın bile korku yüzünden okunuyor, korku kaynağı, caddedeki vatandaştan farklı da olsa. Herkes tehdit altında, hak hukuk yok. Hakimler, savcılar araç. Güvence değil.

Hidayet Karaca ve çok sayıda polis, güvenlik görevlisi “Tahşiye” isimli bir gruba “kumpas” kurduğu suçlaması ile tutuklu, cadı avı hedefi yapılmışlar. Olay aslında oldukça basit. Türkiye’de El Kaide hücrelerini hedefleyen bir polis operasyonunda, Tahşiye Grubu üyeleri de tutuklanmış, sorgulanmış. Genelkurmay üzerinden mahkemeye iletilen MİT raporları bu grubun tehlikeli olduğunu, “eylem” yapabileceğini söylüyor. Tahşiyecilerin içe kapanık, şiddet yanlısı ve cihat anlayışını benimseyen bir grup olduğunu söyleyen MİT raporu, “Usame bin Ladin ve El Kaide terör örgütüne tam anlamı ile destek vermekte olup…” cümleleri ile devam ediyor. El Kaide’nin İslam ordusu olduğuna inanan bu grup için Türkiye “kafir”. Uzatmaya gerek yok. İstihbarat birimlerinden bu tür bulgular alan bir güvenlik gücü böyle bir grubu mercek altına almasın da, ne yapsın? Ama Türkiye’de görevini yapan bu polis kadroları, “masum” insanlara karşı kumpas kurduğu, “hürriyetlerini” gasp ettiği için tutuklular ve “terör” suçundan yargılanıyorlar. Hakimler, savcılar bu en basit düşünceyi bile “muhakeme” etmiyor, edemiyor. Zira biliyorlar ki, cadı avı sürecine ters bir karar verirlerse, tayinleri çıkacak veya “sulh” hakimleri tarafından tutuklanacak, rencide edilecekler. Korkuyorlar.

Türkiye’de devletin zirvesinden en sade vatandaşa kadar herkes korku hisleri ile yaşıyor. Terör korkusu Türkiye’ye özgü bir korku değil, Paris, New York, Brüksel de yaşıyor bu korkuyu. Hiçbir suçu olmayan masum insanların devlet şiddetine maruz kalma korkusu Türkiye’ye özgü. Keyfi ve “filli” bir rejim var. Hak ve hukuka zerre kadar değer vermeyen bir içişleri bakanı, sopalı bir güruhla gazeteleri basan bakan yardımcıları, “alçak” kelimesi farklı düşünenler için Cumhurbaşkanı’nın kullandığı en hafif hakaret olan bir ülkede yaşıyoruz. Siz korkmuyor musunuz?

24.01.2016 09:30