TAKİP ET

İslamcılarla solun buluştuğu harabe

Ülkemizin derin tarihi uçsuz bucaksız harabeler bıraktı bize. Önemi meçhul bu harabe gölgeleri temmuz sıcağında çekim alanıdır, serindir. Son yıllarda gazete sayfalarını süsleyen, bu hafta yüzüncü yılını ‘kutlayan’ Skyes-Picot ‘anlaşması’ bu harabe gölgelerini hatırlattı bana.

Genellikle İslamcı ve solcu yorumcularımızın buluştuğu Ortadoğu krizi, felaketinin konuştukları bir harabe Skyes-Picot. Kendi tarihini sorgulamadan kaçış, günah keçisi arayışı.

Birinci Dünya Savaşının gölgesinde, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü üzerine bir “plan”. Daha doğrusu Fransa ile İngiltere arasında Ortadoğu’da Balkanlara benzer olası bir gelişmeye ön hazırlık, iş bölümü. Çıkar çelişkilerinin önüne geçme arayışı.

Plana ismini veren iki ‘uzmanın’ Ortadoğu siyasi, etnik, sosyolojik, hatta coğrafi bilgilerinin pek derin olmadığı biliniyor. Çizdikleri haritanın Afrika bölüşülürken yapılan metodu andırması bu yüzden tesadüf değil. Masada zaten Ortadoğu değil, Paris ve Londra’nın çıkarları var. İngilizler buhar gücüne dayalı donanmayı, dizel motora geçiriyor bu yıllarda. Azerbaycan yanında Irak bilinen tek petrol kaynağı, önemli. Basra ve Gelibolu’da hezimete uğrayan İngilizler, İskenderun körfezinden üçüncü bir cephe açmak için Fransızları ikna etmeye çalışıyor. Zamanın pratik sorunları masada.

Planın mürekkebi kurumadan İngilizlerin Filistin’de farklı çizgiye kaydıkları biliniyor. İskenderun, Adana, Mersin üçgeninde planlanan merkezi bir yapı da yok bugün. Araplar Osmanlıya sırt çevirdiği, ‘ihanetleri’ savaşın seyrini değiştirdiği için İskenderun çıkartmasına da gerek kalmamış. Yani ana hatları ile uygulanmayan bir anlaşma olduğu gibi, günümüz dünyasının güç merkezleri de Paris ve Londra değil. Buna rağmen neden hala gündemde? Solcu ve İslamcı köşe yazarları için bu harabeyi çekim merkezi yapan olgu ne?

Bu sorunun rasyonel bir açıklaması şüphesiz var. Ama İslamcılarla Türkiye solunu, ulusalcıları bu harabenin gölgesinde buluşturan bir gerçek de var.

Skyes-Picot’u çekici kılan emperyalist bir harita olması. Yüz yıldır çizgileri lastik gibi çekilerek, “Gördünüz mü? İşte planladıkları Ortadoğu” denebilecek bir harita. Ortadoğu’da ‘harita’ tartışması bugün de gündemde olduğu için çekici. Filistin, Kürdistan, küçük devletçiklerden oluşan Suriye ve Irak haritaları masada.

Ama bir soruyu tartışmıyoruz. Osmanlı niçin çöktü? Araplar niçin sırt çevirdi? Neden Osmanlı yerine İngilizlerle felaketi tercih ettiler? Hangi iç dinamikler İngiliz ve Fransızlara Ortadoğu’da etkin olma kapılarını açtı? Bu sefalet neden yüz yıldır sürüyor? Bu soruları sormuyoruz bile. Bu sorular İslamcılar için de, Türkiye solu için de zor sorular. Serin harabe gölgeleri daha rahat.

Cemal Paşa’nın idam sehpalarını, İttihat Terakki’nin zulmünü, Araplarla yaşanan yabancılaşmayı, insan hak ve temel değerlerin çökmesini, despotizmi, şiddeti konuşmuyoruz. Çünkü zor, günümüzün gerçeklerini, zaaflarımızla yüzleşmeyi gerektiriyor bu sorular.

Bir şey daha var. Türkiye’yi NATO, Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerine taşıyan süreci İslamcılar ve Türkiye solu hala özümsemiş değil. Solun “anti emperyalist” bakışı, Deniz Baykal’ın “onlar ortak, biz pazar” diyen, Erdoğan’ın Batı karşıtı ruh hali buluşturuyor İslamcılar, ulusalcılar ve solcuları Skyes-Pikot harabesinin gölgesinde. Araplar gibi Kürtleri kaybederken, bu harabenin serin havasında, dış mihrakları konuşuyoruz. Şiddet, hukuksuzluk, temel insan haklarının ayaklar altında olduğunu, Kürtlere anadilde eğitimi esirgediğimizi değil…

19.05.2016 16:53