TAKİP ET

İklim, ağaçlar ve arılar

Birleşmiş Milletler (BM) Paris İklim Konferansı ateşi yükselmiş çocuğun başında çare arayan aileyi hatırlattı.

Gözler termometrede, yükselen ateş 40 derece olmasın diye uğraşır gibi dünya. Tüm yorumlar Paris konferansının başarılı olduğu, ailenin “çocuğun” sağlığı için yapılması gereken önlemleri almaya kararlı olduğunu söylüyor. Bundan önce de benzer konferanslar yapıldı, umut verici kararlar alındı, fakat uygulama farklı oldu. Bu konferans sonuçları da kısa zamanda unutulur, “çocuğun” ateşi yükselmeye devam eder mi, göreceğiz.

Alınan kararlar hiç değilse hastalığın teşhisinde mesafe alındığını gösteriyor. Atmosferin giderek ısınmasında kömür ve petrole dayalı fosil enerji tüketiminin ana etken olduğu konusunda dünya hemfikir. Giderek aratan CO2 atmosferi, geleceğimizi tehdit ediyor. Bu yüzden karbon tüketimini geriye çekmek, enerji politikasında çevre bilincinin öne çıkması hayati öneme sahip.

Ne yazık ki bu konuda da dünya kuzey/güney sorunu ile yüz yüze. Kömür ile endüstri devrimini gerçekleştiren kuzey, yeni enerji politikası ve bu politikanın ekonomik meyvelerini toplama sürecinde. Güney 19. yüzyıl Avrupa’sını aratacak boyutta “kömür” yakıyor. Stockholm ve Ankara karşılaştırması bu açıdan ibret verici. Stockholm’da Yeşillerin de koalisyonda olduğu hükümetin selefi muhafazakarlar ile farkı ilginç. Hükümet 2050 olan fosil enerji kaynaklarından çıkma hedefini 2040 olarak revize etmiş. Bu iddialı karardan sadece yeni hükümetin iklim meselesine verdiği önemi değil, muhafazakarlarla aralarındaki farkın prensip değil, “zamanlama” meselesinden ibaret olduğunu okuyoruz. Yani bu ülkede artık enerji politikasında toplumsal bir konsensüs var. Bu kararın mikro politikalarını, uygulama boyutunu mu incelemek istiyorsunuz? Stockholm’a kısa bir ziyaret yeter. Ulaşım politikasından, artıkların nasıl enerji kaynağına dönüştürüldüğüne politikanın pratiğe yansımasını inceleyebilirsiniz. Enerji tüketiminde konutların önemi de, politikanın merkezine alınmış. Konutlarda “sıfır” enerji tüketimi hedef, adımlar atılmaya başlanmış. Tüm bu politikaların faturası var tabii ve tartışılıyor. Ama ekonomik getirisi de var. Enerji üretiminde çevre merkezli teknolojilerin bu ülkelerde gelişmesi ve ihraç ürününe dönüşmesi tesadüf değil. İsveç enerji devi Vattenfall’ın Berlin’de birçok mekana “yeşil” enerji satması, kömür kaynaklı ünitelerini satışa çıkarması tesadüf olmadığı gibi.

Ankara nerede mi? Sabancı Üniversitesi Politikalar Merkezi’nce düzenlenen bir oturumda, hedefler bir yana Türkiye’de enerji politikasında en son verilerin 2001 yılına ait olduğunu öğreniyoruz. TOKİ’nin kışın ısıtılıp yazın soğutularak oturulur olan konut, daha doğrusu silolarına eğilmeye gerek yok. Araştırmacılar iklim için Türkiye kömüre destek politikasından vazgeçse, önemli bir adım atılmış olur diyecek kadar mütevazılar. Ülkemizde İsveç ile karşılaştırılamayacak kadar bol güneş ve rüzgarın enerji kaynağına dönüştürülmesi Ankara’nın gündeminde bile değil. Devlet politikası olmadığı gibi, özel sektör yatırım sahalarını “imtiyaz çantasına” koymuş fırsatçılar ile baş başa bırakılmış durumda.

Gezegenimizde ateşin yükselmesinde en önemli ikinci etken orman ve bitki örtüsünün giderek yok olmasından kaynaklanıyor. “Çocuğun” akciğeri iyi durumda değil, giderek yok oluyor. Her gün binlerce hektar, yetişmesi asırlar süren tropik orman kesimi sürüyor. Bu süreci sadece durdurmak değil, tersine çevirmek zorundayız. Paris’te bu yönde de karar alındı. Uygulaması kolay olmayacak. Bitki örtüsünü tehdit eden diğer kaynaklar da var.

Bitkilerde döllenmenin % 90 gibi önemli bir bölümünü gerçekleştiren arılarda ölüm oranı kaygı verici. Avrupa’da 2015 verileri kovanların % 40’ının kışı geçirmediğini gösteriyor. Bu yarıya yakın kaybı telafi etmek mümkün değil. Döllenmesiz doğum olmayacağını söylemeye gerek yoktur sanıyoruz. Bitkilerde döllenmenin ana aracı arıların ölümü, tarım ilaçlarından kaynaklandığı biliniyor. Çocuklarımıza yaşanabilir bir gezegen devretmek istiyorsak, “çocuğun” kan değerlerini düzeltmek, havayı, toprağı zehirleyen pratikleri durdurmak, yaşam şeklimizi derinlemesine sorgulamak zorundayız. Mutlu yeni yıllar…

01.01.2016 08:59