TAKİP ET

‘Hayır’ deme ve sağduyu zamanı

Yüze yakın insanımızı kaybettiğimiz bu günlere, hislere hakim olmak neredeyse imkânsız.

Gazeteleri okurken insan, gözyaşları, kızgınlık ve isyan arasında gidip geliyor; ağlamamak için kendini zor tutuyor. Acımız derin. Çocuğunu, eşini, kardeşini kaybedenlerin kısa hikâyeleri, acılarının derinliğine kısa bir göz atmamız, gözlerimizi yaşartıyor. Allah sabır versin…

Havuz medyası ise kâr-zarar bilançosu yapıyor. Acı ile kıvranan, yarası kanayan insanların sempati duyduğu hareket ve siyasi partilerin “karlı” çıkacağını savunuyor. Burada da durmuyor, katilleri bu kesimde aramak gerektiğini savunuyorlar. Müslüman olduğunu düşünen insanlar bunlar. Mehmet Barlas bize “abartmayın çocuklar” demek ister gibi, “Daha dün Irak’ta 160 kişi öldü.” diyor. “Ankara’da ölenlerin sayısı ne ki?” dercesine. “Burası Ortadoğu” diyor. Yani “normal” demek istiyor. Barlas’ın hayatı boyunca his dünyasından yoksun yaşadığından, duygu denen olgunun ne olduğunu bilmeden dünyadan ayrılacağından emin olabilirsiniz. Onun öncelikleri başka şeyler oldu hep. Bize barış için yürüyenlerin kana bulanmasını bir Ortadoğu gerçeği olarak satmak istiyor. Olağan!

‘Hayır’ deme zamanı. Mehmet Barlas gibi acı, sevgi ve his dünyasından bihaber, Türkiye’nin, Ankara’nın göbeğinde gencecik fidanlarımızı kana bulayan katillerin kol gezmesine ‘hayır’ deme zamanı. Hayır beyler, burası Türkiye. Avrupa Birliği ile üyelik müzakereleri sürdüren, demokrasi, hukuk devleti, barış arayışında olan bir ülke. Burası Kobani’ye, Suriye’ye, Irak’a barış götürme, Ortadoğu’yu despotlara, katillere terk etmemek gerektiğine inanan, barış için yürüyen insanların yurdu. Burası Türkiye.

Merak etmeyin, his dünyasından yoksun, demokrasi ve adalet olgusundan bihaber, sorumsuz, ülkeyi yönetmekten aciz bu zümreye terk etmeyeceğiz ülkemizi. Olaydan bir iki saat sonra, giderek artan ölü sayısını bile bilmeyen İçişleri Bakanı’nın “güvenlik zafiyeti yok” cümlesini kabul etmeyeceğiz. “Miting alanında güvenlik tedbiri alınmıştı, zafiyet yok.” diyor. Konuşan sanki miting alanı güvenliğinden sorumlu komiser, Türkiye’nin güvenliğinden sorumlu içişleri bakanı değil. Alandan birkaç yüz metre ileride kilolarca bomba patlıyor, insanlar ölüyor, “güvenlik zafiyeti” yok diyor. Nereden biliyor? Muamma!

Gazetecilerin “güvenlik zafiyeti var mı?” sorusunu; “olabilir, araştırıyoruz, elimizdeki veriler henüz yetersiz dese…” ciddiye alacağız. ‘Hayır yok’ diyor. Birkaç gün sonra ihmal zafiyet olduğu anlaşılsa, böyle konuşan bir bakan kamuoyu ile bu bilgiyi paylaşır mı? Paylaşabilir mi? Üstünü örtmez mi? Biz bunu yolsuzluklar ayyuka çıktığında yaşamadık mı? “Yolsuzluk yok” demediler mi?

Zaman sağduyu zamanı. Başbakan Davutoğlu’nun İslamcı terör örgütü IŞİD ve aşırı sol terör örgütü DHKP-C’nin eylemden sorumlu olabileceğini söyleyen cümleleri her şeyi anlatıyor. Güvenlik güçlerinin tamamen karanlıkta gezdiğini, terörün kaynağını soldan sağa tüm yelpaze içerisinde aradıklarını anlıyoruz bu cümlelerden. Kanlı 1 Mayıs’ı, Taksim Meydanı’nı kana bulayan olayı hatırlatan, eylemin arkasında derin devlet, Ergenekon gibi bir teşkilatın olabileceğini savunanlar da var. Bilmiyoruz, ama mümkün. İslamcı veya sol bir terör örgütü olabileceği gibi, Ergenekon gibi karanlık güçler de olabilir. Olayın arkasında kim olursa olsun, amaçlarının ne olduğu açık, ülkemizde kaos olsun, birbirimize girelim istiyorlar. Başaramayacaklar.

Zaman sağduyu zamanı. Zaman katilleri, sorumluları bulma, cezalandırma zamanı. Zaman güvenlik zafiyetini derinlemesine araştırma, benzer olayların önüne geçilmesi için önlem alma zamanı. Zaman sapla samanı ayırma, ülkenin dirliğini, güvenliğini sorumlu olduklarını bildiğimiz insanların eline verme zamanı. Seçmen için 1 Kasım bu yolda bir fırsat. Ama yetmez. Tüm siyasi partilerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız, toplumun tüm kesimleri bu tuzağa düşmeyeceğimizi göstermelidir. Yangından mal kaçırmak için ülkeyi ateşe vermek isteyenlere fırsat vermeme, sağduyu zamanı.

15.10.2015 16:01