TAKİP ET

Hangi paralel yapı?

“Çatışmalar bayramda da sürer mi?” diye sormuştu bir Fransız dostum.

Bayram’ın önemini mi, yoksa Kürt meselesinde durumu anlamak için mi, bilmiyorum. “Sanmıyorum, saygı duyarlar” demiş, hislerimi, belki arzularımı dile getirmiştim. Yanılmışım, çatışma sürüyor, anaların canı yanıyor, bayram günü birçok ailenin ocağına ateş düşmeye devam ediyor. Neden? Anlamak, kavram mümkün değil. Daha birkaç ay öncesine kadar “çözüm süreci” devrede değil miydi? Silahlar susmamış mıydı? Ne oldu da tekrar çocuklarımız bir kez daha ölüyor? Halbuki inanmıştık, Kürtler de inanmıştı. Leyla Zana ile Kobani krizi sonrası son görüşmemizde sürecin, müzakerelerin ciddiyetini sormuş, ülkenin nabzını iyi tutan bu politikacının görüşünü bilmek istemiştim. “Ciddi götürüyorlar Ali, umutluyum. Devlet de artık çözüm istiyor” demiş ve üst konumda bulunan bürokratların ismini vererek, yapıcı tutumlarını örneklerle anlatmıştı. “Devlet de artık bu işin silahla çözülemeyeceğini görüyor ve süreci destekliyor” diye eklemişti. Ankara’dan umutla ayrılmıştım, sevinmiştim.

Aynı günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın süreci katı bir dille savunan konuşmalarına, kararlılığına şahit oluyorduk. Bakın Urfa konuşmasında olayı nasıl dillendiriyordu: “Şimdi bakın biz bu sorunu çözmek için, annelerin gözyaşlarını dindirmek için samimi mücadele verirken önce Oslo sürecini sabote ettiler. Arkasından MİT müsteşarımızı tutuklamak, devre dışı bırakmak istediler. Arkasından Paris’te suikastlar yaptılar. Süreci bozmak istediler. İşte en son 17 Aralık darbe girişimiyle, 25 Aralık darbe girişimiyle çözüm sürecine saldırdılar. 16 Kasım’da Diyarbakır’da tarihi buluşmayı gerçekleştirdik. Irak’tan Sayın Mesud Barzani Diyarbakır’a geldi. Şanlıurfalı İbrahim Tatlıses geldi, 38 yıldır ülkesinden, vatanından, toprağından uzak kalan Şivan Perver Diyarbakır’a geldi. Diyarbakır’da muhteşem tablo oluştu. Sadece Diyarbakır değil, tüm Türkiye bu tablodan etkilendi, duygulandı. Bana telefonlar geldi ve sevinç gözyaşları döküldü. Türkiye’de barış, çözüm, kalıcı bahar umudu çoğaldı. Peki, ne yaptılar? Dershane meselesi çıkardılar, bu muhteşem buluşmayı gölgelemek istediler. 17 Aralık darbe girişimini başlattılar. Çözüm sürecini tümden baltalamak istediler. Kim yaptı? Pensilvanya’daki bir zat ve onun buradaki maşaları, onun buradaki yandaşları. Tabii bunlar yargıda, emniyet güçlerimiz içerisinde, devletin diğer kurumları içinde de örgütlenmişler. Doğu ve Güneydoğu’daki, Şanlıurfa’daki, Diyarbakır’daki bahar havasından rahatsız oldular. Gençlerin ölmeyecek olmasından rahatsız oldular. Bölgedeki değişim, gelişim, kalkınmadan, kardeşlikten rahatsız oldular. Şanlıurfa ile Trabzon, Diyarbakır ile İstanbul, Van ile İzmir’in kucaklaşmasından rahatsız oldular. 77 milyonun bir, beraber olmasından rahatsız oldular.”

Cumhurbaşkanı, Fransa’nın Lyon şehrinde de bu tezlerini tekrarlıyor, “paralel yapının” kapsamını biraz daha genişletiyordu: Terör meselesini çözmek, gözyaşını durdurmak için bir süreç başlattık. Terörü durdurma noktasına getirdik. Siyasete zemin hazırladık. Birileri bundan rahatsız oldu. Terör lobisi, silah lobisi, kan lobisi, özellikle de faiz lobisi bundan ciddi şekilde rahatsız oldu.” diyor ve Urfa’da yaptığı suçlamaları tekrarlıyordu.

Peki şimdi kim devrede? Kim müzakereleri tıkadı? Kim terörün bir kez daha hortlamasından, gençlerin ölümünden, annelerin gözyaşlarından sorumlu? Kim masayı devirdi? Kim “Kürt sorunu yok” çıkışı ile müzakereleri bitirdi? Hangi “paralel yapı”?

Çözüm sürecine karşı çıkan, muhalefet yapan da yoktu. Kılıçdaroğlu geçen hafta Brüksel ziyaretinde “Çözüm önerilerimizi ben kendi elimle zamanının başbakanına verdim. Demokrasi ve özgürlükler kapsamında, meclis üzerinden çözülsün dedik. İtibar etmediler. Sizin önerilerinizi destekleyelim dedik. Herhangi bir öneri ile gelmediler, ne konuştuklarını da bilmiyoruz.” Kimin günah keçisi yapılacağını henüz bilmiyoruz. Ama Türkiye’yi hükümeti, muhalefeti, Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Arap’ı, Sünni’si, Alevi’si ile kucaklayabilecek bir politika, politikacı yok sahnede. Belki hiç olmadı, umut sömürüsü yaşadık. Saftık, inandık.

01.10.2015 16:27