TAKİP ET

Erdoğan’la olmaz

Anayasa tartışması bir kez daha siyasi gündemin merkezine oturdu. Başbakan’ın Kılıçdaroğlu ile 2 saatten uzun görüşmesinin ana gündemiydi. Davutoğlu’nun yapıcı tutumu şu zor günlerde oldukça önemli ve umut kaynağı.

Ama iyimser olmamızı gerektirecek şartlar da ne yazık ki yok. AB süreci, hukuk devleti, yolsuzlukla mücadele gibi birçok konuda samimi olduğuna inandığımız Davutoğlu yapamaz. Yapamaz çünkü Türkiye’yi kucaklayan bir anayasa için Erdoğan engelini aşmak zorunda. Bu da tüm siyasi veriler ışığında pek mümkün görünmüyor.

İnandırıcılık Erdoğan ile AKP’nin anayasa konusunda en büyük sorununu oluşturuyor. AKP’nin “sivil anayasa” söylemi sağdan sola toplumun geniş katmanları için umut kaynağıydı, ama hayal kırıklığı oldu. Erdoğan’ın ilk anayasa reformu sadece başörtüsü ile sınırlı kaldı. Bu girişimi iyi okuyabilseydik, Erdoğan’ın “sivil anayasa” projesi olmadığını belki tüm ayrıntıları ile görebilirdik. “Evet, ama yetmez” dediğimiz 2010 Anayasa reformu AKP’de reform dinamiklerinin yaşamakta olduğunu düşündürdü. Gezi sonrası Gül, Arınç, Ergin gibi politikacılarla bu kanadın tasfiye edilişini yaşadık. AKP’de artık demokratik hukuk devleti projesini savunan güçlü ve etkin bir akım kalmadı. “Sivil anayasa” söyleminin umut sömürüsünden ibaret olduğunu, 2010 Anayasa reformlarını Erdoğan’ın “hata” olarak gördüğünü biliyoruz artık.

İnandırıcılık sorunu Kürt meselesini de gölgeliyor. Kürtlerin Türkiye’nin sosyolojik bir gerçeği olduğunu anlamamız oldukça uzun zaman aldı. Leyla Zana, Ahmet Türk gibi değerli politikacılar yıllarca zindanlarda süründü. Nihayet Kürt olduklarını kabul ettik. Varlar. Ama Kürtlerin sadece sosyolojik bir gerçek değil, talepleri olan siyasi bir gerçek olduklarını anlamakta da geç kaldık. “Çözüm süreci” kelimeleri ile Erdoğan’ın “sivil anayasa” gibi Kürtlerin umudunu sömürdüğünü, umutlarımızı seçim malzemesi yaptığını göremedik. Aldatılmış olmak inancı Kürtler ve “çözüm süreci” için mücadele veren Türklerde o kadar derin ki, Erdoğan artık ağzıyla kuş tutsa güvenilmez bir konumda. Ama aynı zamanda o kadar etkin bir konumda ki, AKP adına masada olanların gölgesinden kurtulması imkânsız. Bu paradoks anayasa sürecinin Kürtleri kucaklamasını, Kürtleri “başkanlık” için kazanmayı neredeyse imkânsız kılıyor. AKP’de ise anayasa meselesi “başkanlık” hedefine indirgenmiş bulunuyor.

Evet, bugün ülkemizde “fiili” başkanlık sistemi var. Legal değil, ama var. Bu gerçeğin altını Erdoğan “ister kabul edin, ister etmeyin” cümleleri ile oldukça berrak bir şekilde çizdi. Bu tür bir sürecin Gezi sonrası Türkiye’de siyasi altyapısı yok artık. Erdoğan’ın Gezi sonrası ülkeyi Müslüman-laik kırılma hattına zorlaması 2010 referandumunda kucakladığı kitleleri bile kırdı. Toplumun liberal, sol katmanlarının Erdoğan’ın başkanlık hayallerini desteklemesi imkânsız artık. Ama kırılma bununla da sınırlı değil. Gezi ile saf tutan “antikapitalist Müslümanlar”, Hizmet Hareketi gibi grupların kopması, Erdoğan’ın Müslüman-laik kırılma hattını da havada bıraktı. Türkiye’de etkin siyasi kırılma hukuk devleti-despotizm hattı üzerinden yürüyor artık. Bir tarafta gazetecileri hapse atan, can, mal güvenliğini hiçe sayan, keyfi ve fiili bir güç var. Diğer tarafta demokrasi ve hukuk devleti mücadelesi veren kitleler. “Despot olsaydım” diye başlayıp, olmadığını anlatmaya çalışan Erdoğan ofsaytta artık. Gol atsa bile, anlamsız.

Erdoğan 17/25 Aralık sonrası çevresinin karşı karşıya bulunduğu yolsuzluk soruşturmalarını önlemek için, Türkiye’nin zaten pek sağlam olmayan hukuki mimarisini harabeye çevirdi. Ana sütunları çatlamış adliye binasında “hak” ve “hukukun” yerleşmesi Erdoğan ile imkânsız artık. Erdoğan’ın “başkan” olması bu yıkımın kurumsallaşması olarak algılanacaktır, hukuk devletinin inşası olarak değil. Bayramoğlu, Mahçupyan gibi “yolsuzluk her zaman vardı” diye Erdoğan’ı savunan köşelerin anlayamadığı gerçek, ana sorunun “yolsuzluk” değil “hukuksuzluk” olduğudur. Yolsuzluk her zaman vardı, olacak. Ama iyi kötü sorgulanıyordu. Artık ülkemizde basın özgürlüğü, mal, can güvenliği yok. Çünkü hukuk yok artık. Erdoğan içeride, dışarıda bu durumun baş sorumlusu olarak algılanıyor. Şeffaflık, hukuk devleti önünde engel olarak algılanan bir politikacının “başkan” olması mümkün mü? Uzatmayalım, “sivil anayasa” deyiminin ruhunu yansıtan yeni bir anayasa yapmak Erdoğan ile zor, bizce olmaz.

03.01.2016 11:36