TAKİP ET

Erdoğan ve Terim

Futbol, tüm spor disiplinleri arasında en politik ve aynı zamanda politika ile bezer dinamikleri paylaşan bir spor, sosyal bir olgudur. Futbol, toplumun tüm sosyal tabakalarına hitap edebildiği gibi, tutku diyebileceğim bir his dünyası ile sadece oyun olarak değil, geniş seyirci kitlesiyle toplumun ruh halini yansıtan bir arena gibidir.

Türkiye futbolu ve politikasındaki en etkili iki isim Erdoğan ile Terim’in ilişkisi, karşılaştırması ve temsil ettikleri kültür de bu gerçeği belgeler nitelikte.

Futbol da politika gibi ekonomik ve sosyal transformasyondan, son yıllarda küreselleşmeden nasibini alan sosyal bir olgudur. Bu gerçeği görmek için takımların renklerine bir göz atmak yeter. Bu dönüşüme ayak uyduramayan ülke veya takımlar, oyunun ve toplumun beklentilerine cevap bulamadığı için kaybediyor. Avrupa şampiyonasında bu gerçeği Türkiye bire bir yaşadı. Takımımız yenilgi üstüne yenilgi aldı, İspanya tarafından rencide edildi. Uzatmaya gerek yok. Avrupa’nın en iyi ekiplerinden de gelen oyuncular takım olamadıkları ve modern bir futbol sergileyemedikleri için yenildiler. Bu iki olgu da antrenörle, yani Terim’le ilgili bir mesele. İspanya karşısında takım da yoktu, günümüzün modern futbolundan eser de yoktu.

Tesadüf mü kestiremiyorum, ama bu iki olgu ne yazık ki günümüzün Türkiye politikası ile de örtüşüyor. Ortak akıl, takım diyebileceğimiz bir kadro olmadığı gibi, dünya siyasi coğrafyasını okumakta zorlanan bir siyasi yapı var. Bu yüzden iktidar, Erdoğan kriz kaynağı. Bu yüzden sekiz yıldır ülke ekonomisi yerinde sayıyor, derin siyasi kriz ve hükümet krizi yaşadık, yaşıyoruz.

Terim’le Erdoğan’ın ortak yönleri de bu gerçeğe ışık tutar nitelikte. Terim, başarılı bir antrenör olduğu için değil, sekiz yıl önceki Avrupa Şampiyonası’ndaki başarıları ile hala milli takımı çalıştırıyor, modern futbol onu çoktan aşmış olmasına rağmen. Erdoğan da ülkeyi 2011 yılına kadar başarıyla yöneten bir politikacı olduğu için iktidarda. Bugün Terim nasıl milli takım için krizin kaynağı ise, Erdoğan da ülkenin derin krizlerinden sorumlu politikacı. Çünkü ikisi de dünyayı anlamakta zorlanıyor. Takım kuramıyor, yönetemiyor.

Benzerlikleri kişilik olarak da çarpıcı. Sosyal ve bireysel geçmişlerini yakından bilmediğimiz için, gözlemler ile yetinmek zorundayız. Bu iki kişilik de ‘aşırı özgüven’ diyebileceğimiz, ‘ben’ odaklı tutum, dil, tavır ve duruşlarından narsisizmin ileri safhasında oldukları izlenimi veriyor. Bu “aşırı özgüven” başarılardan kaynaklanıyor, aşırı narsisizme dönüşmüş olabilir. Dalkavukların bu zaaflarını sömürdüklerini gazete sayfalarından izliyoruz. Bu özelliklerin onları gerçekler ve dönüşümler karşısında kör; dinleme ve öğrenme gibi meziyetlerden yoksun kıldığının farkında değiller.

Sadece konuşmalarından değil, duruşlarından da kibir akıyor. Bu yüzden insanları rencide etmekte olduklarının bile farkında değiller. Kameraların detaylarıyla verdiği bu kibir, insanların çoğunda tarifi zor itici bir his yaratıyor. Bu iki kişilik de belki her zaman böyleydi. Sadece on yıl önce Erdoğan’ın duruşu asker vesayetine baş kaldırma, cesaret olarak okunuyor, mazlumların sesi olarak algılanıyordu. Ama artık rencide edici baskı dili, despotizmi çağrıştıran pratiğini Gezi, ‘cadı avı’ ile ve Güneydoğu’da yakından yaşadık, yaşıyoruz.

Milli takım oyuncuları modern futbolun zirvede olduğu takımlardan geliyor, en başarılı hocalar ile çalışıyorlar. Terim’in öğretilerine saygı duymaları, sonuç vermeyeceğini bildikleri bir futbol ile ‘büyük’ takımlar karşısında başarılı olmaları mümkün değil. Futbolumuzu, modern bir hava estirecek, dünya futbolu ile buluşturacak yeni bir “Derwall” misyonuna açma zamanı artık.

Politikamız da 2002 reform ruhuna benzer bir açılım ve umut kaynağına susamış durumda. Erdoğan ve Terim, çekilerek Türkiye’ye büyük bir hizmet yapabilirler. Ne dersiniz, farkındalar mı?

23.06.2016 15:50