TAKİP ET

“Erdoğan Muhatabımız değil”

Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz’un kurumlar arası ilişkiye vurgu yapmak için kullandığı “Muhatabımız Erdoğan değil.” cümlesi Türkiye’de pek anlaşılmadı.

Saray çevresi ve havuz medyası bu cümleyi “Muhatabımız Davutoğlu, Erdoğan değil.” ve Erdoğan karşıtlığı olarak okudu.

AB kurumlar mimarisinde Avrupa Parlamentosu Başkanı olan Schulz’un ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı tanımıyoruz’ gibi bir düşüncesi olacağını sanmıyorum.

Erdoğan’ın siyasi etkinliğinin de farkında olduğundan emin olabilirsiniz. Mesaj, Türkiye iç politikasına yönelik değil. Schulz, Türkiye’ye vize muafiyeti konusunda Avrupa ve Almanya kamuoyuna sesleniyor; Türkiye’ye değil.

Beklendiği gibi dün AB Komisyonu vize muafiyeti ile ilgili görüşünü açıkladı. Yine beklendiği gibi Komisyon görüşü olumlu oldu. Henüz yerine getirilmeyen veya getirilemeyen az sayıda kriter için Türkiye’nin haziran ortalarına kadar ek zaman dilimi var.

Komisyon, Avrupa Parlamentosu ve Konsey’e karar için son bir ara rapor sunmak istiyor. El freni çekmek için de süreci kolaylaştırmak için de kullanılabilecek bir mekanizma.
Teknik olarak bakıldığında vizenin kalkmasının önünde büyük bir sorun yok artık. Ama karar teknik bir karar değil. Konsey, özellikle Avrupa Parlamentosu açısından oldukça politik bir karar.

Martin Schulz’un ses getiren cümlesini de bu kapsamda, Avrupa Parlamentosu çoğunluğuna sesleniş olarak okumak gerekir. Buna rağmen havuz medyası ve Saray’ın hassas tutumu da boşuna değil. Vizenin kalkışı ve karar sürecinden hoşnut değil Saray ve efradı.

Yanlış anlaşılmasın, Türkiye’nin en az on yıldır uğradığı haksızlığın sona ermesi olan vizenin kalkmasını şüphesiz Erdoğan ve çevresi de istiyor.

Erdoğan’ı rahatsız eden AB’nin on iki yıl süren Başbakanlığı döneminde bir kez olsun AB-Türkiye zirvesi düzenleyip ortak bir fotoğraf çektirmemiş olması.
Üyelik müzakereleri için katıldığı Aralık 2004 zirvesinden sonra Erdoğan hiçbir zirveye katılmadı.

Olay bununla da sınırlı değil. Erdoğan’ın AB-Türkiye ilişkilerinde son on yıldır atılmış elle tutulur olumlu hiçbir kararı yok.

Ankara’dan aldığımız duyumlar Saray’ın sığınmacılar ve vize politikasında gelişme beklemediği için süreci Davutoğlu’na bıraktığı yönünde.

Yani Davutoğlu’nun Brüksel çıkartması sadece AB için değil, Saray için de sürpriz sonuçlarla dolu. Bu yüzden Martin Schulz’un “muhatap” cümlesi dokunuyor.

“Muhatap” meselesinin Avrupa Parlamentosu ve kamuoyunu hedef alan boyutu Saray açısından daha kritik.

Schulz Türkiye’yi yakından izleyen ve ilgilenen bir politikacı. Türkiye için vizenin kaldırılmasından yana. Bunun Parlamentoya takılmasını istemiyor.

Bayan Merkel gibi Türkiye’ye vizenin kalkmasını savunan politikacıların bugünlerde derin bir Erdoğan sorunu var.

Türkiye’de basın özgürlüğünün ayaklar altında olduğu, gazetecilerin tutuklu veya mahkeme önlerinde süründüğü, Zaman gazetesi gibi saygın gazetelere el konulduğu bir Erdoğan Türkiye’si var.

“Cadı avı”, temel hak ve özgürlükleri hiçe sayan bir hukuksuzluk süreci yaşadığımız, saygın işadamlarının mallarına el konulan, mal güvenliğinin olmadığı bir Türkiye gündemde.

Kürt meselesinde siyasi diyalog değil; şiddet ve baskı politikası hakim. Buna rağmen vize kalkıyor. Avrupa basını bir yana, bizim köşe yazarları veya uzmanlarımızın bile inanamadığı bir karar süreci yaşıyoruz.

Vize, tüm bu kötü şartlara rağmen “muhatap” Erdoğan değil; on yıldır haksızlığa uğrayan ve vize eziyeti çeken halkımız olduğu için kalkacak.

Saray ve çevresi bu mesajı doğru okuduğu ve bu hayallerindeki “Türkiye=RTE” denklemine ters düştüğü için “muhatap” söyleminden rahatsız.

05.05.2016 10:54