TAKİP ET

Erdoğan inanmıyor, istemiyor

Türkiye derin bir siyasi kriz süreci geçiriyor. Seçimler, tek parti iktidarı gibi önemli istikrar unsurları da fayda etmiyor artık. Belirsizlik etkin. AB ile ilişkiler, vize meselesinde bu durum tüm berraklığı ile dışa vuruyor. Davutoğlu ve ekibinin yoğun bir çaba ile ulaştığı sığınmacılar ve vize mutabakatının geleceği meçhul.

Davutoğlu’nun 4 Mayıs’ta, yani AB Komisyonu’nun Türkiye’ye vizenin kalkması için yeşil ışık yaktığı gün istifaya zorlanması şüphesiz tesadüf değildi. Manşetler 5 Mayıs’ta “vize kalkıyor” olacakken, “Davutoğlu çekiliyor” oldu. Davutoğlu vize konusunda Brüksel ile diyaloğa başladığı günlerde Saray’ın mesafeli durması tesadüf değildi. Erdoğan müzakerelerden vize muafiyeti gibi olumlu bir şeyin çıkacağına inanmıyordu. Dünya ve Avrupa siyasi coğrafyasını okumaktan aciz yakın çevresi de Erdoğan’ı bu inancında desteklediği için, Davutoğlu’na başarısızlığın faturasını yazmakla meşguldü. Ama olmadı, Davutoğlu AB ile ilişkilerde son on yılın en büyük başarısına imza attı.

Erdoğan ve çevresi anlamakta zorlandıkları Brüksel’in tutumunu bir komplo, Davutoğlu’nu muhatap alarak güçlendirme operasyonu olarak okudu. İnanmazken pek yalınız da değildi. Kimse, AB uzmanı hocalarımız bile vizenin kalkabileceğine inanmıyor. AB-Türkiye yabancılaşmasının derin izleri bunlar.

Erdoğan’ın kendi AB tecrübesi de farklı bir şey söylemiyor. Başbakanlığı döneminde önemli reformlara imza atmasına rağmen, bırakın vizenin kalkmasını AB 23 ve 24’üncü müzakere fasıllarını açmadı. Yani hukuk devleti, terörle mücadele için önemli, açılış kriterleri çoktan yerine getirilmiş bu konular üzerine bile resmi müzakereler başlatılmadı. Erdoğan belki bu yüzden AB’nin vize açılımını “olağan” bulmadı ve kendisine karşı bir komplo olarak algıladı. “Kimle anlaşabiliyorsan onunla anlaş” cümlesi bu kişisel kırgınlığın dışa vurmasından başka bir şey değil. “Davutoğlu mu tercihiniz? Tamam….” der gibi.

Erdoğan’ın Eyüp konuşmasında AB’ye “biz yolumuza, siz yolunuza” resti çekmesi, terör konusundaki polemiği, sadece sürece inanmamasından kaynaklanmıyor. Aslında süreci istemiyor da. Erdoğan’ın Avrupa bakışı, algısı ile Avrupa aşırı sağının Türkiye algısı örtüştüğü için, AB üyeliği veya Avrupa ile yakınlaşma, siyasi projesi değil. Refah yıllarında değildi, bugün de değil. Erdoğan’ın AB sürecine desteği iktidar mücadelesinde araç olarak gördüğü içindi. Artık bu desteğe ihtiyacı olmadığını sanıyor.

Hatta AB sürecinin “başkanlık projesi” önünde engel olduğunu düşünüyor. Hayalindeki başkanlık ile “Kopenhag kriterlerinin” örtüşmediğini görmek için çok zeki olmaya da gerek yok. Erdoğan bu yüzden “siz yolunuza, biz yolumuza” derken oldukça rahat. Avrupa ile diyalog değil, çatışma arayışında.

“Biz yolumuza, siz yolunuza” resti AB sürecinin, vize meselesinin sonu mu demek? Sanmıyorum. Erdoğan AB sürecini bitirme cesaretini bu günde gösteremez. Faturası ağır olur. Toplumdaki derin şüphelere rağmen AB süreci hala önemli bir umut kaynağı ve devlet politikası.

Brüksel de bu günlerde çaresiz. Türkiye’yi yıllarca ihmal etmenin sıkıntısını yaşıyor. Davutoğlu ile vize muafiyeti mümkündü. “Erdoğan’la veya Erdoğan’a rağmen mümkün mü?” sorusuna isterseniz başka bir yazı ile eğilelim.

12.05.2016 15:38