TAKİP ET

Erdoğan, Brüksel’den eli boş döndü

Erdoğan’ın Brüksel ziyaretini organize edenler şüphesiz farkındaydı, ama herhalde göze batmaz diye düşündüler.

Bundan tam on yıl önce 4 Ekim 2005 gününün ilk saatlerinde, (saat 2-3) Türkiye ile Avrupa Birliği arasında üyelik müzakerelerini başlatan imzalar atılmıştı. “Saatler durdurulduğu” için tarih 3 Ekim 2005’ti. Zamanın Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, pürüzler aşılmadan Ankara’dan hareket etmek istememiş, 3 Ekim ikna turları için yetmemişti. Avusturya, Hırvatistan (artık üye) ile müzakerelerin başlamasını da ön koşul yapıyordu. İngiltere, Hollanda vs. ise insanlık suçundan aranan General Grivas teslim edilmeden Hırvatistan’a yeşil ışık yakmak istemiyordu. Ana sorun buydu. Gerçi Kıbrıs da bir şeyler koparmak istiyordu, ama ciddiye alınmıyordu. Nitekim Hırvatistan Bosna’da ve Sırplara karşı kıyımdan aranan Grivas’ı teslim etme sözü verdikten sonra, Kıbrıs sorunu hemen aşıldı. “Londra-Ercan uçuşları başlar” tehdidi Kıbrıs’a özgür ağırlığının gerçek boyutunu hissettirmiş, imza hemen atılmıştı. Bu ara saatler durmadığı için, Gül’ün uçağı 3 Ekim’de Lüksemburg’a varamamış, takvim 4 Ekim olmuştu.

Tesadüfen on yıl sonra 4 Ekim 2015’te Brüksel seyahatine başlayan zamanın başbakanı, günümüzün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın valizinde üyelik bir yana, müzakereler bile yoktu. Ali Babacan, Abdullah Gül, Sadullah Ergin gibi bakanların damgasını vurduğu AB-Türkiye diyaloğu çoktan bitmişti. Türkiye artık Pakistan gibi “sığınmacı” sorununun tartışıldığı bir ülke olmuştu. Suriyeli sığınmacıları AB topraklarından uzak tutma karşılığı birkaç milyon “yardım” alan bir ülke.

Avrupa basınından Türkiye ile Suriyeli sığınmacılar konusunda anlaşmaya varıldığı, Türkiye’nin 500 milyon destek karşılığı sınırları kapama sözü verdiğini okuyoruz. Sınırlar zorlanmasın diye AB 500 bin sığınmacı alma sözü vermiş deniyor. Kim vermiş? “AB”. Komisyon mu, Konsey mi, bilmiyoruz. Önemli de değil, zira bu tür sözlerin hiçbir kıymeti harbiyesi olmadığını biliyoruz. Daha birkaç hafta önce 120 bin sığınmacı üzerine anlaşamayan, sığınma politikasında en basit ortak politikalar üretmekten aciz AB-ülkeleri adına birileri 500 bin sığınmacı sözü veriyor. Ege’de FRONTEX ile Sahil Güvenlik ortak operasyonlar düzenleyecek. Yakalanan sığınmacılar AB’nin finanse ettiği kamplarda, bir nevi gözaltına alınacaklar. Türkiye, bugüne kadar insani bulduğumuz Suriyeli sığınmacılara dönük yapıcı politikasını dama atacak. Niçin? Bilmiyoruz?

Soru zaten bu değil. Soru “Esed’in, Rusların ve daha birçok ülkenin bombaladığı, savaş alanı Suriye’den kaçan insanlar nasıl engellenir?” sorusu. Bu insanların AB topraklarından uzak tutulması konusunda AB hemfikir. Sığınma meselesinde tek ortak politika. On yıllardır bu konuda anlaşmalar yapılmış, Suriye felaketi gibi gelişmelere rağmen uygulanmak isteniyor. Çökmüş bu politikayı Ankara sayesinde, Erdoğan ile kurtarmaya çalışıyorlar.

Türkiye Cumhurbaşkanı, Brüksel’de “üst düzey” karşılanmak, seçim kampanyası için, sığınma politikasında tek ve en temel ön şartını, “vize muafiyetini” dama attı. Zamanın Dışişleri Bakanı Davutoğlu için sığınma politikasında işbirliği, vize sorununun çözülmesi ile ilişkilendirilmişti. Davutoğlu, bu konuda taviz vermek istememiş, direnmişti. İmzadan sonra zamanın AB Bakanı Egemen Bağış “üç yıl” içerisinde vize uygulaması kalkacak demişti. Erdoğan, bu konuda bir laf bile etmedi. Vize kalkacak demedi. Neden dersiniz?

Müzakerelerden de bahsetmedi. Sadece Fransızların vetoyu kaldırdığı “Herhangi bir engel bulunmayan 17. faslın (Ekonomi ve Para Politikaları) açılmasını umuyoruz.” dedi. On yıldır hiçbir engel bulunmayan 19. faslın (İstihdam ve Sosyal Politikalar) niçin hâlâ açılmadığına değinmedi. Türkiye, ILO ve AB kriterlerini yerine getirse bu fasıl açılmış olacaktı. Büyük bir ihtimalle Soma faciası yaşanmayacaktı.

Erdoğan’a Türkiye Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanına layık bir karşılama da yapılmadı. Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu’nda ağırlanmadı. On yıl üyelik müzakerelerinde aldığımız mesafe işte bu kadar. Çırak Erdoğan mazlum ve sempatik, kalfa Erdoğan saygın ve umut kaynağı idi. “Usta” hayal kırıklığı oldu.

08.10.2015 16:46