TAKİP ET

Dolmabahçe ve Oslo’yu konuşmak

Başlığı gören okuyucularım, bu çocuk iyice gündemin ipini kaçırdı diye düşünürse, haksız değiller.

Ankara’da verdiğimiz 29 terör kurbanı, Güneydoğuda yüzlerce insanımızın hayatını kaybettiği, öldürüldüğü bu günlerde Oslo veya Dolmabahçe terimleri ile simgeleşen “çözüm sürecini”, diyaloğu konuşmak pek gerçekçi gelmiyor. Ama ülkemizi on yıllardır kana bulayan Kürt meselesinin yakın tarihine kısa bir göz atmak bile, tarafların masaya oturmaktan başka alternatifi olmadığını söylüyor. Oslo ve Dolmabahçe süreçlerini kıymetli yapan da bu gerçek. Bu iki süreç “sonuçsuz” kalsa da Kürt meselesinde mesafe almamızda önemli etken oldu. Oslo ile ilk defa devlet PKK ile masaya oturdu ve iki taraf için de siyasi çözüm kapısı açılmış oldu. Dolmabahçe, Oslo da ulaşılmayan, Kürtlerin “program”, devleti temsil eden Akdoğan’ın “taslak” dediği, üzerinde konuşulabilir bir uzlaşma projesi masada idi. Ama masa yıkıldı.

Masa Oslo ve Dolmabahçe’de niçin yıkıldı, sorusu sadece siyasi tarihimiz açısından değil, geleceğimiz açısından da çok önemli. Sadece masayı yıkan irade, faktörleri anlamamız, masa tekrar kurulduğunda bu etkenlere karşı tedbir almamız açısından değil. Masanın kompozisyonu, siyasi mimarisi, yeri ve çalışma takvimi için de Oslo ve Dolmabahçe süreçlerindeki birikim çok değerli olduğu için.

Zaten bu günlerde yaşadığımız süreci de “masa kavgası” olarak görmek mümkün. Diyarbakır, Cizre ve diğer beldelerde devlet PKK’nın belini kırmak, kendi deyimleri ile “yok etmek” amacı ile 90’lı yılları andıran bir baskı politikası uyguluyor. Örgütün hendek ve barikatlarla simgeleşen etkinliğine son vermek, inisiyatifi ele geçirmek için devletin en sert eli devrede. Tekrar masaya oturduğu zaman beli kırılmış, perişan bir muhatap arayışında.

PKK ise “yenilmemekte” direniyor. “Yenilmemek” gerilla mücadelesi veren bir örgüt için zor değil. Devlet de bunu biliyor. Nerede ise kırk yıldır süren bu kavgada PKK’nın zayıfladığını söylemek gerçekçi değil. PKK Özal’ın uzattığı eli tutmadığı için derin pişmanlık duygusundan kaynaklanan bir bilinçle, en küçük diyalog, siyasi çözüm arayışını kaçırmak istemiyor. Ama dayak yemiş köpek gibi kuyruğu bacakları arasında masaya oturmak niyetinde de değil.

Dış etkenler de şüphesiz önemli, doğrudan veya dolaylı devredeler. İki tarafın tutumunda, hesaplarında dış etkenlerin yeri var. Özal el uzattığında PKK’nın yan çizmesinde Suriye etkeni belki belirleyici idi. Bugün bu etken çok daha bariz ve önemli bir etken oldu. PKK otuz yıldır Türkiye’de başaramadığı “kurtarılmış bölgeyi” Suriye’de buldu. Tüm olanakları ile bu bölgeyi savunuyor ve elden çıkarmak niyetinde değil. Barzani’ye diş göstermesi de, bu tarihî şansın bilincinde olmasından kaynaklanıyor. Suriye gerçeği tabii masa kavgasına da yansıyor. Türkiye’nin “Fırat’ın batısı” ile müttefiklerini de karşısına alan tutumu bu açıdan tesadüf değil.

Dış etkenler ve Suriye gerçeği PKK kurmaylarına son yıllarda gerçekçi bulmadıkları için unuttukları rüyaları hatırlatmış olabilir. Boydan boya Suriye sınırının kuzeyi de “Kürdistan” değil mi? Ayrıca “Afrin” nehri de biliyorsunuz Akdeniz’e akıyor. “Madem kavga etmek zorundayız, o zaman kavga sathını Türkiye şehirlerine taşıyalım.” Veya “Türkiye’yi kazanması mümkün olmayan, güçlü konumda olduğumuz Suriye bataklığına çekelim” demiş, birileri sırtlarını sıvazlamış olabilir. Kürt meselesini uluslar arası bir soruna dönüştürmek zaten PKK’nın devamlı hedefi idi. Ayrıca Ankara-Rusya çelişkisi, Moskova’nın tutumu bu beklentileri rüya olmaktan çıkarmış bulunuyor. Sur, Cizre’de süren direnişi başka türlü kavramak mümkün değil.

Büyük bir ihtimalle Ankara tekrar masa kurulduğunda Oslo ve Dolmabahçe masalarını arayacaktır. Oslo’da konuşulurken Ortadoğu çok farklı durumda idi. Bölgede Rusya yoktu, “Arap baharı” zemheriye dönüşmemişti. Kürt meselesinde de şantiye başlatıp, bina yapamamak AKP için büyük bir zaaf.

Oslo ve Dolmabahçe’yi müzakere tekniği ile de tartışmakta yarar var. Benzerlikleri ve eksikleri ile bu iki süreci mercek altına almak, üçüncü masanın mimarisinde benzer hataları tekrarlamamak için önemli.

28.02.2016 09:25