TAKİP ET

Davutoğlu’nun çıkmazı

Ülkemiz 2015’in ikinci yarısında demokrasinin hiçe sayıldığı, Erdoğan-Baykal buluşması ile görünür olan saray entrikaları yaşadı.

Seçmen hür değil, “korku” hisleri atında tercihini yapmak zorunda kaldı. Bu şüphesiz doğru. Ama korku yaşayan seçmen niçin muhalefet partilerine sığınmak yerine, AKP’yi tercih etti sorusunun cevabı değil. Ahmet Bey ve AKP, “mesajı aldık”, “fabrika ayarlarına geri dönüyoruz” dediği, kibir, mağrur ve israfa mesafeli durduğu için kazandı. “Başkanlık” tartışmasını seçim kampanyasından uzak tuttuğu için “mesajı aldık” kelimeleri anlam kazandı. Ahmet Bey CHP’nin sosyal ve ekonomi endeksli politikasını kopyaladığı için kazandı. Mesela asgari ücret ve bu kararla tüm diğer ücretlerin de yukarıya çekilmesi aynı zamanda CHP’nin başarısıdır, ürünü toplayan AKP de olsa.

AKP Genel Başkanı Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun balkon konuşması da umut verici idi. Barış, sevgi, tüm Türkiye’yi kucaklayan dili sıcaktı. Siyasi ve ekonomik krizin derinliklerine doğru yol alan, son yıllarda kutuplaşma ve nefret söyleminin etkin olduğu ülkemizde çölde su gibiydi. Hukuk devletine, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, temel haklara vurgu yapması, kutuplaşmaya karşı tavrı güzeldi. Ama ne yazık ki konuşma balkonda kaldı, siyasi programa dönüşmedi. Ülkemizde basın özgürlüğü ayaklar altında. Can Dündar, Ekrem Dumanlı, Hidayet Karaca, Cengiz Çandar, Bülent Keneş gibi ülkemizin en değerli gazetecileri ya tutuklu, ya da yargı sürecindeler. Hukuk devleti iskelesi çökmek üzere olan bir harabeyi andırıyor. Hiçbir şirket veya basın kuruluşu veya gazeteci siyasi misyon üstlenmiş savcı ve “sulh” hakimlerine karşı güven altında değil. Mahkeme kararı olmadan şirketlere el konuluyor, gazeteler, televizyon kanalları karartılıyor. Ülkemizde terör kol gezerken, “terör” suçlaması ile binlerce masum, şiddet karşıtı insan, sadece biat etmediği için cadı avı hedefi olmuş durumda. İnsanlar tutuklanıyor, işinden atılıyor. Yolsuzluk suç olmaktan çıkmış bir ülkemiz var artık. “Yolsuzluk yok” diyor, aklımızla dalga geçiyorlar.

Ahmet Bey ve AKP’nin önemli bir bölümünün bu politikayı savunmadığını,  yolsuzlukla yakından uzaktan ilişki içerisinde olmadıklarını biliyoruz. Ama “şeffaflık” yasa tasarısını Meclis’e sunamadığını da biliyoruz. Bakanlar Kurulu’na kısa bir göz atmak kararların nerde verildiğini görmek için yeterli. Parlamenter demokrasi, hukuk devletine zerre kadar saygı duymayan Efkan Ala gibi bir politikacının İçişleri bakanı olması kendi başına bir mesaj. Eli sopalı bir güruhla Hürriyet Gazetesi’ni basan, camları indiren bir siyasetçinin “bakan yardımcılığı” ile mükafatlandırılması Ahmet Bey’in kararı mı? Sanmıyoruz. Ahmet Beyin en önemli çıkmazı işte burada yatıyor. AKP Genel Başkanı ve Başbakan, buna rağmen son karar mercii değil. Ahmet Bey’in çıkmazı Saray’da şekillenen ve uygulanan biat politikası karşısında çaresiz olmasında yatıyor. Bu politikanın Tayyip Bey’in el yazısı ile şekillendiğini son aylarda yakından yaşadık.

Tayip Bey Gezi olaylarından sonra tüm siyasetini Türkiye’nin en derin, en eski fay hattı Laik-Müslüman kutuplaşması üzerine inşa etti. Zaman Gazetesi, genel olarak Hizmet Hareketi bu fay hattı üzerinde kurulan cepheleşmeye mesafeli durduğu, Tayyip Bey’in arkasında saf tutmadığı için cezalandırılıyor. “Terör” eylemi yaptığı için değil. Koza-İpek Grubu veya Bank Asya gibi şirketleri bir terör örgütü ile ilişkilendirmek kadar gülünç bir şey olabilir mi? Bunu yaparsanız, Türkiye’de herkes terör zanlısı olmaya adaydır. Ahmet Bey’in uzağa gitmesine gerek yok. Sabah kalktığında havuz medyası ve bu medyada hakim dile bir göz atsın. Sadece nefret söylemi değil, Cumhuriyet, Zaman ve Hürriyet gazetelerinin doğrudan tehdit edildiğini, hedef gösterildiğini okuyacaktır.

Ahmet Bey tüm politik, etnik ve sosyal zenginlikleri ile Türkiye’yi kucaklamak, hukuk devleti inşa etmek, ülkemizde iç barışı sağlamak istiyorsa, yolsuzluğu, kutuplaşama politikasını bitirmesi gerekir. Yapabilir mi? Belki. Ama gelişmeler umut verici değil.

24.12.2015 16:02