TAKİP ET

Bayan Merkel’in Türkiye ilgisi

Kısa bir zaman dilimi içerisinde üçüncü Merkel-Davutoğlu görüşmesi, Merkel’in üçüncü Türkiye ziyaretini yaşadık.

Türkiye, alışmadığı bir Berlin ilgisi ile karşı karşıya. Bu “aşırı” ilginin sırrı biliniyor, sığınmacılar meselesi. Halep, Rus hava gücünün desteği ile Esed-İran-Hizbullah güçlerinin eline geçerse yüz binlerce sığınmacının Türkiye sınırına dayanacağı biliniyor. Türkiye bu insanlara kış gününde sınırı uzun süre kapalı tutamaz. Türkiye’ye kaçan Suriyeli sayısı kısa zamanda 3 milyonu geçer. Almanya da benzer bir durumla karşı karşıya. Son 12 ayda bir milyon civarında sığınmacı kabul etmiş. ‘Bu yıl için de durum farklı olmayacak’ deniyor.

Suriye’de ise kriz derinleşiyor. Cenevre görüşmelerinin başlamadan tıkanması iyiye alamet değil. Rusya ve İran, tüm olanakları ile Esed rejimini kurtarmak için şehirleri, köyleri bombalıyor. Halep üzerine atılan varil bombaları, bu tarih incisi şehri de harabe yığınına dönüştürdü. İran ve Rusya başarılı olsa bile, sonuç Suriye’de iktidarda iken çökmüş harabe bir rejimin kısmen ayakta tutulmasından ibaret olacak. Ama artık eli dirseğine kadar kana bulanmış bir rejim, Suriye ve bu ülkeden kaçan milyonlarca sığınmacı açısından bir felaket senaryosu. Olaya stratejik bakan İran, Rusya için krizin derinleşerek sürmesi sorun olmayabilir. Milyonlarca sığınmacı ile karşı karşıya olan Türkiye, Lübnan veya Almanya için sorun. Bayan Merkel’in Türkiye ilgisi de buradan kaynaklanıyor. Hatta sığınmacılar meselesi Bayan Merkel için siyasi varlık meselesine dönmüş bulunuyor.

Almanya’da en sağlıklı düşünen çevreler bile sığınmacılara “açık kapı” politikasının mümkün olmadığını, sığınmacı sayı ve politikasının yönetilir olması gerektiğini düşünüyor. IŞİD’in Paris ve İstanbul saldırısından sonra olay güvenlik boyutu ile de gündemde. Araştırmalar, hükümetin sığınmacı politikasını iyi yönetmediğini düşünenlerin % 80’in üzerinde olduğunu söylüyor. Her bakımdan çok başarılı bir politikacı olmasına rağmen, Bayan Merkel’in popülaritesi artık % 48. Dört haftada % 10 civarında bir düşüş. Tüm bu sayılardan daha önemli veri ise ırkçı ve İslam karşıtı AfD % 10 ve üzerinde bir seçim başarısına yürüyor. Gerçi aşırı sağ, ırkçı bir partinin seçim başarısı Almanya’ya özgü bir sorun değil. Fransa, Hollanda veya Danimarka’da durum daha vahim. Ama Almanya, bu konuda ağır ve derin tarihi yaralar taşıyan bir ülke. AfD’nin seçim başarısı Bayan Merkel’in yenilgisi olarak okunacak. Bayan Merkel, bu sorunu aşmak için iki yönde yol almaya çalışıyor.

Avrupa Birliği’nde dayanışma arayışının çıkmaz sokak olduğu artık biliniyor. AB’nin 28 üyesinden 20’si sığınmacı istemediği gibi, ortak bir AB politikasına da karşı. Bayan Merkel’in bu yolda mesafe alması zor. Hatta olay AB krizine dönüştü diyebiliriz. Schengen sistemi derin yara aldı. Bayan Merkel, sadece sığınmacı politikası değil ve AB krizi ile de yüz yüze.

“Anahtar ülke” dediği Ankara yolunu aşındırması bu yüzden tesadüf değil. Ankara, gerçekten Bayan Merkel için “kurtuluş” olabilir. Ankara’nın çok şey yapmasına da gerek yok. Sorununun “yönetilir” olduğunu göstermesi yeter. Korkuların kaynağı, aşırı sağın kullandığı da bu belirsizlik. Almanya’da kimse sığınmacıların gelmesi tümden duracak diye bir beklenti içerisinde değil. Alman ekonomisi zaten göçmen işgücü arayışı içerisinde. Yılda 350 bin sığınmacıyı ekonomiye kazanabiliriz diyor, iş ve işçi bulma kurumu. Olayı Ege Denizi’nde çocuk cesetlerinin kıyıya vurmasını göze alan insan tüccarlarının elinden almak yeter. Ankara’nın “açık kapı” politikası doğru, Avrupa’dan dayanışma beklemekte haklı. Bayan Merkel eli boş gelmiyor. Üç milyar gibi önemli bir kaynağı oluşturduğu gibi, sığınmacı almaya da hazır. Davutoğlu-Merkel köprüsü ilişkilerde yeni bir sayfa açabilir.

Bayan Merkel de mesafe almak istiyorsa iki konuda hassas olmak zorunda. AB-Türkiye ilişkilerinde güvenirliği etkin kılmak. Kredibilite meselesi. Bu sağlanırsa ikinci konuda, basın özgürlüğü, insan hakları ve hukuk devleti konusunda da konuşabilir ve sözünün özgül ağırlığı yüksek olur. Kendisi ve Türkiye kazanır.

Unutmayalım ki, Avrupa’da AfD gibi aşırı sağın güçlenmesi sadece AB süreci için değil, bu süreçten bağımsız Türkiye ekonomisi için de riskler içeren bir tehlike. Kader birliğine zorlayan hattı seçebiliyorsunuz, değil mi?

12.02.2016 15:10