TAKİP ET

Bayan Merkel yine Türkiye’de

Bayan Merkel’in Türkiye ilgisi istatistikleri alt üst etti. Dokuz ay gibi bir zaman diliminde her halde hiç bir ülkeyi bu kadar sık ziyaret etmemiştir. Fırsat kaçırmıyor. Selefi Schröder gibi Bodrum yarımadasında bir yazlık alır mı, meçhul. Bodrum hala çekici. Ayrıca Schröder Bodrum’da yazlık ev sahibi tek politikacı değil. Türkbükü-Gümüşlük arasında ilginç komşular edinebilir, dil sorunu yaşamaz.

Şaka bir yana, Bayan Merkel’in Türkiye’ye aşırı ilgisi tesadüf değil. Sığınmacılar sorunu biliniyor ve gündemde. Erdoğan-Böhmermann davası da Almanya iç politikasında önemli bir sorun. Gözden kaçan, ama ciddi bir gerekçe daha var. Bayan Merkel, Türkiye politikasında hata, daha doğrusu ihmal giderme arayışında.

Sığınmacılar konusu malum. Geçen yıl Almanya bir milyon sığınmacı kabul etti. Bu yıl 500 bin bekleniyor. Ama Suriyeli sığınmacılara ‘açık kapı’ politikası ile Bayan Merkel Avrupa Birliği’nde yalnız kaldı. Birçok AB ülkesi Yunanistan, hatta İtalya’yı Schengen dışına iterek, yani bir iç duvar ile kaleyi savunalım diyor. Berlin iç duvar politikasının Schengen’in sonu olacağını düşündüğü için ‘anahtar’ Merkel, Türkiye alternatifini masaya sürdü. Hatta hiç popüler olmayan vize muafiyetini ortaklarına empoze etti. Bir cümleye indirgersek; Bayan Merkel aynı zamanda hem Schengen’i kurtarmak, hem de Türkiye’yi kazanmak istiyor.

Niçin mi Türkiye’yi kazanmak istiyor? Bayan Merkel partisi CDU içerisinde Helmut Kohl’ün atölyesinde büyüdü. Kohl’ün “Göre” (kız) dediği Merkel, Kohl çizgisinde, Türkiye’nin üyeliğine karşı bir politika savunuyordu. Başbakan oluşundan kısa bir müddet sonra Fransa’da Sarkozy iktidara geldi, selefi Chirac’ın Türkiye politikasına ters ve üyelik karşıtı bir politika savundu. Tam bu sırada AB tarihinin en büyük genişleme sürecini yaşadı ve 12 yeni üye kabul etti. Türkiye gibi tarihi, coğrafyası, yüzölçümü, nüfusu, siyaseti ile kolay hazmedilir olmayan bir ülkenin üyeliğini savunmanın zaten zamanı değildi. Türkiye gündemden düştü. “İmtiyazlı ortaklık” fikri, yabancılaşma bu dönemin ürünü.

Gümrük Birliği, Ortaklık Anlaşması ile zaten “imtiyazlı” olan Türkiye için “imtiyazlı ortaklık” projesinin dayanağı olmadığını Bayan Merkel de birkaç yıldır görüyordu ve bu seçeneği seslendirmiyor artık. Gerçi üyeliğe “karşıyım” diyor. Ama “imtiyazlı ortaklık” fikrinin ne kadar kısa düşünülmüş olduğunu da vize meselesinde izliyoruz. Üyelik için ön koşullar, vize için de masada. İmtiyazlı Ortaklık, ‘yarı hamilelik’ arayışı gibi bir şey. Bitmeyen bir yarı hamilelik.

Berlin’de kimse Türkiye’nin Kopenhag kriterlerini yerine getirebileceğine inanmıyor. Haklılar, Ankara toz duman, kimse önünü görmüyor. Ankara Şangay yolunda, Erdoğan “başkanlık” adı altında Putin rejimini andıran bir sisteme doğru yol alıyor. Türkiye iç politikasında giderek derinleşen kutuplaşma, milyonlarca sığınmacı, teklemeye başlayan ekonomi Berlin’de de kaygıyla izleniyor.

Bir zamanlar Ortadoğu’da istikrar unsuru, “model”, “esin kaynağı” olan Türkiye’nin Suriye gibi karışma ihtimali var artık. Elle tutulacak kadar somut bir gidiş bu. Bayan Merkel ve danışman kadrosu 2011 yılına kadar reformlarla AB sürecini zorlayan Türkiye’ye soğuk davranmış olma hatasını giderme yollarını arıyor. Bu yüzden vize muafiyeti masada. Ama sanki geç artık. Erdoğan “herkes kendi yoluna” diyor. “İmtiyazlı ortaklık” fikrini Erdoğan telif hakkı ödemeden Merkel’e sunabilir. Umarım yanılıyorum. Ankara’da devlet diye bir olgu kaldı ise Erdoğan bu kadar ileri gidemez. Bayan Merkel’in geç kalıp kalmadığını vize meselesinde ölçeceğiz. Ama sanki geç artık, tren Şangay’a kalkıyor, Brüksel’e değil…

22.05.2016 17:46