TAKİP ET

Avrupa’nın kale duvarları çöküyor

İlk defa değil, Avrupa Birliği (AB) İçişleri Bakanları geçen pazartesi 14 Eylül’de bir kez daha sahilleri, tren istasyonlarını, sınırları zorlayan sığınmacı akınını konuşmak için toplandı.

Durum ciddi. Milyonlarca insan canını, çocuğunu kurtarmak için malını, mülkünü, yurdunu terk etmiş, sığınacak bir yer arıyor. Avrupa hayallerin adresi, çocuklarının geleceği, barış. Bu rüya için varlarını yoklarını insan tüccarlarına veriyorlar. Kararlılar. Akdeniz’de, Ege’de ölüyorlar, cesetleri kıyıya vuruyor. Avrupa şaşkın, “dayanışma” üzerine konuşuyor. Sığınmacılarla dayanışma içerisinde, yardım elini uzatan milyonlarca Avrupalı insanın gösterdiği dayanışma değil, masada olan. Sığınmacı “yükü” bölüşümü, İngilizce “burden sharing”, Almanca “lastenteilung” denen, otuz yıldır süren “dayanışma” meselesi.

Sivil toplum kuruluşları, din adamları, Birleşmiş Milletler’in sığınma politikasından sorumlu kuruluşu UNCHR, yıllarca AB ve kurumlarına elle tutulur bir sığınma politikası, dayanışma ruhu için baskı yaptı. Hiçbir sonuç alamadan. Aslında daha vahim. AB son otuz yıldır sığınmacıları önlemek için yontulmuş taş gibi kararlarla sınırları kale duvarı gibi ördü. Ticari gücünü kullanarak tüm dünyayı “Geri Dönüş Anlaşmaları” (Readmission Agreement) imzalamaya zorladı. Bununla da yetinmedi. Kale duvarları sağlam olsun diye, Schengen Anlaşması ile üye ülkeleri baskı altına aldı. Üye ülkeler sınırlarını sağlam tutsun diye, sığınmacının ilk girdiği AB üyesi ülke sorumlu kılındı. Yani Almanya’da sığınma başvurusu yapan bir sığınmacı Fransa üzerinden geldi ise Fransa geri almakla yükümlü kılındı. Oraya da İspanya üzerinden girdi ise tabii İspanya, oradan Geri Kabul Anlaşması ile Fas vs… Tüm bu uygulamayı, sınırları denetlesin diye Frontex diye bir kurum devreye sokuldu. İngiltere’yi de tatmin etmek için, Schengen Anlaşması’nın sığınmacılarla ilgili paragrafları Dublin Anlaşması adı altında yeniden yazıldı. Macaristan’ın Sırbistan sınırına çektiği 170 km duvar bu politikanın görünür sembolü aslında. Komik olan, Demirperde gerisinde doğup büyümüş Viktor Urban tarafından kale çöktüğü günlerde, AB üyeliğine aday bir ülke sınırında yapılması.

Ama duvarlar artık tutmuyor, çöktü. Üç yaşındaki bir çocuğun kıyıya vuran cesedi altında ahlaki olarak çöktü. Siyasi gerçekler karşısında, sığınmacı sayısı altında çöktü. Frontex mimarları, harabeye dönmüş kale duvarları arasında şaşkın. Duvarı yaparken çimentoyu, “dayanışmayı” ihmal ettiklerinin farkındalar.

UNHCR, dünya çapında 60 milyon sığınma arayışında olan insan olduğunu söylüyor. Aynı kurum sadece Suriye’den kaynaklanan iç sığınmacının 8, Türkiye, Lübnan, Ürdün’e kaçan insan sayısını 4 milyon olarak veriyor. Lübnan’da her üç kişiden biri sığınmacı. Türkiye 77 milyon nüfusu ile 2 milyon ile sorun yaşıyor. Nüfusun % 30-40 gibi önemli bir bölümü sığınmacılardan oluşur, açlık, sefalet hüküm sürerse, Lübnan gibi ülkelerin bu yükü altında çökmesi zaman meselesi. Bush, Sarkozy gibi politikacıların kısa akıl ürünü Irak, Libya serüvenleri başlattı yangını, alevler sadece Ortadoğu’yu sarmakla kalmadı, Avrupa’da da hissediliyor artık. İnsanlar kaçıyor, ölümüne kaçıyor.

Türkiye, AB’nin 14 Eylül zirvesinden çözüm, dayanışma çıkmadı. Ekimde tekrar gündemde. Son otuz yıl gündemden düşmedi ki. Almanya, İsveç gibi sığınmacıların hedefi ülkelerin dayanışma sesi de yankı bulmayacak. Yine harabe halindeki kale duvarlarını konuşacaklar, “insan tüccarlarını”, sığınmacıları değil. Alman halkı Avrupa’da yabancı düşmanlığı, ırkçılık ve aşırı sağın hortladığı bu günlerde insanlık destanı yazıyor, kucak açıyor. Bu, Türkiye için de geçerli. AKP hükümeti Suriye politikasında tüm hatalarına rağmen sığınmacılara karşı insani ve doğru bir politika sergiledi. Muhalefetin de desteklediği bu insani politika, sürdürülmelidir. Suriyelilerin önümüzdeki yıllarda dönmeyeceği bilinci ile ekonomiye entegrasyonları, çocukların eğitimi en önemli yatırımdır. Kamplar çözüm değil, geleceğin sorun kaynağı. Entegrasyon ve eğitim, tek çıkar yol. İnsanlık görevi acı günde gereklidir, acı günde…

17.09.2015 15:09