TAKİP ET

Ankara’da kaos, Brüksel çaresiz

Davutoğlu istifaya zorlanmasa idi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına haziran sonu vize kalkıyordu. Schengen Bölgesi’ne vize muafiyeti kararı verilmişti. AB Komisyonu “terör”, “şeffaflık yasası”, yani yolsuzlukla mücadele ve birey verilerinin güvence altına alınması konusunda eksiklere rağmen 4 Mayıs raporunda vizenin kalkması için yeşil ışık yaktı.

Brüksel zaman darlığının, Saray entrikalarının farkında, geriye kalan 5 kriter konusunda çözüm yolları arayışındaydı. Davutoğlu’na kredi vermeye, esnek davranmaya hazırlanıyordu. Basın özgürlüğü, hukuk devleti, terörle mücadele gibi konuları kapsayan 23. ve 24. müzakere fasıllarının açılması hem olumlu bir adım, hem de bu konuda mesafe alınması için iyi bir altyapı idi. Vize’nin kalkması en sonunda politik bir karardı ve güven bu kapsamda en önemli etkendi.

AB başkentleri Davutoğlu’na güveniyordu. Erdoğan’a?

Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz’un şartlar “henüz tamamen yerine getirilmiş değil. Bu yüzden süreci durdurdum.” cümlesi berrak, Erdoğan’a güvenmiyor.

Schulz’un bu kararı Komisyon, Konsey ve başkentlerle görüştükten sonra aldığından emin olabilirsiniz. Martin Schulz’la görüşen AB’den sorumlu Bakan Bozkır’ın durum analizi olayın tüm boyutlarına ışık tutuyor: “Şu ana kadar iyi niyet ve karşılıklı güvene dayalı olarak siyasi riskler alarak yaptığımız tüm anlaşmalar çok tehlikeli bir durumla karşı karşıya.”

Sayın bakan haklı. Süreç karşılıklı güvene dayalı olduğu için sürüyordu. Güven olduğu için vize kalkacaktı. AB ile “terör” polemiğine giren, SultanAhmet’te, Paris, Brüksel’de yüzlerce vatandaşı terör kurbanı olan ülke politikacılarını teröre destek veya göz yummakla suçlayan, sonra “siz yolunuza, biz yolumuza” diyerek rest çeken bir politikacıya güvenilir mi?

Burhan Kuzu gibi mahalle kabadayısı edasıyla “sığınmacıları salarız” tehdidiyle “diyalog” arayışında olan bir kadroya güvenilir mi? Tehdit altında iyi veya güvenilir bir ilişkiye şahit oldunuz mu?

AB ile ilişkilerden sorumlu Bozkır, “Bundan sonraki süreçte Cumhurbaşkanımızın direktifleri doğrultusunda hareket edeceğiz.” diyor.

Bundan önce ne yapıyordu? Ben size söyleyeyim. Bir devlet adamı gibi müzakere ediyordu. Vize muafiyetini önce Ekim 2017’den Ekim 2016’ya ve son zirvede de haziran 2016’ya aldı Bozkır ve ekibi. Doğru da yaptı. Çünkü Brüksel’in takvimi bunu gerektiriyordu.

Sonra ne oldu? Saray devreye girdi. “Siz yolunuza, biz yolumuza.” dedi. Vize kararını hazirana almanın süreci tıkamak amaçlı olduğunu söyledi. Davutoğlu, Bozkır ve ekibi ya aptal veya ihanet içerisinde. Değil mi? Adalet Bakanı “terör meselesi kriter değildi, son anda girdi.” diyor. “Bildiğim kadar ile” demesi yalan söylediği izlenimi veriyor veya bakanlığının çalışmalarından, müzakerelerden bihaber. Sahada sadece Erdoğan var artık ve topu taca atmaya çalışıyor.

Brüksel çaresiz. AB Komisyonu “süreç bitmedi” diyor. Dik de durmuş, Paris ve Berlin’in vizenin kriz halinde askıya alma girişimini “Türkiye’ye özgü yorumlanır” diye geri çevirmişti. Brüksel veya başkentlerden son günlerde çatlak bir ses, meydan okuma, “siz yolunuza” diyen bir ses duydunuz mu? Ya susuyor, ya da “anlaşmanın arkasındayız” diyorlar. Sahadalar; ama çaresizler.

Ankara’da kaos hakim, kimse önünü göremiyor. Ben Erdoğan ile oyun sürmez diyorum. Kural tanımıyor. Vize konusunda iyimser değilim. Sadece vize değil, Ankara’da esen hava hiç umut verici değil.

15.05.2016 19:13