TAKİP ET

Amerikalılar AB’yi anlamıyor…

Bu hafta Yunanistan krizi bir kez daha Avrupa’nın gündeminde. Manşetleri süslemiyor ama sürüyor.

Üçüncü, Yunanistan’ı iflastan kurtarma planı 86 milyar. Fena bir rakam değil.  Plan beş Euro üyesi ülkenin parlamentosundan onay almak zorunda. Bayan Merkel’in partisi, Bundestag karışmış durumda. Atina’da da hava bozuk. Syriza ikiye bölünmüş, “reform paketleri” muhalefet desteği ile parlamentodan geçiyor. Paket onay aldıktan sonra Atina’da seçimler gündeme gelebilir. Toparlarsak Yunanistan krizi ateş almış samanlık gibi yanmaya devam ediyor, şimdilik alevler görünmez olsa da.

Beş yıldır derinleşerek süren Yunanistan krizi tüm şiddeti ile AB’nin kurumsal zaaflarını da su yüzüne taşıdı, görünür kıldı. Mesela saygın Amerikalı iktisatçıların AB’nin “kemer sıkma” politikasına “ortaçağ” göndermesi yabana atılır cinsten değil. “AB hastaya ilaç vereceğine, kan alarak sağlığa kavuşacağını sanıyor” eleştirisi, en sertlerinden. ABD Merkez Bankası’nın trilyonları devreye sokarak krizi yumuşatma politikasını AB de uygulamalı diyorlar. Ama bir şey gözlerinden kaçıyor. ABD Merkez Bankası veya Federal Hükümeti sadece para politikasını değil, vergi, sosyal politikaları da yönetiyor. Mali politikanın faturasını sadece Washington değil, Texas, Kaliforniya vs. de ödüyor. AB’nin 19 üyesi ortak para birimini kabul etmiş olmalarına rağmen, ortak mali, vergi, sosyal politikalardan yoksunlar.

“Yani, Avrupalı olma kavramı, Amerikalı olma kavramına kıyasla pamuk ipliği kuvvetindedir.” Amerikalı hocalarımızdan Vefa Tarhan’ın bu cümlesi çok doğru. (t24 2/7/2015) Hoca bu tespit ve İspanyolların siesta ve saat 22.00’de akşam yemeği alışkanlığı gibi derin kültür farklılıklarına atıf yaparak “Euro sistemi çökecek” diyor. Ama AB tüm bu derin kültür, din, dil farklılıklarına rağmen var. AB sadece bu farklara rağmen değil, nefretin Avrupa’da en derin olduğu, İkinci Dünya Savaşı’ndan birkaç yıl sonra kurulduğu için, var.

Ortak Pazar dediğimiz, Avrupa Ekonomik Topluluğu 1957’de Roma Anlaşması ile doğduğu zaman Gümrük Birliği bile yoktu. Bugün Gümrük Birliği, Türkiye’yi de kapsayan dünyanın en önemli pazarlarından biri.

Berlin Hür Üniversitesi’nde okuduğum yıllarda hocalarımız  bize, Veysel Hoca gibi Avrupa’nın ortak para politikası olacağını ama ortak para birimi olamayacağını öğretiyordu. Veysel Hoca’nın söylediği “sisteme üye olan bir ülkenin 3 makro ekonomi silahından en azından ikisini kaybetmesi (para ve kur politikaları)” en önemli gerekçe idi. Ayrıca paranın devlet, “egemenlik” simgesi olduğunu ve hiçbir devletin bu simgeyi hür iradesi ile elinden çıkarmak istemeyeceğini öğretiyorlardı. Ama tarih farklı gelişti. Almanya’nın birleşme sürecini fırsat olarak kullanan Fransa, ortak para birimi Euro’yu hayata geçirdi. Neden mi?

Aslında AB’nin çekirdek diyebileceğimiz bölgesinde Alman Markı (DM) ekseninde bir para politikası etkindi. Avrupa Merkez Bankası’nın ilk başkanı Wim Duisenberg’in Hollanda Merkez Bankası başkanı olduğu yıllarda “Mr One minute” lakabı ile anılması tesadüf değildi. Duisenberg, Alman Merkez Bankası kararlarını bir dakika geçirmeden Gulden üzerinde uyguluyordu. Ortak para birimi Euro, Hollanda veya Fransa’ya hiç değilse Frankfurt’ta alınan kararlarda etken olma kapısını açtı. Almanya’nın yörüngesinde gezegen konumundan kurtuldular. De facto kaybettikleri “egemenliğe” Avrupa Merkez Bankası üzerinden kısmen kavuştular. Euro tüm kültürel, ekonomik, sosyal farklılıklara rağmen bu yüzden var.

Yunanistan, Euro Grubu’nda olduğu için değil, yolsuzluk, rant soygunu ve çürümüş bir devlet yapısı olduğu için kriz yaşıyor. Bu kriz Yunanistan Euro dışında olsa da yaşanırdı. Belki kriz daha kolay yönetilirdi ama halkın ıstırabı daha az olmazdı. Yunanistan AB üyesi ve Euro Grubu’nda olmasa ABD kriz yönetiminde daha etkin olur, belki AB başkentlerinden gelen milyarların önemli bir bölümünü kendi kaynaklarından sağlardı. ABD’li uzmanlar AB’nin hiçbir zaman “Avrupa Birleşik Devletleri”, yani ikinci bir ABD olmayacağını anlamıyorlar.

16.08.2015 17:00