TAKİP ET

Almanya’yı doğru okumak

Tarihimizin en kara sayfalarından birini irdeleyen soykırım tasarısı geçen perşembe, Almanya Meclisi Bundestag tarafından kabul edildi. Üç meclis gurubunun ortak metni nerede ise oybirliği ile geçti. Sürpriz bir karar değildi. İki yıldır meclis gündeminde olan tasarı nihayet oylandı.

Konuya eğilen Ankara ve havuz medyasını izlerken kötümser olmamak mümkün değil. Tavır dilimizde “Ermeni kırımı” olarak bilinen tarihimizin kara sayfaları üzerinde yerinde saymaya devam ettiğimizi belgeler nitelikte. Dünyayı anlamakta zorlandığımız da. Kimse “Almanlar ne yapıyor, bu kararın arkasında yatan politik dinamikler ne?” diye kafa yorma zahmetinde bulunmadı.

Berlin’de alınan kararda iki güçlü mesaj var. Bundestag, Osmanlı’nın son günlerinde yaşanan, Ankara’nın “tehcir” dediği olayları ‘soykırım’ olarak niteliyor. Türkiye’de hâlâ tabu olan ve sağlıklı tartışılmayan bu konu, Hrant’ın bizim nesle mirası. Ben reddi miras tayfasından olmamaya karar verdim.

İkinci mesaj üzerine pek durmadı basınımız, ama Almanya kamuoyu için çok daha önemli bir cümleydi Almanya’nın ‘soykırım’ olayındaki sorumluluğu. 1. Dünya Savaşı sürecinde İttihat ve Terakki liderleri Enver, Talat ve Cemal Paşaların Almanya ile özel ilişkisi biliniyordu. Alman donanmasının savaşa girişimizde oynadığı rol, okul kitaplarımızda var. Almanların Ermeni meselesinde oynadığı rol ise karanlıkta idi.

Alman İmparatorluğu’nun ve subaylarının olay içerisindeki yeri pek gündeme taşınmadı. Türkiye’de olduğu gibi Almanya’da da Ermeni meselesi, 2015 yılında ‘100. yıl’ olgusu ile gündeme oturdu. Bu kapsamda değerli gazeteci Jürgen Gotschlich’in olaya ışık tutan çalışması ilginç bir örnektir. Bundestag bu kararı ile Almanya’nın olaydaki sorumluluğuna da vurgu yaptı.

Ankara’nın, kararı Türkiye’ye karşı olarak okuması şaşırtıcı değil, ama gerçeği yansıtmıyor. Karar, özünde Almanya tarihi ile hesaplaşma sürecinde atılan son adımlardan biri ve Türkiye karşıtı olmaktan oldukça uzak. Sadece Türkiye dostu olduklarından şüphe duymayacağımız milletvekillerinin desteği değil, Avrupa tarihi ile hesaplaşma amacı da bu olguyu belgeler nitelikte.

Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra, kamplarda öldürülen 6 milyon Yahudi için yapılan anıt biliniyor. Ama Bundestag binasının dibinde 1,5 milyon Roman için yapılan anıt pek bilinmiyor. Almanya tarihinin karanlık sayfalarını tartışmaya açarak derin yaraları sarmaya uğraşırken, benzer felaketlerin yaşanmaması için önlem alıyor.

Böyle bir tehlike hala var mı? Evet var. Sadece Almanya’da değil tüm Avrupa’da yükselen bir aşırı sağ var. Ana hedef Yahudiler değil artık, Müslümanlar. Almanya’da yürüyüşler ile başlayan, Suriyeli sığınmacılar konusu ile yükselen PEGİDA hareketi var. İslam karşıtı söylemi ile seçim kazanan AfD’nin yükselişi tesadüf değil. Bu iki hareket de Nazi Almanyasının tarihi derinliklerinden besleniyor.

Üç milyon vatandaşımızın, beş milyondan fazla Müslüman’ın yaşadığı Almanya’da ‘soykırım’ kararını hassasiyet simgesi olarak okumak daha doğru olur. Bundestag, tarih araştırma kurumu değil, meclis. Karar bilimsel değil, politik.

Farkında mısınız, üç farklı siyasi guruptan, Cem Özdemir gibi Türkiye kökenli 11 milletvekili de destekledi kararı. Ama bu toprağın çocuklarını anlamaya çalışan, onları ekrana çıkartan, ne düşünüyorsunuz diye soran bir yayın gördünüz mü? Sadece rencide edildiler.

Onları, Almanya’yı doğru okumaya başladığımız gün gelir umarım. İttihat ve Terakki de sadece tarihteki yeri, cinayetleri ile değil, günümüzdeki konumu ile de tartışılır. Siyasi yaşamımızı zehirleyen bu hareketin günahları masaya yatırılır.

05.06.2016 17:09