TAKİP ET

AB’nin değil Syriza’nın sonu

Bugün Yunanistan tarihine Syriza’nın intihar ettiği gün olarak geçecek. Referandum sonuçları ne olursa olsun, Syriza kaybeden siyasi hareket olacak. Syriza, Yunanistan krizine koyduğu teşhiste haklı, umut kaynağı olduğu için seçildi. Altı ay gibi kısa bir zaman diliminde ekonomik, siyasi bir programı olmadığı, AB ile müzakerelerde sorumsuz davrandığı için kaybetti.

Referandum sonuçlarına gelmeden, referandumun neden anlamsız ve sorumsuz bir manevra olduğunu vurgulayalım. Syriza oylamaya koyduğu AB tekliflerine referanduma gitmeden de ‘hayır’ diyebilirdi. Büyük bir ihtimalle, Yunanistan’da geniş destek bulur, Brüksel’de ciddiye alınır, ama müzakere kanallarını kapatmaz, bankalara kilit vurmak zorunda kalmazdı. Bir hafta içerisinde referanduma gitmek demokratik olmadığı gibi, tesadüflere gebe bir süreç. Halk neye oy vereceğini bilmediği için, masada olmasa da, referandum AB veya Euro üzerine olacak ve Syriza kaybedecek. İsterseniz Syriza için iyimser senaryo “oxi” – yani ‘hayır’ sonucu ile başlayalım.

Referandumdan “zafer” ve “oxi” ile çıkan Syriza’nın kazanımı ne olur sorusunu gündeme alırsak, cevap “hiç” diyebiliriz. Syriza’nın seçim zaferinden beri Yunanistan’da bu havanın hakim olduğunu AB kurum ve başkentleri biliyor. Bu gerçeğin pahalı bir referandum ile vurgulamanın getirisi ne olur? Yine “hiç”. Referandum sonrası Brüksel’de masaya daha güçlü bir Yunanistan delegasyonu değil, inandırıcılığını tümden yitirmiş, halkını müzakere malzemesi yapan bir kadro çıkacak. Sonunda ekonomik gerçeklerin empoze ettiği bir programa imza atmak zorunda kalacak, inandırıcılığını Atina’da da yitirecek.

Halk “evet” derse, Syriza parlamento çoğunluğu olan, ama halkın desteğini esirgediği bir siyasi partiye dönüşecek. Normal demokrasilerde bu tür bir sonuç, güvensizlik oylaması gibi yorumlanır ve hükümet istifa eder. Syriza referandum ile Yunanistan’ı seçim süreci gibi hiç kaldıramayacağı, sonuçlarının kestirilemeyeceği, riskli bir siyasi çıkmaza sokmuş durumda. Seçimler her şey getirebilir, Syriza’yı aratacak sonuçlar da çıkabilir. Her neyse, Syriza yok olacağı bir seçim sürecine girmez ise, Brüksel’de masaya hangi yüzle oturacak? Halkın desteğini kaybetmiş bir Yunanistan delegasyonu, Yunan halkının onayını almış AB delegasyonu ile mi “müzakere” edecek? Varsayalım ki, Syriza kredi musluklarının, bankaların açılması için, halkın kabul ettiği “paketi” uygulayacağım diyecek. Karşı olduğu bir siyasi programı uygulamak zorunda olan bir hükümet ne kadar inandırıcı, ne kadar başarılı olur? Böyle bir hükümete kim güvenebilir, kredi verir? Syriza kredibilitesini yitirmiş bir siyasi hareket artık, iflah olmaz.

AB ve Türkiye açısından olaya kısaca değinerek yazımızı sonuçlandıralım. Son günlerde Avro, hatta AB’nin sonu geldi tezini savunan uzman sayısında görülür bir artış var. Bir konuda haklılar. Yunanistan Avro içerisinde olmaz, kendi para birimi olsaydı, kriz yönetimi daha kolay olurdu. Bu tespit doğru, ama artık tarih ve teoriden ibaret. Yunanistan Avro’da ve istese de çıkamaz. Devreye girdiği gün güneş çarpmış kar gibi erimeye mahkum “yeni” bir para birimi tutmaz. Yacob Funk Kirkegaard’ın ABD Senatosu’na sunduğu “The Global Impact of Greek Default” raporu bu konuda oldukça ışık tutucu. Kirkegaard Yunanistan’ın AB ekonomisi içinde % 1,8 gibi ihmal edilir bir ağırlığına işaret ederek, en kötü senaryo bile Yunanistan’da iflasın AB ve Avro için ihmal edilir olacağını söylüyor. AB kurum ve başkentlerinin Syriza gibi sorumsuz olmayacağını, Yunanistan’ı felaketle baş başa bırakmayacağını varsayarsak, sorunun AB için yönetilir kalacağını görürüz.

Türkiye açısından Yunanistan felaketinin mali faturası oldukça sınırlı bir rakam. IMF üzerinden Yunanistan’ın kullandığı 36 milyar borç üzerinden etkilense de, Türkiye etkisi ihmal edilir boyutta olur. Türkiye için en büyük risk, Yunanistan krizinin derinleşmesinden kaynaklanıyor. Tek istikrarlı batı sınırımızın da karışması Türkiye için de risklerle dolu. Böyle bir gelişmenin önüne geçmek, Yunanistan’ın AB limanında istikrara kavuşması için mücadele etmek, Ege’de barışın da gereği.

05.07.2015 20:30