TAKİP ET

AB dağılıyor mu?

Bu hafta AB’nin sığınmacılar meselesine eğilen kaçıncı zirvesine şahit olduk bilmiyorum.

Birlik kuruluşundan beri belki en derin krizini yaşıyor diyebiliriz. Euro/Yunanistan krizi aşılmadan, sığınmacılar depremi binanın temellerini sallıyor. İngiltere referandumu devrede. Başbakan Davit Cameron serbest dolaşım gibi AB Antlaşması’nın temel sütunlarından taviz bekliyor. Bu iki süreç birbirinden bağımsız görünse de, özünde değil. İngiltere’yi referanduma zorlayan siyasi dinamikler ile, sığınmacılar meselesinde AB’nin temel sütunlarını tehdit eden politik dinamikler aynı çeşmeden besleniyor. İngiltere’de AB karşıtları, muhafazakar saflara kadar uzanıyor. Ama kıta Avrupa’sında ırkçı, milliyetçi güçlerle aynı politikayı savunuyor. Ortak hedefleri AB’yi çökertmek.

Suriye krizi yıllarca Avrupa’ya oldukça uzak bir olgu olarak kalmıştı. Ta ki, on binlerce sığınmacı Yunanistan adalarına akın edinceye kadar. Binlerce sığınmacının Almanya, İsveç yoluna düşmesi şüphesiz sürpriz değildi.  “Açık kapı” politikasında ısrarlı Bayan Merkel kararlı ama AB içerisinde yalnız. Almanya’nın 2015 yılında kabul ettiği 1 milyon, bu yıl beklediği yarım milyon sığınmacı konusunu birçok AB ülkesi tartışmak istemiyor. Üzerinde anlaşmaya varılan 160 bin sığınmacının dağılımı bile uygulanamıyor. Türkiye ile müzakerelerde dile getirilen yılda 250 bin Suriyeli sığınmacı kabul etme planı şimdilik hayal.

Demirperde kültüründen gelen Visegrad Grubu üyesi Polonya, Macaristan, Çek ve Slovakya Cumhuriyeti, Makedonya ile Yunanistan arasına duvar çekerek sığınmacı akınını durdurmak peşinde. Zirve öncesi Prag toplantılarına Bulgaristan ve Makedonya’yı da davet ederek bu politikaya altyapı aradılar. Prag’da Müslüman düşmanlığı cumhurbaşkanı düzeyinde savunucu buluyor. Yunanistan’ın Schengen dışına itilmesi, zaten sekiz ülke tarafından geçici olarak askıya alınmış bu anlaşmanın sonu olur. Almanya ise Yunanistan ve Schengen konusunda taviz vermek istemiyor. Bayan Merkel iki zor hedefi aynı zamanda savunmaya çalışıyor. AB de serbest dolaşımdan vazgeçmeden ortak bir sığınma politikası.

Ortak AB politikası arayışında en büyük sorun Paris-Berlin hattının sığınmacılar krizinde yara almış olmasından kaynaklanıyor. Birlikte hareket etmiyorlar. Paris’te sığınma politikasında “ortak” bir AB politikasına karşı. Onay verdiği 30 bin sığınmacı dışında kapıları açmak niyetinde değil. Fransa’da giderek güçlenen ırkçı “Front National” seçim zaferinden seçim zaferine koşuyor. Marine Le Pen “büyük Alman kapitali” ucuz işgücü için kapıları açmak istiyor tezi ile sendikaların tabanına sesleniyor. Fransa milli çıkarları için AB’den çıkmak gerekir diyor. Yalnız değil. Sarkozy AB’nin dağılmasını savunmuyor, ama Schengen Antlaşması iptal edilmelidir tezi ile Le Pen’e uzak değil.

AB’nin temellerini sarsan olgu sığınma meselesi olarak görünse de, özünde daha derin. Dün Euro, bugün sığınmacılar krizini gündeme taşıyan, Fransa’da Le Pen, Hollanda’da Wilders, Almanya’da AfD, Avusturya’da Strache gibi ırkçı politik güçler, AB’nin yıkımı için uğraşıyor. Çözümün, Sarkozy gibi bu güçlerin tezlerini kabullenen bir politikada değil, ortak bir AB politikasında yattığını görmek için Avrupa tarihine kısa bir göz atmak yeter. Milliyetçiler, Avrupa tarihinde savaş ve felaket sayfalarını yazdılar. AB barış ve refah getirdi.

Ankara’nın göbeğinde patlayan ve 28 vatandaşımızın hayatına mal olan bomba, Brüksel zirvesini de gölgeledi. Avusturya öncülüğünde Başbakan Davutoğlu ile sığınmacılar meselesini konuşmak için 11 AB üyesi ülke ile planlanan toplantı iptal edildi. Sığınmacılar krizinde AB’nin tek çıkış yolu Ankara artık. Başbakan Davutoğlu, sığınmacı krizi yönetiminde mesafe almaya başladı. Krizin kaynağı Suriye politikasında bu ülkeleri kazanabilirse, Avrupa Berlin-Ankara hattı diye yeni bir siyasi mimari kazanırız. Ahmet Bey bu hattın sağlam olmasını istiyorsa, selefi ile derin yara almış “güven meselesine” özen göstermesi gerekir.

Bayan Merkel, sığınmacılar, ırkçılara karşı tutumu ve Avrupa politikası duruşu ile bu günlerde her bakımdan dayanışmayı hak ediyor. Doğru yerde duruyor, haklı. “Wir schaffen das”, başaracağız.

21.02.2016 16:30