TAKİP ET

Çünkü demokrat değiller

Son günlerde Türkiye’de “demokrasi için birlik” çağrısı gündemde. İnsanlar hukuk devletinin, basın özgürlüğünün, can ve mal güveliğinin ayaklar altında olmasından rahatsız, “başkanlık” adı atında hızla despotizme gidişten kaygılı.

Sağdan sola tüm katmanlara açık, farklı sosyal gurup, farklı politik akımların demokrasi için buluştuğu bir platform olsun istiyorlar. Aslında yaşamakta olduğumuz siyasi sürecin de dayattığı bir fikir. Ama zor, hatta şimdilik mümkün değil. Zor, çünkü böyle bir hareketin omurga kemiğini oluşturacak CHP içerisinde etkin güçler demokrat değil. Bu yüzden, CHP’nin demokrat muhafazakar katmanlara açılması, Kürtlere kucak açması mümkün değil.

Hatta bir adım daha ileriye gidip diyebiliriz ki, CHP içerisindeki bu etkin güçler, mesela “cadı avı” olarak süren Erdoğan’ın cemaat operasyonunda sadece destekleri ile değil, organik olarak AKP ile dayanışma içerisindeler. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’ndaki (HSYK) destekleri olmadan, Türkiye’de hukuk devleti bu kadar sefil durumda olmaz, can ve mal güvenliği, basın özgürlüğü bu denli ayaklar altında olmazdı.

Tarık Ziya Ekinci, demokrasi için birlik çağrısının neden gerçekçi olmadığını Kürt meselesine eğilerek ayrıntılarıyla t24’te irdeledi. Uzağa gitmeye gerek yok. CHP’nin anadilde eğitim gibi temel bir konuda ayak sürmesi tesadüf değil. Çünkü parti içi denge bu tür bir açılıma izin vermiyor. Erdoğan bunun farkında.

Gezi ile Türkiye politikasında yakından yaşadık. Erdoğan, AKP içerisinden gelen uyarılara rağmen Gezi protestolarını yatıştırmak yerine, bu protestoları Türkiye’yi kutuplaştırma aracına dönüştürdü. Aklıselim kimse bu politikayı ilk günlerde anlayamadı. Haksız da değildiler, yüzde 50 gibi bir seçmene dayanan bir hükümet niçin kutuplaşma arayışında olsun ki? Şimdi daha berrak görüyoruz. AKP’nin kimyası 2010 referandumu ve 2011 seçim başarısı ile bozuldu. Başka projeler devreye girdi. Başkanlık, hatta neden olmasın, Halifelik?

Erdoğan, bu projenin CHP ve laiklerle ile çatışma anlamına geldiği bilinci ile saflaşmayı Gezi ile başlattı. Laik-Müslüman kutuplaşmasını derinleştirerek Müslüman çoğunluğa dayalı laik azınlıkla kavgalı ebedi bir iktidar arayışına girdi. Bu stratejinin kırılgan olduğunu pek göremedi. Gezi’de saf tutan, çadırlar arasında namazını kılan anti-kapitalist Müslümanları doğru okusaydı, bu gerilimin laik-Müslüman kutuplaşması ile sınırlı kalmayacağını, AKP içerisine kadar uzayacağını görebilirdi.

Bu gerçeğin görülür olması uzun sürmedi ve Gezi’den birkaç ay sonra 17-25 Aralık ile Cemaat-Erdoğan kopuşunu yaşadık. Muhafazakar Müslüman cenahta kopuş Cemaat ile sınırlı değil. Erdoğan; Cemaat, anti-kapitalist Müslümanlar, Mazlum-Der gibi AKP saflarına kadar uzanan insan hakları, adalet, vicdan gibi değerlerin önemli olduğu bir kitle ile köprüleri attı. Bu yüzden Müslüman-laik kutuplaşmasını kurması mümkün değil.

Yeni cephenin despotizm-demokrasi olduğunun farkında olacak ki, çözümün Cemaati yok etmekte olduğunu düşünüyor. Bu yüzden ‘cadı avı’ ve Kürt meselesinde aynı çizgide olduğu, devletin yanı sıra CHP ve MHP saflarında da etkin Ergenakon ile dayanışma içerisinde. Bir nevi enformel koalisyon var.

Erdoğan’a alternatif bir çoğunluk bu yüzden yok, demokrasi için birlik bu yüzden zor. CHP içerisinde milletvekili sıralarında oturan Ergenekon ruhu sadece ‘cadı avı’ ve Kürt meselesinde Erdoğan ile aynı çizgide değil. Demokrasiye de inanmayan darbe kültüründen geliyor. İnanç özgürlüğü gibi temel insan haklarına kayıtsız, ‘halka rağmen….’ politika yapma inancı taşıyor. Çünkü demokrat değiller.

Devlet ve Erdoğan ile dirsek teması içerisinde olan bu çevrelerin etkinliği CHP ile sınırlı değil. Bu ruh Cumhuriyet gazetesi gibi saygın gazete sayfalarında bile dolaşıyor, hâlâ etkin. Toplumda, ‘cadı avı’, can, mal güvenliğinin ayaklar altında olmasına sessizlik, Cemaat’e yakın gazetecilerle yan yana görünmemek için gösterilen özen, tesadüf değil. Demokrasi için birlik bu yüzden zor. Çünkü demokrat değiller.

16.06.2016 16:30