TAKİP ET

Çözüm AB sürecinde, kamplarda değil

Almanya Başbakanı Bayan Merkel’in zamansız çalışma ziyareti beklenildiği gibi, Ak Saray tarafından seçim malzemesi yapıldı.

Buna rağmen Ak Saray’ın siyasi kriz üzerinden iktidar arayışı, ülkemizin geleceğini belirleyecek sorunlara eğilmemizi gölgelememeli. Bayan Merkel, Avrupa’nın bu günlerde en büyük sorunu olan sığınmacılar meselesini konuşmak, “anahtar ülke” dediği Türkiye ile “çözüm” bulabilmek için geldi. Çantasında AB ile müzakere süreci, birkaç yeni başlık açılması yanında, 3 milyar Euro olduğu söylenen “yardım” paketi vardı. Ziyaret öncesi AB Zirvesi’nde sığınma sorunu konuşulmuş, AB Komisyonu bu konuda güçlü mesajlar vermeye çalışmıştı. Komisyon Başkanı Jean Claude Juncker’in vize veya müzakereler konusunda kullandığı dil, elle tutulur ortak bir tavrın olmadığını gösterdi. Bayan Merkel de bu yüzden “vize kolaylığı” terimini tercih ediyor, “vize muafiyeti” terimini kullanmamakta özen gösteriyordu.

Sığınma politikasında tek ortak tutum, AB’nin çökmüş Schengen kale duvarlarını nasıl tamir ederiz konusu. Anahtarın Erdoğan’da olduğunu düşünen Bayan Merkel, çözümün de Ankara’da olduğunu düşünüyor. Avrupa basını günlerdir “Erdoğan kale kapısında bekçiliğe evet der mi?” sorusunu tartışıyor. Belki mümkün, ama çözüm değil. Çünkü Brüksel, Türkiye’yi yüz binlerce Suriyelinin kamplarda tutulduğu bir ülkeye çevirmek ve bunun için birkaç milyar vermek istiyor. Sığınmacıların sosyal, ekonomik, kültürel ve eğitim hakkından soyutlanması anlamına gelecek kamplar, kendi başına bir felaket senaryosu. Türkiye, tüm ekonomik ve sosyal faturaya rağmen dört yıldır 2,3 milyon Suriyeli sığınmacıya kucak açmış bulunuyor. Kamplarda bulunan sığınmacı sayısı ise 175 bin civarında. Önemli bir rakam, ama 2,3 milyon yanında ihmal edilir bir olgu. Türkiye, Suriyeli sığınmacılar politikasında kamplar yerine, topluma kazanma politikası sunmak zorunda. Bu politikadan birkaç kuruş veya ciddiyeti meçhul birkaç müzakere başlığı adına vazgeçilmemeli. Tek gelecek vaat eden politika sığınmacıları topluma kazanma politikasıdır, kamplar, gettolar değil.

Tüm veriler Suriye krizinin Lübnan krizinde yaşadığımız gibi derinleşerek süreceğini, uzun yıllar alacağını gösteriyor. Esed’in çökme ihtimalini gören Rusya’nın IŞİD dışında tüm muhalefet güçlerini hedef alan bombardımanı, İran’ın “danışman” birlikleri ile sahaya girmesi savaşın uzayacağına işaret ediyor. Bu bize yeni mülteci dalgaları yanında, sığınmacıların önümüzdeki yıllarda Suriye’ye geri dönme gibi bir alternatifi olmadığını söylüyor. Önümüzdeki yıllarda kriz aşılsa bile, Suriye’nin ekonomik olarak ayağa kalkması ve vatandaşlarına güvenlik sağlaması zaman alacaktır. Bugün 10 yaşında olan bir çocuk 20 yaşına geldikten sonra İstanbul veya Bursa’dan Suriye’ye dönmek ister mi, meçhul. Bu çocuklara gelecek sunan bir eğitim, ailesine ekonomik ve sosyal haklar vermek tek sağlıklı çözüm olur. Türkiye’de kalırlarsa sorun olmaz, Suriye’ye dönerlerse yapıcı etken olurlar. Bugün eğitim yaşında olan 460 bin Suriyeli çocuğu kamplara tıkar, gelecek veremezsiniz, patlamaya hazır sosyal ve siyasi sorun olurlar.

Brüksel, Suriyeli sığınmacılar Türkiye’de kalsın istiyorsa, yapabileceği paradan daha önemli şeyler var. Türkiye, Helsinki kararı ve üyelik müzakerelerinin başlaması ile tarihinin en hızlı kalkınma sürecini yaşadı. Derin bir demokratikleşme ve reform umudu olmuştu AB süreci. Ülke siyasi istikrara kavuştu. Ta ki, Sarkozy ruhu ve Avrupa’da kol gezen yabancı düşmanlığı Türkiye’nin üyelik sürecini inanılır olmaktan çıkardığı güne kadar. Bu Ankara’da siyasi yapıyı etkiledi. Hukuk devletini hiçe sayan “fiili” durum arayışlarına kapıyı açtı. Kopenhag kriterleri gündemden düştü, AB süreci ciddiyetini yitirdi. Bayan Merkel, gerçekten sığınma politikasını çözmek istiyorsa, Helsinki süreci gibi tutarlı bir Türkiye politikası geliştirmek zorunda. Tutarlı bir Türkiye politikası ile AB, Suriye krizinde, sığınma sorununun kaynağında da etken olabilir. Ortadoğu’yu Rusya ve İran’a bırakmak Avrupa’nın da güvenliğini ihmal etmektir. AB, Türkiye ile Ortadoğu’da etken, Türkiye’siz seyircidir. Ne dersiniz, farkındalar mı?

22.10.2015 17:13