TAKİP ET

Yaşatma zevki

Ahmet Altan “Biz ne istiyoruz?” başlıklı bir yazı kaleme aldı geçenlerde. “Çok bir şey istemiyoruz.” diye başlıyordu yazısına. Devamında “Erguvanlar zamanından erken açtığında “aa erguvanlar açtı” diye sevinçle şaşırmak istiyoruz, bir su kenarında sevdiklerimizle dalgacı konuşmalara dalmak istiyoruz, şakalaşmak istiyoruz, gülmek istiyoruz, güzel şarkılar dinlemek istiyoruz…”

İlginçtir, biz de bir grup arkadaşla beraber bunu konuşuyorduk. Yurt dışında yaşıyor olmamıza rağmen ülkemizdeki siyasi atmosferin ve karşı karşıya kaldığımız sıkıntıların bizi içine soktuğu halet-i ruhiyeyi, yıllardır Hocaefendi’yi dinleyen ve okuyan kişiler olarak, onun bir ideal olarak benimsememizde etkin rol oynadığı yaşatma zevk ve düşüncesinden bahsediyorduk. Ahmet Altan’ın yazısında dile getirdiği dünya hayatı ve yaşama zevkine yönelik beklentilerin “Peygamberlik misyonu” bağlamında nereye oturduğunu konuştuk.

Ulaştığımız sonuç şu oldu; Hizmet hareketi içinde yer alan fertler genelde Hocaefendi’nin ısrarla tekrarladığı Bediüzzaman’ın Hz. İbrahim’i anlatan, “Gerçekten İbrahim, hak dine yönelen, Allah’a itaat üzere bulunan tek başına bir ümmet, bütün hayırlı halleri kendinde toplayan bir önder idi.” ayetinden hareketle söylediği “Kimin himmeti millet ise o tek başına millettir.” düsturu; Hz. Peygamberin (sas) ruh halini tasvir eden “iman etmiyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin” ayetinin verdiği mesajlar; dünyayı darü’l harb-darü’l İslam” diye ayıranlara inat “darü’l hizmet” olarak kabul edip eldeki tüm imkanlarla insanlığın kurtulması için gayret gösterme düşüncesi öylesine yer etmiş ki başka türlü bir yaşamı ve yaşam felsefesini kabullenemiyor. Onun içindir ki “İnsanların ahiretlerini kurtarmaları için bu kadar gayret göstermenize gerek yok. Allah’ın cehennemi de var.” düşüncelerini reaksiyonla karşılıyor. Ve yine onun içindir ki Türkiye’de olan biten hadiseler bu bakış açısına sahip olmayanlara nispetle onları daha çok üzüyor, etkisi kolay kolay izale edilemeyecek travmalara dahi sebebiyet veriyor.” dedik.

Pekâlâ, böyle bir ideale sahip olunmasaydı ne olurdu? Çoklarının aklına gelen şey; “İktidarın istekleri karşısında bel kırar, diz büker, rükûya oradan secdeye gider ve ihtimal bugün başına gelenlerin hiç birisini yaşamadan yoluna devam ederdi.” Ben böyle düşünmüyorum. Eğer Hizmet AKP’nin gerçek hüviyetine rağmen iktidarı aktif veya pasif bir şekilde desteklemeye devam etseydi, her şeyden önce kendi ilkeleri ve prensipleri ile çatışırdı ve bu çatışma Hizmet içinde önü alınamaz kopmalara sebebiyet verirdi. Şu anda ödenen bedellerin ödenmemesi için girilecek böylesi bir yolda da en büyük zararı Hizmet kendisi görürdü. Kaldı ki böylesi biatçi bir tavrın, kuzuyu yemeyi murat etmiş kurdu arzusundan geri çevirmeyeceğine de adım gibi eminim. İktidar, “Suyumu bulandırdın.” mazeretini öne sürerek kendisine verilen vazifeyi her şeye rağmen yerine getirmeye çalışırdı.

Sonuç; sonucu yok bu işin. Bu açıdan dünden bugüne yaşananları ifade etmede kullanılan süreç kelimesinin sözlük manası itibariyle ele alındığında doğru olduğunu düşünüyorum. Ama halkımız süreç derken bunu kastetmiyor; aksine bu geçici bir süre; en kısa zamanda bitecek türünden bir zihniyetle süreç diyorlar. Olsun, süreç kavramı bu manada da doğru kullanılıyor. Çünkü zulüm kalıcı değildir. Bu zulüm döneminin bir gün ve bir şekilde mutlaka biteceği kesindir. Ama şu unutulmamalı; bu zulüm bitse başka bir zulüm başlayacaktır. Lineer bağlamda olmasa bile dairevi mahiyette zulüm devam edecektir. İnsanlık tarihi de, onun içindeki belki de en parlak sayfalara sahip olan İslam tarihi de bunun şahididir.

Sonucu yok dedim ama şunu diyebilirim, bizim siyaset anlayışımız -Selçuk Şirin sağ ve sol diyor ama ben Batı ve Doğu da denebileceğini düşünüyorum- adalet, özgürlük ve dayanışma temeline değil sadakat, otorite ve kutsallık temellerine dayalı. Sadakat hepsini içine alır ama kavrama daha fazla açıklık kazandıralım derseniz, sadakat öncesine biati ve her şeye rağmen itaati da ilave etmeli. Hâlbuki teorik temeller ve Peygamber Efendimiz (sas) uygulamalarını esas alacak olursak, adalet, özgürlük ve dayanışma bizim inancımızın asli unsurlarıdır.

Yaşama ve yaşatma diye başladık adaletten, özgürlükten ve dayanışmadan çıktık. Bence doğru bir yerden çıktık. Zira zulmün sona ermesi de, insan gibi yaşama da, inşaları ve insanlığı yaşatma da bu kavramları sistematik bir şekilde hayata geçirmekle mümkün.

21.05.2016 17:32