TAKİP ET

Slogan Müslümanlığı ve Diyanet-Sen raporu

1961 doğumluyum. 15-16 yaşımdan itibaren Hizmet Hareketi dairesi içinde yerimi aldığım için ne İslamcılık ideolojisi ne de bu ideolojiye gönül vermiş kişi ve kurumlarla ilişkim oldu.

Tanıdığım, sevdiğim, saygı duyduğum akrabalık-dostluk ilişkisi içinde bulunduğum insanlar vardı bunlar arasında ama beni İslamcılık ideolojisi ile özdeş kılacak, hatta taraftar diye nitelendirecek hiçbir fikrim, davranışım ve üyeliğim olmadı.

Bununla beraber içinde yetiştiğim zamanın ve mekanın çocuğuyum. Çevrem ile olan diyalektik ilişkim elbette o cephede neler olup bittiğini görmeye ve anlamaya yetecek ölçüde idi. Bu açıdan şunu rahatlıkla bir hüküm cümlesi olarak söyleyebilirim; benim gençliğim İslam adına söylenen sloganları dinlemekle geçti. Benim yaşımda olanların hatırlamaları, o günleri kitap sayfaları arasından öğrenen gençlere de öğrenmeleri için bazılarını tekrar edeyim: “İslam gelecek vahşet bitecek”, “Allah gayemiz, Kur’an anayasamız, Resulüllah rehberimizdir, cihat yolumuz, şehit olmak arzumuz”, “Kanımız dökülse de zafer İslam’ın”,“Yaşasın İslam kahrolsun düşman”, “Laik devlet yıkılacak elbet”, “Adil Düzen”, “Önce ahlak ve maneviyat.”

SLOGANLARIN ARDINDAKİ ZİHİN YAPISI

Slogan, reklamcıların kullandığı bir kavram aslında. Mallarını daha iyi satabilmeleri için ürünü tüm özellikleri ile yansıtan ya da tüketicinin ilk etapta dikkatini çekmek ve satılan mal hakkında detaylı bilgi almasını sağlamayı hedefleyen bir araç. Böyle olunca din gibi Allah’a, Peygambere, ahirete iman başta olmak üzere mana boyutu önde olan bir manzumenin reklamcılık mantığıyla sloganlara indirgenmesi baştan yanlıştır.

Sloganların ardındaki zihin yapısı ayrı bir mesele. Sloganlarda göreceğiniz üzere, o zihin yapısı İslam’ı zamanın ve mekanın hangi dilimi ve yerinde olursa olsun cerrahın neşteri misali bütün sorunlara neşter vurup kalıcı olarak çözen, böylece insanı, aileyi, toplumu, devleti ve tüm insanlığı huzur içinde yaşatan sihirli bir paket. “İslam gelecek vahşet bitecek” sözünü başka türlü anlamak mümkün mü? Kaldı ki onların iddialarına göre IŞİD ile İslam geldi işte, hem de Bağdadî halifeliğini de ilan etti ama vahşet bitmediği gibi artarak devam etti, ediyor ve edecek gibi gözüküyor. “Kur’an anayasamız” sloganına ne demeli? Bu sloganın ardındaki mantalite yukarıdaki verdiğim misalde olduğu üzere cerrah neşterine benzemiyor mu? Her neyse…

Yalnız bizim İslamcıların hakkını yemeyelim, bu sloganlar büyük bir kısmı itibarıyla devşirme. Yanlış okumadınız; tek kelime ile devşirme. Batı sömürgesinin bütün gücüyle İslam dünyasına çullandığı bir dönemde istiklaliyet savaşı veren İslamcı zihniyetin ürünü o sloganlar. Bunların üretildiği zemin katiyen Türkiye değil. Ama bizimkilerin Türkiye ve Mısır, Türkiye ve Pakistan vb. ekonomik, siyasi, kültürel, coğrafi, devletler arası ilişkiler gibi mutlak manada nazara alınması gereken arka plan şartlarını hiç umursamadan aynı sloganları ülkemize taşıdığı da bir gerçek. Sadece sloganlar olsa neyse. Bunları fikri bağlamda destekleyecek tercüme faaliyetlerini de hesaba katmalı. Başa döneyim; işte bizim gençliğimiz başka zeminlerde üretilmiş bu sloganlar eşliğinde ismini vermediğim kitapların okunduğu bir zemini müşahedeyle geçti.

DİYANET-SEN RAPORU’NUN DÜŞÜNDÜRÜCÜ SONUÇLARI

Bu girişi Türk Diyanet Vakıf-Sendikası’nın müftülüklerde yaşanan hukuksuzlukları tespit ettiği rapor münasebetiyle yaptım. Rapora göre müftülüklerdeki görevlendirmelerde sendikal ve siyasi referanslar daha çok dikkate alınıyormuş, bazı din görevlilerinin bir partinin temsilcisi gibi davranıyormuş, farklı düşüncedekiler ise düşmanca tavır alınıyormuş ve “camide siyaset olmaz” diyen din görevlileri ise ‘paralelcilikle’ suçlanıyormuş. En önemlisi Diyanet Teşkilatına güven yüzde 43 oranına düşmüş. Raporun tamamını görmedim. Haber sitelerinden okuduğum kadarıyla raporun özeti işte bu beş maddeden ibaret.

Diyanet İşleri başkanlığında vaiz ve müftü vekili olarak yıllarca çalışmış, hem teşkilatı hem de teşkilatta görev yapan insanların zihin yapısını, bakış açısını, hayat tarzını kısmen bilen birisi olarak bana göre bu raporda karşımıza çıkan sonuçlar, adı üzerinde sebep değil sonuçtur. Kökeni bugünkü İslamcılık iddiasında bulunan devletlulara nispetle çok daha samimi hislerin hakim olduğu döneme dayanan ve manasından, ruhundan, özünden uzaklaşa uzaklaşa bugüne kadar gelen, 13 yıllık AKP iktidarı ile yozlaşmada ve savrulmada zirveyi yaşayan İslamcılık ideolojisinin ürettiği bir sonuç.

“Din ü devlet”, “din ü siyaset”, “devlet-i ebed müddet” zihniyetinin ürettiği ve devleti kutsama ile son bulan kabul ve bunun tabii sonucu olarak devlete muhalefetin ihanetle özdeş kılınması bu sonuca bizleri ulaştıran sebepler arasında zikredilebilir. Baksanıza reyting rekorları kıran “Diriliş Ertuğrul, Kurtlar Vadisi Pusu” gibi dizilerde aynı zihniyet her hafta endokrinize ediliyor. “Töreye karşı çıkan hain, otağın bey’ine karşı çıkan hain, lidere karşı çıkan hain” bir hain edebiyatı almış başını gidiyor. Buraya bir de siyasi iktidarın bir kurum olarak Diyanet’in toplumda oynamış olduğu rolden hareketle maddi bağlamda yapmış olduğu kayırmacılığı da eklemek gerek.

Raporda yer alan bilgilere sonuç dedim ama her sonuç aslında bir başka hadisenin veya hadiseler zincirinin sebebidir. Dolayısıyla Diyanet Sen’in yayınladığı rapora bir de bu gözle bakmak lazım. Yakın bir gelecekte Diyanet’e güven oranı yüzde 43’ün altına düşerse; Diyanet Teşkilatı içinde 3 yıldan beri zaten belli ölçüde var olan “cadı avı” çok daha acımasız bir şekilde hayat bulursa; din görevlileri önceki seçimlerde numunesini gördüğümüz üzere Peygamber makamı olarak bilinen mihraplarda-minberlerde siyasetin kutuplaştırıcı zehirli dilini kullanarak bir siyasi partinin propagandasını yaparsa ya da bir siyasiye vaaz ve hutbe verdirirse yani camiyi siyasi miting meydanı olarak kullanır veya kullandırırsa sakın ola ki şaşırmayın. “Niye şaşıralım ki, Kâbe’yi bile bu amaçla kullandıklarını zaten gördük” diyenleriniz olabilir. Tek kelime ile haklısınız.

Hasılı; özün, ruhun, mananın değil şeklin hakim olduğu slogan Müslümanlığı ile bu kadar ve buraya kadar. Ne Türkiye’de, ne Mısır’da, ne Pakistan’da, ne Malezya’da, ne Amerika’da ne de Avrupa’nın herhangi bir ülkesinde bu zihniyetle daha ötesine yol alınamaz.

24.02.2016 18:01