TAKİP ET

Sıfırı çekerek sonsuzluğu kazanmak

Geçen hafta Hizmet Hareketi’nden desteğini çekenlerle alakalı bir değerlendirme yapmıştım.

Bu hafta da her şeye rağmen desteğini devam ettirme ekseninde bazı değerlendirmeler yapacak ve daha net anlaşılması için çok da alışık olmadığım bir yazı tarzını tercih edeceğim.

1- AKP hükümetinin 13 yıllık yönettiği süreçte devlet, demokratik hukuk devleti olma çabası ile otokratik bir rejime dönme arasında med-cezir yaşadı ve yaşıyor.

2- 14 Kasım 2013’te dershaneleri kapatma tartışmaları ile alevlenen, 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmaları ile hızlanan ve çokları tarafından “AKP-Cemaat kavgası” olarak isimlendirilen meselenin AKP-Cemaat kavgası olmadığı bugün herkesin kabul ettiği bir hakikat. Bu satırların yazarı da dahil birçok insan meselenin böyle olmadığını, gidişatın parti devleti, partili cumhurbaşkanı ve tek adam devletine doğru olduğunu söylemişti.

3- Siyaset bilimlerindeki tarifleri arasındaki nüanslar bir kenara, otokratik, oligarşik, diktatör rejimlerin kendi sistemlerini kurabilmek ve sağlamlaştırabilmek için her zaman iç ve dış düşmana ihtiyaçları vardır. Cemaat bu süreçte iç düşman ilan edildi. Goebbels’in taktiklerini uygulayan medya ordusu ile algılar olgularla yer değiştirdi ve görünen o ki, halk bunu satın aldı.

4- En son örneği Samanyolu TV ekranlarının karartılması ile bir boyut daha eklenen gayri hukuki, gayri insani, gayri ahlaki ve gayri vicdani uygulamalar için kanuni düzenlemeler adım adım yapıldı ve hukuk katledilerek yerine kanun devletinin köşe taşları döşendi, Cemaat’e intikam operasyonları ile cadı avı yapılmaya başlandı. Vicdanı ölmemiş, insani duygularını hâlâ daha kaybetmemiş AKP’ye oy vererek desteğini devam ettirenlerin dahi kabul ettiği bir durum bu.

5- Cemaat’le birlikte eğriye eğri, doğruya doğru deme, yapılan güzellikleri alkışlayıp yanlışlıkların karşısında durma muhalefet olarak isimlendirildi ve başkaları da bu süreçten nasibi alarak korkunç baskılarla hizaya getirildi. Cengiz Çandar’ın deyimiyle ‘kimileri rükû, kimileri secde’ halinde hayatlarına devam ediyor.

6- Bugün ortada bir mücadele var ve bu mücadele, tarihe “Demokratik hukuk devletini inşa”, “Herkese temel hak ve özgürlüklerini verme” gibi isimlerle geçecek. Doğrusu bu. Ama bazıları bunu İslamcılık iddiaları ile iktidara gelen partinin kullandığı argümanlardan hareketle bir iman-küfür mücadelesi gibi değerlendirme eğilimindeler. Böylesi bir yaklaşım bütün bütün yanlış sayılmaz; sayılmaz zira peygamberlerin ve muhaliflerinin başrolü oynadığı iman-küfür mücadelelerinde gördüğümüz nice örnekler bugün bazen aslı bazen misliyle yeniden yaşanıyor.

7- Dava deyip devleti dönüştürme iddiaları ile iktidara gelenlerin devletleştiği bu zeminde Müslüman halkı ikna için en çok ihtiyaç duyulan şey; yapılanların meşrulaştırılmasıdır. “Yolsuzluk hırsızlık değildir” fetvalarını hatırlayın. Aslında bu yapıp-edilenlerin meşrulaştırılması değil, dinin istismar edilmesidir. Ben bunu “Din satma ve dini satma” diye özetliyorum. İçine girilen bu çıkmaz sokağın vardığı ve varacağı yer önce dindarlık ardından da dinin içinin boşaltılmasıdır ki, bu büyük ölçüde başarıldı.

8- İşte kanunun hukuka, zulmün adalete rağmen işlediği ve bu zihniyetin hayata neredeyse tamamen hakim olduğu zeminde, dün doğru dediğine bugün de doğru diyen, eline çakı almamakla birlikte terörist damgası yiyen Hizmet gönüllülerinin evrensel hukuku, temel hak ve özgürlükleri, hukukun üstünlüğünü, inandıkları dini, ahlaki ve insani değerleri ve her şeyden öte vicdani rahatlıklarını arkalarına alarak diklenmeden dik durmaları, dönmeyi döneklik kabul etmeleri, Hocaefendi’nin ifadeleriyle “Asıl yol bu deyip yılmamaları, insanımızın buna ihtiyacı var deyip yola devam demeleri” her türlü takdirin ötesindedir. Tarih bunları nasıl kaydeder bilmiyorum ama daha iki gün önce Hocaefendi böylelerine “Sıfırı çekmek suretiyle sonsuzluğu peyleyenler.” dedi. “Allah’ın rızasından başka hiçbir şeye peylenmeyenler.” diye de ilave etti.

Ak ve pak iddialarına rağmen her şeyin karalar bağladığı ve bunun tabii sonucu olarak akılların kara, zihinlerin kara, vicdanların karalaştığı böyle bir dönemde özgürlüklerinin tahdid edilmesinden mallarının müsaderesine kadar uzanan yolda bedel ödemeyi göze alarak dik durabilme “Allah’ın lütfu ve ihsanı”ndan başka bir şeyle açıklanamaz. Bu lütfu ve ihsanı bizlere bahşeden Allah’a hamd olsun.

19.11.2015 16:06