TAKİP ET

Kurbanlık koyun gibi

15 Temmuz Darbe Girişimi ile alakalı yazdığım ikinci değerlendirme yazısıydı… Yeni Hayat gazetesi kapanmasaydı bu yazıyı dün okuyacaktınız. Bugün buradan yayınlıyorum. Tablo netleştikçe daha çok yazıları yazılacağı muhakkak.

Herkesin kendi doğrularının peşinde olduğu bir zamanda ne yazılabilir bilmiyorum. Hayatımda ‘Ne yapsam acaba?’ diye kararsız kaldığım, ilmine ve tecrübesine güvendiğim kişilere danıştığım çok olmuştur ama bu denli çaresiz kaldığım günleri hatırlamıyorum. ‘Türkiye’de neler oluyor?’ sorusuna cevap arayanların da aynı halet-i ruhiyeyi taşıdığına inanıyorum. Bunu yaşamayanlar hazır paketler halinde kendilerine servis edilen bilgilere inananlar, siyasi tarafgirlik ve ön yargılarla gerçekleri göremeyecek kadar kör olanlar olsa gerek. Halbuki ‘başarısız olması için yapıldığına’ inandığım darbe teşebbüsünde cevaplanması gereken sorular gün ortasında etrafı aydınlatan güneş gibi ortada duruyor.

Demokrasi Nöbeti etrafında bir arkadaşımın işaret ettiği sorular benim de kafama takıldı. İki sorum var: İlki, acaba sokağa çıkan insan sayısı siyasileri tatmin etti mi? Yıllardan beri dört siyasi partinin üzerinde birleştiği darbe karşıtlığı ekseninde meydanları dolduran kalabalığın sayısı binlerle ifade ediliyor. Halbuki demokrasi yanlılığı konusunda toplumsal mutabakatı sağlayabilecek bundan daha büyük bir manzara tasavvur edilemez. Yerel, genel ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tek başına AKP’nin milyonlarca insanı seçim meydanlarına dökebildiğini düşünecek olursak, 4 partinin ittifak ettiği bir hadisede sokağa çıkanların sayısı az sayılmaz mı? Eğer siz de benim gibi bunun az olduğuna inanıyorsanız, insanları milli iradeye sahip çıkması için sokağa çağıranların derin endişeler içinde olduğunu söyleyebilirim. Şimdilerde darbe teşebbüsü için ortaya atılan sorulara verilen cevapları ‘komplo teorisi’ diye karşılayanlar, yarın gerçeklerle yüzleşirse sayıları binlerle ifade edilen o kalabalıkları da arkalarında bulmakta zorlanacaklardır. İhtimal dahilinde mi böyle bir şey? Cevabım: Niçin olmasın?

İkincisi; ‘demokrasi nöbeti’ ya da ‘milli irade’ sloganlarıyla meydanları dolduran insanlar, yaklaşık 5 yıldan beri AKP iktidarı tarafından el konulan, suistimal edilen demokrasi ve milli iradeye neden sahip çıkmadılar? Darbe karşıtlığı ekseninde haklı olarak gösterilen bu tepki, AKP ve Erdoğan’ın otoriterleşme politikalarına karşı anında ve zamanında gösterilseydi, ihtimal Türkiye bugünleri hiç yaşamaz, bölgesinde demokrasisi, hukuku, ekonomisi, iç barışı, sosyal refahı, toplumsal kaynaşması ile G 20 ülkesi olmanın hakkını veren bir konumda bulunurdu. Onun için 15 Temmuz akşamından beri kahramanca darbe karşıtlığı yapan AKP sempatizanı, seçmeni sivil halk 208 şehit 1491 yaralının söz konusu olduğu darbe teşebbüsünde ‘AKP ve Erdoğan’ın politikalarının payı nedir?’ sorusunu kendilerine sormalıdırlar.

Gerek darbe teşebbüsünde emir-komuta zincirine göre hareket edip görev alan asker ve subaylara halktan bazı kişilerin yaptıkları hunharca eylemler, gerekse ‘günah keçisi’ ilan edilen Hizmetin bazı kurum ve mensuplarının mal ve can güvenliğini tehlikeye atan hedef gösterme, yıkma, yakma ve yağmalama hareketlerine bakınca insan kim bunlar demekten kendini alamıyor? Gerçekten kim bunlar? AKP seçmeninin 2,5 yıldan beri hizmet karşıtı algı operasyonları ile hizmet insanlarına karşı bir tavrı olduğu söylenebilir. Bazılarının bu karşıtlığı kalbi buğz, nefret ve düşmanlık seviyesine çıkarttığı tahmini de yapılabilir. Ama o insanları tanıyoruz. Bunların ‘paralelin malları helaldır, kadınları cariyedir’ noktasına evrileceklerine hiç ihtimal vermem. Çünkü hizmet insanı, paralel, Fethullah Gülen taraftarı dediği kişiler yakından tanıdığı komşusu, arkadaşı, akrabası olan insanlar.

Bahsini ettiğim eylemlere bugünlerde fotoğrafları basına düşen hizmet mensubu insanların ev ve işyerlerinin kapılarına işaretler koymayı da ilave ederseniz benim aklıma gelen Maraş hadiseleri oluyor. Bu da perde arkasındaki komplocu akla işaret ettiği gibi, insana şu soruyu sordurtuyor; acaba bunlar AKP sempatizanı, seçmeni, demokrasi havarisi, milli birlik idealisti değil de yıllardan beri radikalize edilen, bir manada IŞİD’leştirilen, belki kamplarda eğitilen hatta bizatihi IŞİD üyesi olan insanlar olmasın?

Buradan hemen İslam’ın işlevsizleştirilmesi sonucuna atlayabiliriz. Malum AKP’nin kuruluş dönemlerine ait Abdürrahim Karslı, Ali Bulaç ve Abdurrahman Dilipak’in beyanları ile sabit olan bir hadisede 3 şarttan bahsediliyordu. Onlardan birisi, İslam’ın ve özellikle sünnî İslam’ın işlevsizleştirilemesiydi. IŞİD bunu zaten bölgesel ve küresel çapta yaptı, yapıyor ve yapmaya da devam edeceğe benziyor. Bu bağlamda kilit ülke hemen herkesin katılımıyla Türkiye. 2010 referandumu öncesine kadar yüzü Batı’ya dönük demokratik değerleri hayata hakim kılmaya çalışan, Müslüman kimliği ile başta Orta Doğu olmak üzere bütün dünyaya örnek olan ülke. Ama 2010 sonrası takip ettiği dış ve iç politikalarla Türkiye, AK Parti eliyle elde ettiği fırsatı AKP eliyle kaybetti.

Bu süreçte en büyük yarayı İslam dini aldı. Bana göre yukarıda bahsettiğim görüntülerde yer alan sakallı, şalvarlı, eli tesbih dili tekbirli insanlar bu işin tuzunu biberini ekiyor. Dünyadaki etkisini bilmemekle beraber bu görüntüler sokağa çıkmayan, dine karşı mesafeli olan hemen herkeste dine ve dindara karşı öfke ve nefret hissi uyarıyor. Eğer bu yorumum doğruya bazı Diyanet mensuplarının ferdi olduğunu sandığım ayrımcı davranışları da bu ateşe odun taşıyor.

Hasılı, şimdi AKP’den nefret eden yapılarla AKP iş birliği içinde bütün yurtta büyük bir tasfiye gerçekleştiriyor. AKP’li olmayan hemen herkes şu anda kurbanlık koyun gibi evlerinde ha şimdi ha birazdan gelecekler bekleyişi içindeler. İnanın bana “Bu çerçevede belli bir ilerleme sağlandıktan ve ortak bir güç oluştuktan sonra İslami bakımdan meşru olmayan hususlardan önce ıslaha çalışmalı, bu mümkün olmadığında yola ve yolculuğa zarar vermeyecek şekilde ortak eylemlerle tasfiye cihetine gidilmelidir…” diyen parti müftüsü Karaman bile bu fetvayı verirken, AKP’nin bu kadarını yapacağına ihtimal vermemiştir.

24.07.2016 23:09