TAKİP ET

Kampta mealli mukabele

Önceki senelerdeki adet devam ediyor. İslam dünyasında 14 asırdan beri uygulanan ve ismini Hz. Peygamber (sas) ile Cebrail’in (as) karşılıklı Kur’an okumalarından alan mukabele geleneğinin biraz geliştirilmiş şekli.

Gelenek; literatürde “tilavetiyle teabbüd” dediğimiz Kur’an’ın aslı ve orijinal metninin ibadet niyetiyle okunması. Ona devam ediliyor. Geliştirilen şekli ise; her bir sayfanın sonunda durup mealinin okunması. Geliştirilmiş derken, bu şekliyle mukabelenin buraya has olduğunu iddia ediyor değilim. Ana dili Arapça olmayan İslam coğrafyasında yerini alan bir çok ülkenin Allah’ın kelamını anlamak için böyle bir geleneğe sahip olduğunu biliyorum. Ama Türkiye ve camilerimizde veya evlerimizdeki mukabele geleneği ile mukayese ettiğimizde bu modelin ülkemiz adına geliştirilmiş bir model olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Pekala üç-beş kişi bir araya gelerek hemen herkesin yapabileceği bu modelin bir ayrıcalığı var mı? Bana göre; evet var. İki ayrı açıdan. Birincisi mukabele yapan heyetteki insanların İlahiyat eğitimi almış, Arapça bilen kişiler olması ve mukabeleye gelmeden önce farklı mealleri okumaları. Neden? İşte bu neden sorusunun cevabı ikinci ayrıcalığının ta kendisi; mukabele halkasında Hocaefendi’nin varlığı. Hocaefendi’nin o halkada bir serzâkir olarak varlığı, sevap kazanma düşüncesiyle tilavet edilen Kur’an’ın manasını derince anlamanın da fırsatını sunuyor bizlere. Onun için halkadaki kişiler çift taraflı kazanç elde etmek için özellikle meal yazarlarının ihtilaf ettikleri hususların altını çizerek derse geliyor ve anında sorularını Hocaefendi’ye yöneltiyorlar. Buna zemin oluşması düşüncesiyle de günlük bir cüz okuma iki ayrı fasla bölünmüş. Sabah namazından sonra 10 sayfa, akşam namazından önce 10 sayfa. Her bir fasıl ortalama bir buçuk saat sürüyor.

Benim katıldığım mukabelede 3.cüz’ün ikinci yarısı okunuyordu. Meallerin verilmesi anında dikkatimi çeken iki gözlemimi paylaşayım ki bu gözlem benim yukarıda zikrettiğim iki ayrıcalığın da delilini oluşturuyor. Meal safhasında eğer Hocaefendi kendiliğinden bir açıklamada bulunacaksa, onu heyecanlı bir bekleyiş, soru sorulduğunda ise oldukça temkinli bir tavır içinde olduğunu gözlemledim. Bu bir. İkincisi; soruların cevaplandırılmasında teferruatlı açıklama gereken hususlarda konunun ana hatlarına maddeler halinde hızlıca değinmesi ve tefsir, hadis, kelam, fıkıh, tasavvuf, tarih vb. konularda ansiklopedik malumatı ile geniş bir ufuk çizmesi. Mesela; Ali İmran 36. ayette başlayıp devam eden Hz. Meryem’le alakalı meselede bazı muhtelif soruları Kitab-ı Mukaddes, rivayet ve dirayet tefsirleri ve hadisleri merkeze koyarak ardı ardına maddeler sıralaması bana “İşte Hocaefendi farklılığı/ayrıcalığı” dedirtti.

Eski bir yanlışlığa işaret etmesi de konu ile irtibatı açısından önemliydi Hocaefendinin. Hocaefendi “Zekeriya mihraba her girdiğinde” ayetini içinde sırf “mihrap” kelimesi geçtiğinden dolayı manası düşünülmeden cami mihraplarına yazıldığını ama şimdilerde bu yanlıştan vazgeçilip onun yerine “Yüzünü Mescid-i Haram’a çevir” ayetinin yazıldığını anlattı.

Bir sonraki yazımda yine ‘Kampta Ramazan’ diyecek ve bir başka konuya değineceğim.

14.06.2016 16:23