TAKİP ET

Hakikat tekelciliği

Hakikat, mutlak doğru demektir. İslami zaviyeden mutlak doğru sadece ve sadece Allah’a aittir ve Allah tarafından bilinir. Eğer Allah murad buyurursa Peygamberlerine de bildirebilir.

Usul ilminde Kur’a için sübutu ve delaleti kat’î veya sübutu kat’i delaleti zannî, Hz. Peygamber (sas) için de Peygamberlik vasfı ve sair vasıfları ile yaptığı eylemler, söylediği beyanlar başlıkları altında yapılan tasnifler hep mutlak doğrunun açığa çıkmasına ve çıkarılmasına hizmet eden entelektüel çabalardır.

Bunun hem söylem hem de eylem bakımından pratik hayatımıza yansıyan ve neredeyse 14 asırdır devam eden sonuçlarından bir tanesi hak ve batıl mezhep ayrımlarıdır. Eleştirel düşünce perspektifinden bu ayrımın teorik planda doğru olduğunu söylemek tek kelimeyle imkansızdır. Zira böylesi bir ayrımın temelinde yatan iddia “Hak benim görüşümdür, senin ki batıldır.” demektir ama söz konusu görüşün “hak” olduğunu ispatlayacak hiç bir delil ortada yoktur. Bu ayrımcı yaklaşımın İslami değerlerle örtüşmeyen sözde görüşler etrafında kitlelerin buluşmasını engelleme, kötü gidişata son verme faydası olabilir ve olmuştur. Mürcie’nin Haricilerin rağmına büyük günah işleyenin imanı hakkındaki görüşü bunun örneğidir. Fakat başlangıçta ve erken dönemlerde görülen bu fayda daha sonra zarara inkilap etmiştir.

Bugünlerimize de ışık tutan ve yaşadıklarımıza anlam kazandıran bu hususu bir kenara bırakıp –müstakil bir yazı kaleme alacağım nasipse- hakikat tekelciliği görüşünün özellikle siyasi alanda kibirle birleşmesinin yıkıcı etkilerinden söz etmek isterim.

Özgür Koca’nın isabetle belirttiği gibi fıkhî, kelâmî, iktisadî, siyasî her türlü alanda insan veya kurumları tekelciliğine sürükleyen en önemli unsur, kibirdir. Dile getirdikleri düşünceler ve bu düşünceler etrafında toplanan kitlelerin nüfusu ve nüfuzu; ya da siyasi sahada ortaya koydukları eylemler sonucu elde ettikleri izafi başarılar, kibri büyüten bir araç olur ve bir zaman gelir o insan veya kurum, kendini mutlak hakikatin yegane temsilcisi zanneder. Herkes yanlış, o doğru; herkes batıl, o haktır. Öyleyse hakikate zarar gelmemesi için yanlış ve batılın susturulması, gerekirse yok edilmesi gerekir.

Psikologlar buna hastalıklı bir ruh halinin tavsifi olarak bakabilir. Amenna ama bu halin siyaset kurumuna yansıması ve özellikle kitleleri peşinden sürüklemesi nasıl oluyor? Bu önemli bir soru ve cevabı yine psikologların enfes araştırmaları sonucu ortaya çıkan grup veya sürü psikolojisi kavramında gizli. Çok eskiden okumuştum, bir protesto eyleminde grup halinde hareket eden kitlenin yaş ortalamasının 12 olduğunu söylüyordu. Araştırmanın bana göre en ilginç sonucu ise şu, isterse o kitle dünyanın en entelektüel insanlarından oluşsun; netice değişmiyormuş. Bunun manası açık; o kitleden 12 yaşındaki bir insanın davranışının ötesini beklemek yersizdir. İsterseniz İhsan Yilmaz’ın ATM kısaltmasını yaptığı Anadolu Tipi Müslümanlık yazısında isabetle belirttiği tarihi gerçeklere bir de bu perspektiften bakın. Gerçi o, yazısının temeline güce tapma, şahsi çıkar Tayfun Atay’ın “dinbaz” olarak nitelendirdiği insan tipinin çıkmasına neden olan misalleri koymuş ama o yazıda dile getirilen gerçeklerin “sürü psikolojisi” kapsamında da değerlendirilebileceğini düşünüyorum.

Özgür Koca’nın ifade ettiği bir başka husus, bu kitleleri bir araya getiren ve yapılanlar ne kadar yanlış olursa olsun, onlara “doğru” diye baktıran ütopik dünya görüşüdür. Gerçek hayattan kopuk, ütopya üzerine kurulu dünya görüşü güç ile birleşince, muhtemel bir gelecek adına yapılan yanlışlıklar, o ütopik dünyayı hayata geçirme adına katlanılabilir bulunuyor. Böyle olunca, “hak bir davanın vesilelerinin de hak olması” kaidesi bir kenara atılıyor; zulüm, adaletsizlik, hırsızlık, yolsuzluk, yüzlerce, binlerce bazen milyonlarca masum insanın kan ve canlarının heder, mallarının talan edilmesini meşru ya da makul görülebiliyor. Kürtler, cemaat, Aleviler, liberaller vs. AKP’nin kendine muhalif olarak gördüğü kesimlere karşı izlediği vicdanları kanatan acımasız, insafsız, hukuksuz,  politikalarına bir de bu gözle bakın. Yazık!

16.07.2016 18:51