TAKİP ET

Hak ve batıl mezhep

Eleştirel düşünce aslında bizim dünyamızın gülüdür, çiçeğidir, meyvesidir, dikeni değil.

Kur’an’dan alırız biz bu temel insani ve İslami ilkeyi. Terminolojide “Atalar kültü” diye ifade edilen bu gerçek Kur’an’ın bir çok ayetiyle bizlere bildirdiği hakikattir aslında. “Ne zaman onlara ‘Allah’ın indirdiği (Kur’an’a) tâbi olun!’ dendiği zaman, ‘Hayır, bilakis biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz (adet, görenek ve inançlarımıza) tabi oluruz’ derler. Ataları, hiçbir şeye aklı ermiyor ve hiçbir şekilde doğru yol üzerinde değildiyseler de mi?!” (2/170) Tefekkür, tezekkür, tedebbür, taakkul, şura, istişare, içtihat, müzakere, muhakeme, hürriyet, hür düşünce gibi kelime ve kavramlar da aynı çizgide kendine yer bulur ve insanları aynı hedefe yönlendirir. “Müsademe-i efkârdan bârika-i hakikat doğar” vecizesini de bu arada unutmamalı.

İslam’ın erken dönemlerinde bu hakikat çok iyi anlaşıldığı için olsa gerek müthiş bir düşünce canlılığı yaşanmış bizim dünyamızda. Kelam ve fıkıh başta olmak üzere tefsirden, hadise, kelamdan tasavvufa o kadar çok düşünce üretilmiş ki, insanın o dönemlere bakıp da hayranlık duymaması düşünülemez. Ama ne olduysa belli bir müddet sonra düşünce üretimi durmuş, yerine mevcutların tekrarı, küçük ilavelerle açılımı –şerh ve haşiye- ve belli bir müddet sonra da taklidi devreye girmiş. Kelam ve fıkıh görüşlerin mezhepleşmesi de işte bu dönemde olmuştur.

İslam fikir dünyasında en az 2-3 asır devam eden bu canlılık haliyle birden bire yok olmamış. Ara sıra da olsa, değişen hadiseler ekseninde selefin gittiği yoldan gitmeye çalışan ve çokları itibariyle onların metodolojisinden, bazıları itibariyle de yeni metotlar eşliğinde düşünce üretimlerini devam ettirmeye çalışanlar olmuş. Olmuş ama topluma hakim olan genel hava bunların gelişmesine kati surette müsaade etmemiş. Hak ve batıl görüş, hak ve batıl mezhep ayrımları bu dönemin ürünü olan kavramlar.

Bu zihniyetin hakim olduğu zamanlarda erken dönemlerde içtihat için söylenen “Benim görüşüm yanlış olma ihtimali olan doğru, senin görüşün doğru olma ihtimali olan yanlıştır” yaklaşımı “Benim görüşüm yegane doğrudur ve haktır, senin görüşün kesinlikle yanlıştır ve batıldır” noktasına evrilmiştir. Sonuç olarak tekfire kadar uzanan ötekileştirmeler devreye girmiş, fikri planda başlayan bu karşılıklı mücadeleler kavgalara, savaşlara, sui kastlara, öldürmelere kadar uzamıştır.

Bugüne gelince, Kur’an ve sünnetin çerçevesini belirlediği istikamette düşünce faaliyetlerine yeniden hız kazandırmalıyız. Zihin dünyamıza yerleşmiş ve yazımıza başlık olarak seçtiğimiz hak ve batıl mezhep gibi belli dönemlerde verili durumu ifade eden olan kavramları sorgulayarak, tabiri diğerle eleştirel düşünceyi devreye söküp neden sorusunu sorarak bu ise başlayabiliriz ve başlamalıyız. Sahi Efendimiz de (sas) “İçtihadında isabet edene iki, hata edene bir sevap vardır.” buyurarak düşünce kapılarını ardına kadar açmıyor muydu?

08.09.2016 17:24