TAKİP ET

Fıkıh ve anakronik yaklaşım

Geçen hafta yayınlanan 3 Kadın Modeli başlıklı yazıma gelen müspet ve menfi okuyucu tepkilerini de nazara alarak ilave değerlendirmeler yapmak istiyordum.

Fakat alanım açısından haftaya damgasını vuran 2 hadise beni başka bir yazı yazmaya itti. Önce o hadiseleri birer cümleyle hatırlayalım. Bir ilahiyat profesörünün daha sonra “yanlış anlaşıldım” diye özür dilediği, “Namaz kılmayan hayvandır.” beyanı. İkincisi; Afgan asıllı ABD vatandaşı Müslüman Ömer Metin’in 52 kişiyi öldürmesi ile Orlando’da gerçekleşen eşcinsel katliamı. Bir de N. K. Zeybek’in namaz kelimesi “Kur’an’da yok; onu Zerdüştlerden aldık.” sözü var ama anladığım kadarıyla kavramsal değil linguistik açıdan söylenen ve yanlış anlaşılmalara medar olabilecek bir beyan. Nitekim konu kamuoyu hassasiyetine çarptı ve geri döndü.

Bugün yaşayan Müslümanlar olarak bizim en büyük sorunlarımızdan birisi hiç şüphesiz İslâm bilgi mirasımıza, özellikle ibadetlerimizden muamelatımıza varıncaya kadar hayatımızı tanzim eden fıkıh mirasımıza bakış açımız geliyor.

Halen yürürlükte olan bu bakış açısının en önemli özelliği, mezkur mirasın anakronik bir zihniyetle ele alınıp bugüne taşınmasıdır. Halbuki söz konusu olan –namaz, oruç ve haccı bir kenara bırakalım- İslâmi değerleri merkeze alarak belli bir zaman, belli bir mekan ve belli bir insan kümesinin belli coğrafyalarda karşı karşıya kaldığı sorunlara üretmiş olduğu çözümlerden ibarettir. Dolayısıyla burada basit mantık şunu söyler; zaman, mekan, insan ve şartların değişmesi sorunların değişmesini beraberinde getirdiyse -ki bu kaçınılmazdır- o zaman çözümler de elbette değişik veya farklı olacaktır. Hatta mevcut sorunlara çözüm getirirken kullanılan metodolojilerin de farklı olması tabiidir. Zaten içtihat bu demektir. Müçtehidin görevi budur. Tevhit, nübüvvet, haşir, adalet, özgürlük gibi sabit İslâmi değerlerden taviz vermeksizin, değişen hayat şartlarında hukuku sürekli yenileme ve canlı tutma.

Ama ortalama hicri 5. asırdan bugüne gerek sosyal hayat şartlarında durağanlığın ihtiyaç hissettirmemesi, gerek ehliyetli kişilerin yokluğu, gerek hakikat tekelciliğinin yol açtığı fanatizmin fıkha yansıması, gerek iç savaşların sebebiyet verdiği atmosferde ortaya çıkan tekfirci zihniyetin üretici düşünceyi esir alması, gerek statüko taraftarı siyasetin devreye girerek ulemayı kendine eklemlemesi ve muhaliflerini susturması ve nihayet bu şekilde ilerleyen zamanda sözünü ettiğimiz zihniyetin hayatta kök salması İslâm hukukunu ölü bir hukuk diye nitelendirebileceğimiz yere sürüklemiştir. Bu ise fıkhı her dönemde dinamik bir objeden; sabit, değişmez, değiştirilemez ve nerede, ne zaman, hangi şartlar altında olursa olsun bütün Müslümanlar tarafından uygulanması gereken bir nesne haline getirmiştir. Yukarıdan beri fıkıh mirası dememizin sebebi de budur. Maalesef bugün İslâm fıkhı dünyanın hemen her yerinde büyük ölçüde korunması ve devraldığımız haliyle hayata tatbiki gereken bir miras olarak görülmektedir.

İlk paragrafta haftaya damgasını vuran diye nitelendirdiğimiz hem “Namaz kılmayan hayvandır” hem de Orlando eşcinsel katliamının arkasında işte bu fikri zeminin payı büyüktür. Her ikisi de söylem ve eylemini istedikleri takdirde klasik fıkıh geleneğimiz içinde temellendirebilecek, dolayısıyla kendilerini haklı ve yaptıklarını da meşru gösterecek deliller bulabilirler. İşte bu anakronik bir yaklaşımdır ve İslâm’ın ruhuna da, tarihin akışına da, fıkhın mahiyetine de terstir. Ama fıkhın korunması ve ayniyle yaşanması gereken miras olarak kabullenilmesi -geleneğin kutsanması da diyebilirim- bu neticeyi doğuruyor.

Bu sözlerimden “Namaz kılmayan hayvandır”ı ilk defa duyuyorum ama fıkıh kitaplarında namaz kılmayanın hapsedilmesi/öldürülmesi, eş cinselin sürgün edilmesi veya öldürülmesi içtihatlarını onayladığım anlamı çıkarılmamalı. Söylemeye çalıştığım şey; bunların belli bir zaman, mekan diliminde, belli şartlarda üretilen beşeri yorumlar olduğu gerçeğini anlamamız gerektiğini ifadeden ibarettir.

19.06.2016 16:38