TAKİP ET

Din eğitimi ve IŞİD tehlikesi

Geçen hafta IŞİD merkezinde ele aldığım ve “Din eğitimi güvenlik sorunudur” başlığını koyduğum yazımı, “Şimdi 14 yıllık AKP iktidarı ve onun ekonomiden bağımsız düşünülmesi imkansız eğitim politikalarına geçebiliriz.” diye tamamlamıştım.

Bu cümledeki ekonomiden kastım hem genel hem de özel bir mana taşıyor. Genel mana Türkiye’nin genel ekonomisi. İşsizlik ve faiz oranları, yıllık büyüme rakamları, bütçeden eğitime ayrılan pay gibi şeyler. Özel manadan kastımı ise iki madde halinde anlatabilirim. Birincisi; AKP’nin inşaata, ranta, yandaşlarına legal gözüken illegal yollarla ve neresinden bakarsanız bakın kul hakkını ihlal eden haksız ve ahlâksız kazanca yönelik uygulamalarının eğitime etkisi.

Mesela, “Her öğrenciye bir tablet” sloganı ile hayata geçirilen Fatih projesi. Sahi resmi rakamlara göre 325 milyon liranın harcandığı 750 bin öğrenciye dağıtıldığı söylenen o tabletlere ne oldu? Kim, kimler, ne ve neler kazandı o projede? İkincisine gelince; AKP iktidarının Milli Eğitim politikası, 4+4+4 uygulaması, düz liselerin İmam-Hatip okullarına çevrilmesi, siyer ve Kur’an derslerini liselerde seçmeli olarak okutulması vs.

İlmin namusu, düşüncenin özgürce ifadesidir

Bahsi geçen politikalar üzerinde Kur’an ve sünnet merkezli İslami öğretilerden hareketle muhalif değerlendirmelerde bulunmak bugünkü Türkiye’de çok zor. Zor, zira onların benimsediği klasik düşünceler ve güncel politikalara muhalif şeyler söylediğinizde öncelikle troller tarafından linç edilirsiniz, hakaretlere maruz kalırsınız, etki alanınıza bağlı olarak hakkınızda “seçilmiş hükümeti düşürmeye darbe, anayasal sistemi ortadan kaldırma, terör örgütüne yardım” ve daha akla ziyan nice ithamlarla mahkemelere düşersiniz.

Ben “ilmin namusu, düşüncenin özgürce ifadesi” der ve milletimizin geleceğini alakadar eden böylesi köklü bir mevzuda doğru bildiğim, doğru diye düşündüğüm görüşlerimi yazmaktan ve konuşmaktan çekinmem. Şimdiye kadar çekinmedim ve yukarıda zikrettiğim hakaretten terörist olarak yargılanmaya kadar uzayan davaların muhatabı oldum. Ama benim bu yazıda dile getirmek istediğim şey bu genel politikalarla alakalı değil; onların güvenlikle olan münasebeti.

Burada karşımıza çıkan bir çok unsur var. İlki, hiç şüphesiz müfredata konulan siyer dersleri. Somut veriler üzerinden hareket edelim. Mesela Hz. Peygamberin (sas) hayatını anlatan ders kitapları Medine dönemini ele alırken yapmış olduğu tasnifte bölüm başlıkları nelerdir? Bu kitapları kaleme alan zihniyet Arap kültüründen bize intikal eden megazi yaklaşımıyla kitapların tasnifini yaptıysa yani Bedir, Uhud, Hendek, Hayber, Huneyn dediyse değişen bir şey yok demektir.

Pekala, değişmeyen nedir? Değişmeyen oryantalistlerin iddialarına destek sağlayan İslam’ın kılıç dini, Hz. Peygamber’in de savaş peygamberi olduğu iddiasıdır. Halbuki Reşit Haylamaz’ın çalışmalarından öğrendiğimiz kadarıyla 23 yıllık Peygamberlik hayatında savaşların tamamı Efendimizin (sas) sadece 79 gününü meşgul etmiştir.[1] Kaldı ki bu savaş meydanında savaşmak için harcanan süre değil; aksine savaş hazırlığı, yol, düşmanı savaştan vazgeçirmek için harcanan ikna süresi, savaş, savaş sonrası bekleme, şehit ve ölülerin defni, geriye dönüş, ganimet taksimi, esirlerin durumunu netleştirme dahil savaş öncesi ve sonrası her şeyin olduğu süredir.

Halbuki Merhum Hamidullah Hocanın ‘İslam Peygamberi’ kitabındaki tasnifi çok daha gerçekçidir. 15 asırlık İslam kültür ve medeniyetine kaynaklık yapmış bir hayat vardır o 23 yılda. Ama ne yazık ki biz, bize Arap-İslam kültüründen miras kalan ve tercümelerle bütün dünyaya hakim olan zihniyet Efendimizin (sas) hayatını sosyal, ekonomik, kültürel vb. yönleri ile sadece savaşların içine hapseden bir anlayışla kaleme alıyor ve bu fasit daireyi bir türlü kıramıyoruz. Merhum Said Ramazan el-Buti’nin “Fıkhu’s-Sire” adlı eserini ikinci defa okuyorum. Savaş merkezli Peygamber anlatımına karşı çıkan o zat bile, eleştirisini yaptığı zihniyetten kurtulamamış.

Birlikte yaşama ayetleri nesh mi oldu?

Mesele sadece tasnif değil elbette. Bir de onun içinde anlatılan bilgiler var. Mesela bazı müfessirler tarafından seyf/kılıç veya kıtal ayetleri denilen “Müşrikler sizinle toptan savaştıkları gibi, siz de onlarla toptan savaşın.” 9/36 ve “Haram aylar çıktığında, müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün.” 9/5 ayetleri nasıl anlatılıyor? “Allah bu ayetlerde kafirlerle savaşmayı emrediyor. Dolayısıyla Müslüman olmama savaş sebebidir.” diye mi yorumlanıyor? Barış, uzlaşma, birlikte yaşama, inançta zorlamada bulunmama gibi ayetler nesh kategorisi içine mi sokuluyor? Uluslararası ilişkiler kavramı olarak ülkelerin statülerini belirleyen daru’l harb, daru’l Islam ve daru’s sulh kavramlarının bugünkü geçerlilikleri adına neler söyleniyor? Müslüman olmamanın meşru savaş sebebi olması ve Hudeybiye anlaşmasının 10 yıl süreyle yapılmasını delil göstererek kafirlerle her 10 yılda bir mutlaka savaşılması gerekir içtihadi hükmü nereye konuyor? Savaş esirlerinin köleleştirilmesi bağlamında neler ifade ediliyor. Ve daha yüzlerce konu.

Bir İHL öğretmeninin hezeyanları

Eğer bu ve benzeri konularda bir dönemin siyasi, sosyal, kültürel şartlarında Müslüman hukukçular tarafından üretilmiş düşünceler günümüze aynen yansıtılıyorsa, çok da uzak olmayan bir gelecekte bu öğretilerle siyer okuyan çocuklarımız IŞİD zihniyeti ile karşımıza çıkacak demektir. Zaten çıkmaya başlamıştır bile. Daha bir kaç gün önce bir İmam-Hatip lisesi öğretmeninin ‘Değerli Meslektaşlar’ diye başlayan ve bırakın kafirleri Hizmet Hareketine gönül verenleri ‘Erkek-kadın ayrımı yapılmadan savaş hukuku gereğince davranılacaktır’ diye hedef gösteren zihniyete bakın. Din eğitiminin güvenlik sorunu olması ile alakası işte tam da budur.

01.06.2016 16:47