TAKİP ET

Cihat teolojisi (1)

Mevlânâ’ya atfedilen “Aynı dili konuşanlar değil aynı hissi paylaşanlar anlaşır” tarzında değil; tam aksine rasyonel aklın ve zihni melekelerin bütünüyle aktif olması gerektiği inancıyla söylüyorum aşağıdaki cümleyi: “Ben ne anlatıyorum sen ne anlıyorsun?” Halkımız arasında çok söylenen bu sözün pratik hayatımız içinde bir gerçekliği vardır. Bu açıdan çok doğrudur bu söz. Sahih bir zemine oturur.

Tam burada neden sorusunun sorulması gerekir. Konuşan ya da dinleyen herkes, “Neden?” sorusunu kendisine ve muhatabına sormalı ve doğru cevabı bulmaya çalışmalıdır. Benim buna verdiğim cevap; konuşurken ya da yazarken kullandığımız kelime ve kavramlara farklı anlamlar yüklediğimiz hakikati üzerine kurulu. Aynı dili ve aynı mevzuyu konuştuğumuz halde anlaşamamamızın en büyük nedeni bence burada gizli.

Hemen konuya gireyim; cihat. Cihat bugünkü dünyada anlam kaymasına maruz kalan kavramların başında gelir. Yaptığım okumalar ve sosyal hayat içindeki gözlemlerim bana göstermiştir ki bu anlam kayması doğusundan batısına, siyasisinden akademisyenine ve sokaktaki insanına kadar herkesin zihnini karıştırmış ve karıştırmaya da devam etmektedir. Böyle giderse netice değişmeyecek ve bu karışıklık ülkelerin dış politikalarına, uluslararası kuruluşların anlaşmalarına kadar uzanan çizgide küresel köy olan dünyamız üzerinde yaşayan her şeyi etkilemeye devam edecektir. Sebep meydanda; cihadın hem kelime hem de kavram olarak üzerinde anlaşılan bir tarifinin ve anlam çerçevesinin olmayışı.

B urada yeniden “Neden?” sorusuna ihtiyaç var. Neden? Cihat Arapça bir kelime. Arapça ise bir tek kelimeye birçok anlamlar yükleyen oldukça zengin bir dil. Dolayısıyla karışıklığın ilk nedeni bu. Çünkü cihat kelimesi Arapçada birçok manaya geliyor ve bu manaların bazıları arasında illiyet bağı kurmak mümkün değil. Kimsenin suçu yok, Arapçanın zenginliğinden kaynaklanıyor bu ama burası oldukça önemli bir nokta, çünkü ilerleyen satırlarda göreceğiniz üzere Davud ez-Zahiri ile başlayıp İ. Hazm ile zirve yapan ve 4 mezhep imamında da olmakla beraber İ.Şafii’de daha ağırlıklı olarak gördüğümüz literalist/zahiri yaklaşımlarda bu anlam zenginliğinin payı büyük. Cihat üzerine yapılan yorumlarda söz konusu farklı manaların esas alınması tabii olarak farklı neticelerin doğmasına sebebiyet vermiştir.

Neden sorusuna verilecek ikinci cevap cihat kelimesinin geçtiği ayet ve hadislere getirilen izahlar, şerhler, yorumlar, değerlendirmeler ve nihai olarak verilen hükümlerdir. Ayet ve hadislerin sebeb-i nüzul ve sebeb-i vürudundan bağımsız olarak ele alınması, gâî yaklaşımın bir kenara konularak Kur’an ve hadislerin sunduğu bütünlükten uzak zahiri/literalist yorumlar ya da gâî yaklaşım sergilenerek sosyal, ekonomik, siyasi, kültürel arka plan şartlarının nazara alınması yazının başından beri bahsini ettiğimiz cihat kavramı üzerindeki kargaşa ve anlam kaymasının sebeplerinden birini oluşturmaktadır.

Bu kadar mı? Hayır daha devamı var. Onun için giriş mahiyetinde ifade ettiğimiz bu noktaları bir kenara koymak ve yeri geldiğinde geri dönmek şartıyla temel düşüncem şu: Cihat kavramının İslam tarihi boyunca –tabir caizse- yapmış olduğu yolculuğu tek tek, dönem dönem ele almak gerektiğine inanıyorum. Aksi halde ne dün ne de bugün kameti kıymetine uygun bir şekilde anlaşılamayacak, olan ile olması gereken arasındaki uçurum kapanmayacaktır.

Ben bu ve devam eden yazımda buna ait bir denemede bulunacağım ama bunun kolay bir şey olmadığını baştan bilmek lazım. Zira karşımızda 15 asırdan hatta ondan önce başlayan ve bugüne kar topu misali büyüye büyüye gelen dev bir hamûle ve kocaman bir miras vardır. Bu miras, kelam, fıkıh, hadis, tefsir, tarih başta olmak üzere onlarca ilmi disiplinle irtibatlı olan, teolojik ve siyasi parçalanmışlıkların temel malzemesi haline gelmiş, yapılmış onlarca master-doktora tezleri ve müstakil yazılmış kitaplarla kütüphanelerimizi dolduran bir miras. Dolayısıyla gazete köşesinde yerini alan bir makalede bizim yapabileceğimiz ancak okuyucuya fikir verici mahiyette olabilir.

C ihat kavramının tarihi yolculuğunu ve bu yolculuk içindeki kavramsal alanda kazandığı anlamları –anlam çeşitliliğini demek daha uygun olur sanıyorum- 7 aşamada ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Maddeler halinde ele alalım.

1-Cahiliyye döneminde cihat kavramı. Buna kısmen yukarıda temas ettim. Kastım, cihat kelimesinin Arapça bir kelime olarak İslam’ın nüzul sürecinden önce de var oluşu ve cahiliye Araplarının da kullanması. Aslında çok tabii bir şey bu ama oklarımızın zihni bu konuda net değil. Özellikle bazı kişiler cihadı hem kelime hem de kavram olarak İslam ile başlatıyorlar ki başka yanılgıları da tetikleyen oldukça büyük bir yanılgıdır bu. Bu açıdan cihat dendiği an cahiliye Arap’ının ne anladığı ve zihninde yaptığı çağrışımların bilinmesi lazım. Hatta daha ileri gidilerek şu bile söylenebilir; cahiliye dönemindeki Arapların bu kelime/kavramı nasıl anladığı ve anlamlandırdığı bilinmeden ne Kur’an’daki ne de hadis-i şeriflerdeki cihat kelimesine doğru mana vermek mümkün değildir. Çünkü Kur’an’ın ilk muhatabı Müslüman olsa da olmasa da cahiliye döneminin insanıdır ve Kur’an onlara onların anladığı dille hitap etmektedir. Dolayısıyla Kur’an’ın ya da Efendimiz’in (sas) cihat dediği yerde Hz. Ebu Bekir’in de, Ebu Cehil’in de zihninde şekillenen bir mana vardır ve işte bu mana cahiliye dönemindeki kullanımla birebir irtibatlıdır.

Y alnız buradan Kur’an veya Efendimiz (sas) cihat kelime/kavramı etrafında cahiliyede oluşan mana ve muhtevayı olduğu gibi kabullendi anlamı çıkmasın. Ayet ve hadisiyle İslam dini, cahiliyeye ait inançları, değerleri, kültürü ve pratik hayattaki olguları inşa, ıslah ve ret üzerine kuruludur. Cihadın hem kelime hem de kavram olarak İslam ile yeni bir çerçeve kazandığı tartışmasızdır. En basitinden, birçok Batılının yaptığı gibi cihadı sadece askeri bakış açısıyla ele alıp “savaş” manası verseniz dahi, savaş hukuku ve ahlakı adına İslam’ın getirdiği kaideler onun İslam ile nasıl yeni bir boyut kazandığını görmeye ve göstermeye yeter. Daha açık ve net bir ifadeyle, İslam’da cihat, hem amacı hem de şekli itibarıyla cahiliyedeki çöl bedevilerinin amacının da, çapulculuk ve haydutluk şeklinde vücut bulan şeklin dışında ve üstündedir. Nerede “Savaş, ya savaş ya fazilettir; savaşta fazilet olmaz!” düşüncesi, nerede “Savaşta kadınları, çocukları, din adamlarını öldürmeyin; çevreye zarar vermeyin.” türü ilerleyen dönemlerde hukuki kural ve kanun haline gelecek ahlaki nasihatler.

Son bir husus; rivayet, dirayet ve ahkam tefsirlerinde ayetler ele alınırken, tefsiri yapılan ayette geçen kelimelere/kavramlara cahiliyede ne mana verildiği, nesir ve nazımda nasıl kullanıldığı sayfalarca anlatılır. Hatta kelimenin İbranice, Nabatça, Süryanice, Habeşçe, Berberice, Kıptice, Farsça, Rumca, Hintçe gibi dillerden gelmiş olabileceği varsayımı üzerine etimolojik tahliller yapılır. Hatta bu yönleri itibarıyla ehl-i ilim nezdinde öne çıkan Taberi, Zemahşeri gibi tefsirlerin ayrı bir yeri vardır. Bunlara müracaattaki amaç açıktır; Kur’an’ın ilk muhataplarının zihin dünyasına girerek Allah’ın muradını daha iyi anlamak.

Devam edeceğiz…

02.03.2016 15:48