TAKİP ET

Bayram salâsı

İslam’ın zuhurundan bugüne değişmeyen bir gerçek var; bayram kutlamaları dini değerlere aykırı olmamak şartıyla her yörenin kendi kültürel dokusu, rengi ve desenine göre şekil alır ve kutlanır.

Statik değil dinamik bir yapı izler bayram kutlamaları. Eşyanın tabiatı ve insanın fıtratı da zaten böyle olmasını gerektirir. Harici faktörlerin rol oynadığı bu değişiklikler bazen o kadar hızlı olur ki insan, ömründe birbirinden farklı şekillerde bayram kutlamaları yaşayabilir. Mesela bizler öyle bir dönemi yaşıyoruz. Bana göre “çocukluğumuzun bayramları” klişesiyle gündeme getirdiğimiz nostaljilerin altında yatan bir gerçek de budur.

Bayramlar sevinç günleridir. Sevincin merkezinde hiç şüphe yok ki Ramazan gibi bir ay boyunca devam eden oruç ibadetinin külfetinden kurtulma değil; aksine Rabbin ihsan etmiş olduğu nimetlere yine O’nun emirleri doğrultusunda şükür etme, hamd etme imkanını elde etme vardır. Samimi, candan bir şekilde Allah’a inanan ve dinin gerçek muhtevasını oluşturan Rabbisi ile aşkın bir ilişki içine girebilen insan böyle düşünür. Bu insan ve bu zihniyettir zaten Ramazan’a ‘11 ayın sultanı’ sıfatını veren.

İşte bu aşkın ilişkiyi derununda derinden duyan birisi bayramla karşılaşınca bir şiir yazmış ve şiirinde hakiki bayramın ne olduğu veya ne olması gerektiği hakkında düşüncelerini ifade etmiştir. Hatip Zakiri Hasan Efendi de Bayati makamında bunu bestelemiş. Osmanlılar döneminde bu beste bayram namazlarından önce iki müezzin tarafından minare ve cami içinde okunmuştur.

Aşağıda bu şiirin aslı ve tercümesini bulacaksınız.

“Leyse’l idü limen lebisel cedîd/İnneme’l idü limen hâfe mine’l vaîd;

Yeni yeni elbiseler giymek Bayram değil; asıl Bayram ötelerle ilgili uyarılara karşı ürperti duymaktır.

Leyse’l idü limen rakibe’l mâtâye/İnneme’l idü limen tereke’l hâtâye;

Binekler üzerinde gezip dolaşmak Bayram değil; asıl Bayram hatalardan uzaklaşmaktır.

Leyse’l idü limen beseta’l bisât/İnneme’l idü limen teceveze ale’s sırât;

Evleri dayayıp döşemek Bayram değil; asıl Bayram sıratı geçmektir.

Leyse’l idü limen tezeyyene bizîneti’d dünya/İnneme’l idü limen tezevvede bizeti’t takve;

Dünya zinetleriyle donanmak Bayram değil; asıl Bayram takva azığıyla donanmaktır.

Leyse’l idü limen nazara’l ilâ envâi’l elvân/İnneme’l idü limen nazara ilâ cemâli’r-Rahman;

Rengarenk dünyevi güzelliklere baka kalmak Bayram değil; asıl Bayram Rahman’ın dîdârını temaşaya dalmaktır.

Fesalli ve sellim ala es’adi ve eşrefi cemi’i enbiyâi ve’l murselîn, Velhamdulillahi rabbil âlemîn;

Salat u selam ve bilcümle tahiyyat ü ikram bütün peygamberlerin en şereflisi ve en saadet bahşı olan Zatın üzerine olsun ve her türlü hamd ü sena da alemlerin Rabbine olsun”

Bayramınızı Alvarlı Efe’nin aynı noktaya vurgu yapan “Bayram o bayram olur” adli şiirinden bazı kıtalarla kutluyorum.

“Mevla bizi affede, Gör ne güzel ıyd olur, Cürmü hatalar gide, Bayram o bayram olur.

Merhamet ede Rahîm, Dermanı ver Hakîm, Lutfede Lutf-ı kadim, Bayram o bayram olur.

Can bula cananını, Bayram o bayram olur, Kul bula sultanını, Bayram o bayram olur.”

Fethullah Gülen Hocaefendi de sohbetlerde Alvarlı Efe’ye ait bu şiiri bütünüyle okuduktan sonra “İslam yeniden doğa, Bayram o bayram olur, Işık zulmeti boğa, Bayram o bayram olur.” ilavesini yaparlardı.

Not; Türkçe dil yapısını da hesaba katıp lafzi değil mefhumu esas alarak şiirin tercümesinde son noktayı koyan, edebi beyan ve dil zevkine çok güvendiğim Can Dostuma teşekkür ederim.

03.07.2016 01:55