TAKİP ET

Ayetler silah mı?

Siyasi arenada cereyan eden hadiselere halk açısından bakıldığında şunu diyebiliriz: Doğru ile yanlışın bu kadar içi içe geçtiği ve ayrılmasının neredeyse imkânsız hale geldiği dönemlerden bir diğerini yaşıyoruz.

Dün de böyle değildi demiyorum. Onun için daha iddiasız bir cümleyle başladım ve “dönemlerden bir diğerini” dedim. Belki dün de böyleydi. Belki biz gerçeklere gözümüzü kapamış görmemiş, görememiş veya görmek istememiştik. Ama 50’yi aşan yaşımdaki hayat serüvenim için rahatlıkla söyleyebilirim; sıdkın ve kizbin iç içe girdiği böylesi bir dönem ben yaşamadım. Sıdkın ayrı kizbin ayrı pazarlarda satıldığını ve dolayısıyla müşterilerinin farklı olduğunu biliyorum. Fakat şimdi; sıdk da kizb de aynı çarşıda, aynı şahıslar tarafından aynı müşterilere satılıyor. Eleştirel düşünceden yoksun, mevcudu muhafazaya odaklanmış, gündelik yaşam mücadelesini devam ettirmekten başka ideali ve gayesi olmayan ve dün- bugün mukayesesi yapmadan hayatına devam eden kitleler bu manzara karşısında şaşırmış durumda. Bir de hayata bakış açısını, yol haritasını belirleyen unsur, ön yargılarla, fanatizme uzanan tarafgirlikler olunca, hissiyat rasyonel akıl karşısında yenik düşüyor, doğru ile yanlışın ayırt edilmesi iyice imkânsızlaşıyor.

Meşruiyet arayışı
Dini perspektiften bakınca, siyasi veya gayri siyasi aktörlerin kendi düşünceleri destekleme, meşruiyet kazandırma ya da muhalefet etme de kullandıkları argümanların başında din geliyor. Kur’an’ı ele alıp seçim meydanlarında sallamayı, “dindar nesil istiyoruz” sloganları gibi genel manadaki kullanımları kast etmiyorum. Aksine daha özele inen, ekonomik, kültürel, askeri ve benzeri hayatın değişik sahalarında iç ve dış politikayı alakadar eden projelerde ayet ve hadislerin kullanılmasını kast ediyorum. Mesela askeri bir uçağın alınmasında “Düşmanlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın. Savaş atları yetiştirin ki bu hazırlıkla Allah’ın düşmanlarını, sizin düşmanlarınızı ve onların ötesinde sizin bilemeyip de, ancak Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutup yıldırasınız. Allah yolunda her ne harcarsanız, onun karşılığı size eksiksiz ödenir, size asla haksızlık yapılmaz.” (8/60) ayetinin kullanılması. Veya “O (Firavun) halkını küçümsedi, hor ve hakir gördü, hafife aldı, onları ahmaklaştırdı ve onlar da ona itaat eder, boyun eğer hale geldiler. Doğrusu onlar yoldan iyice çıkmış bir toplum idi.” (43/54)

Kur’an gibi bir kitapta yer alan ayetlerin böylesi dünyevî meseleleri izahta kullanılması doğru mu? Tarihi gerçek bize şunu gösteriyor; evet 14 asırlık İslam tarihinin hemen her döneminde yukarıda verdiğimiz iki örnekte olduğu gibi Kur’an ayetleri siyasi hadiselere bağlı olarak farklı yorumlamalara konu edilmiştir. Doğru mu diyecek olursanız, meseleye Kur’an ve Kuran ilimleri perspektifinden cevap aramak lazım. Kur’an açısından; Kur’an bünyesinde barındırdığı emir ve yasakları, taşımış olduğu ilke, prensip, kaide ve mesajları itibariyle hiç şüphe yok ki tarih üstü ve evrensel bir kitaptır. İslam’ın son din, Peygamber Efendimizin son peygamber ve Kur’an’ın da son kitap olması zaten bunun böyle olmasını gerektirir. Aksi halde ne evrensellik ne de tarih üstü olma iddiası bir mana taşır.

“Metin konuşmaz, metni konuşturan insandır”
Fakat burada iki şeye çok dikkat etmek lazım. Birincisi; Kur’an’ın emir, yasak, ilke, prensip, kaide ve mesajları itibariyle evrensel ve tarih üstü olması, onun tarihi bir zeminde nazil olduğu gerçeğini değiştirmez. Dolayısıyla o ayet özelinde dün-bugün mukayesesi yapılırken bu bağlam gözden uzak tutulmamalıdır. İki; Kur’an kıyamete kadar baki kalacak değişmez ve değiştirilemez özelliğinin yanı sıra, değişen zaman, zemin ve insan unsuruna bağlı, farklı yorumlara açık özelliği de olan bir manzumedir. Ve bu ehil insanlar tarafından belli bir metodoloji eşliğinde yapılır. Literatürde bu ifade edilirken, “ehlinden sadır mahalline müsadif” denir.

İşte söz buraya geldiğinde tıkanıp kalıyoruz. Çünkü bir taraftan işin tabiatı diğer taraftan bu tabiatın iyi veya kötü niyetlerle suistimal edilmesi gerçeği karşımıza çıkıyor. İşin tabiatı Kur’an’ın ilahi olması, evrensel ve tarih-üstü mesajlarla dolu bulunması. Suistimal edilmesi ise bütün zaman ve mekânlarda bütün insanlığa hitap etme özelliğinin hayata intikalinde beşeri yorumlara ihtiyaç duyulması. Bu ikinci alanda bazıları –isim vererek meseleyi şahsileştirmek veya dar bir alana indirgemek istemiyorum- ehliyet ve metodoloji kaygısı taşımadan, hissi ve keyfi olarak kendi görüşleri, idealleri, politikaları, menfaatleri doğrultusunda ayetleri yorumluyor. Bana göre asıl sorun burada. “Metin konuşmaz, metni konuşturan insandır” denir. Kur’an gibi bir metin için ve metin merkezli okumaların hakim olduğu bir gelenek için çok doğru bir tespittir bu. Fakat ulema bunun yol açabileceği muhtemel yanlışlıkları gördüğü için Kur’an’ı konuşturma adına usuller benimsemiştir. Metodoloji ve ehliyet derken buna işaret etmek istemiştim zaten yukarıda.

Doğru ile yanlış aynı pazarda
Benim bugün gördüğüm ve yazının başında halkı şaşkına çeviren doğru ile yalanın aynı pazarda satılması diye ifade ettiğim gerçeğin altında yatan neden, bu. Konuşan ne emir ve yasaklar, ne de ilke, prensip ve kaideler. Aksine konuşan çıkarlar, menfaatler. Eğer konuşan emir ve yasaklar olsaydı, “Yolsuzluk hırsızlık değildir.” denmez, hırsızlığın cezasını belirleyen ayetler hafızamıza kazınırdı. Rüşvete, zimmete, tasfiyeye Mecelle kaideleri ile çıkış yolu aranmaz, rüşvetin haramlığını ifade eden, adalet-i hakikiye vurgu yapan ayetler gündemimizi doldururdu.

Hâlbuki tam tersi yapılıyor. Kur’an’ı tefsir ve tevil etme ehliyetine bakılmıyor. Sebebi nüzuller itibara alınmıyor. Metin ile olgular arasındaki diyalektik ilişki yok sayılıyor. Gelenek içindeki yorumlara itibar edilmiyor. Metodoloji neredeyse bütünüyle yok kabul ediliyor. Zahiri ve Harici zihniyetini bile aratacak söylemler kullanılıyor. Çünkü işi usulüne uygun bir şekilde yapıldığında, Kur’an’ı ideolojileri ve çıkarları uğrunda konuşturma imkânları bulunmuyor.

Dinin içi boşaltılıyor
Sonuç; son tahlilde olan dine oluyor. Siyasi çıkarlar uğruna ayetler bir silah gibi kullanılıyor ve ne yazık ki dinin içi bir kez daha boşaltılıyor. İnanmıyorsanız sosyal medyada dolaşan ve dolaştırılan ayetlere bir bakın! Yazık ki ne yazık!

18.05.2016 16:33