TAKİP ET

Tasavvuf büyüklerinden tefekkürlü sözler

Önce, Abdülhakim Arvasi Hazretleri’nin kısa bir hatırlatmasına bakalım. Az ve öz konuşan Hazret, bir sohbetinde şöyle uyarıda bulunur:

-Yaşadığın hayat ganimet dolu bir fırsattır. Öyle ise bu fırsatın kıymeti bilinmeli, sevapsız meşguliyetlerle harcanıp tüketilmemelidir. Hak Teâlâ’nın rızasına uygun işlerle bu hayat değerlendirilmeli, beş vakit namazı tadil-i erkân ve cemaat ile kılmaya gayret edilmeli, teheccüd namazını da uyku ile kaçırmamalı, seher vakitlerini istiğfarsız geçirmemeli, dünyanın haram olan işlerinden uzak durup, baki olan ahiret işlerinde bu hayat tam değerlendirilmelidir.

Bir tasavvuf büyüğü olan Abdül Kuddüs Efendi de şöyle hatırlatmada bulunur sohbetinde.

-Vaktin kıymetini bil! Gece gündüz ilim öğrenmeye dal. Her zaman abdestli ol. Beş vakit namazı, sünnetleri ile ve tadil-i erkân ile, huzur ve huşu içinde kıl!

İlim sahibi olmak için çalışmak bir ibadettir. Kıyamette, meşgul olduğun işlerinden sorulacaksın, ancak ilim öğrenme meşguliyetinden sorulmayacaksın, bunu da böyle bil.

Tasavvuf dersleri alan bir kölenin efendisine uyarısı nasıl sonuçlandı?

Zengin bir adam, içine kıymetli eşyalarını koyduğu çuvalının yerini kaybeder, arar bulamaz. Sonra namaza durunca çuvalının yerini hatırlar. Namazdan sonra hemen gidip çuvalını alıp yanına getirir. Geriden durumu seyreden kölesi, “Efendi sen namaz mı kılıyordun, yoksa çuvalı mı düşünüyordun Rabb’inin huzurunda” der?

Hakperest efendi, kölesini bu çok yerinde uyarısından dolayı tebrik ederek azat edip serbest bırakır. Benim namazdaki ibadet dışı zihni meşguliyetime önemli bir uyarıda bulundu, benim için çok faydalı bir uyarı oldu bu sözler, diyerek köleyi özgürlüğüne kavuşturur.

Köle ise şöyle karşılık verir: Böylesine hakperest bir efendinin hizmetinde bulunmayı şeref kabul eder, ömür boyu ona hizmet etmekten mutluluk duyarım.

Tanıyanların ‘Tevekkül Dede’ diye isimlendirdikleri tasavvuf büyüğü de şöyle uyarıda bulunur dostuna:

-Hastalık ve musibetler Allahü Teâlâ’nın imanlı kullarına makamını yüceltme imtihanıdır. Cenab-ı Hak’tan gelen her şey hayırlıdır. Sabır içinde şükrederken yine ben kazandım diyerek gerginlikten kurtulur, mutluluk duyabilirsin. Kesin olan odur ki, Allahü Teâlâ kullarına zulmetmez. Kulları kendileri layık olduklarına maruz kalırlar sonunda.

Hep üzüntülü olma, kalbini dertli kılma. Kazaya razı ol ve Allahü Teâlâ’nın sana verdiği rızkı yetersiz bulma.

İnsanların elinde olana tamah etmekten sakın, takdir-i İlahi’ye razı olma duygusundan hiç ayrılma!

Eğer dünyevi işlerin seni üzüyorsa boşuna üzülme. Dünya hiçtir, hiç ile uğraşan da hiçtir! Şu eşsiz nimeti de unutma!

-Allah bir kuluna iman nimeti vermiş ise ne vermemiş ki üzülsün? İman nimeti vermemişse ne vermiş ki sevinsin?

Şu üç göreve de dikkat et:

-Namazları vaktinde kılmak.

-Haramlardan sakınmak.

-Helal kazançtan başkasına ilgi duymamak. Şunu da unutma:

-Dünya hayatı bir hayaldir. İnsanların çoğu bu hayal peşinde koşarlar bir müddet. Yaşlanınca farkına varırlar bu hayalin. Bakarlar ki bu hayalin de çoğu gitmiş, azı kalmış geride. O zaman hayatı tam değerlendiremedik diye pişmanlık duymaya başlarlar.

Sakın hatalarının çokluğunu hatırlayarak Rabb’imizin rahmetinden ümit kesmeyesin. İnancımızda İlahi aftan ümit kesmek yoktur. Hepimizin günahı çok, belki tevbemiz de azdır. Ne var ki, yüz kere tevbeni bozsan da ümidini yitirme, “yine gel” daveti hep geçerlidir. Bunlar da iman sahipleri için önemli müjdelerdir.

01.04.2015 09:30