TAKİP ET

Kainattaki varlıklara kalp gözüyle bakmak

Maneviyat büyükleri kainattaki varlıkları bir kitap gibi görmüşler, bu kitaptaki manaların okunarak anlaşılması gerektiğine de dikkatimizi çekmişlerdir.

Değerli yazar Mehmet Akar’ın Işık Yayınları arasında çıkan “Kalbinle Oku” kitabı da, kainattaki varlıklara böyle bir kalp gözüyle bakışa dikkatimizi çekmekte, varlıkları ‘Kalbinle Oku!’ uyarısında bulunmaktadır. Sözü uzatmadan ‘Kalbinle Oku’ kitabından ‘Ata kalp gözüyle bakınca neler görüyorsunuz?’ yazısını birlikte okuyalım istedim. Bakalım yaratılana kalb gözüyle bakanlar yaratanı nasıl görüyorlar yarattığında bir görelim.

*****

Ata kalb gözüyle bakınca neler görüyorsunuz?

At, hareketin, asaletin, cesaretin, itaatin timsalidir. Her şeyiyle koşmak için yaratılmış özel bir varlıktır. At, normal yürüyüşüyle saatte altı kilometre yol alır. Biraz daha hızlanırsa saatte yaklaşık yirmi kilometreye ulaşabilir. Atın en hızlı yürüyüş şekli de “dörtnal’’dır ve bu yürüyüşüyle saatteki hızı yaklaşık elli kilometredir. Yarış atı olarak yetiştirilenler ise altmış kilometre hıza ulaşabilir.

At, binicisinin verdiği komuta son derece itaat ederek hareket eder. Binicisi ne tarafa gitmek istediğini küçük bir hareketle ona iletir ve bu hareket atın anında yaptığı bir manevra ile neticelenir.

Binicisinin sesinin tonunu; sertliğini, yumuşaklığını anlar. Gözleri başının iki yanındadır ve her biri etrafı 160-170 derecelik açı ile görür.

Bu durum, atın başı ileri doğru iken, kuyruğunun arkası hariç, etrafındaki her şeyi görebilmesini sağlar.

Kuvvetli hisleri, koku alma kabiliyeti ve insandan çok daha yüksek olan işitme duyusuyla; ilerideki suyu, ateşi, tehlikeyi hemen fark edebilir.

Hafızası da oldukça kuvvetlidir. Geçeceği yol veya araziden daha önce bir defa geçmiş ise karanlıkta dahi olsa oradan yolunu yine şaşırmadan geçebilir.

Atlar, tek tırnaklı hayvanlardır. Tırnakları ile canlı doku arasında mükemmel bir süspansiyon sistemi mevcuttur. Sert bir zeminde yürüseler de bu sertlik, canlı dokuya tesir etmez.

Bacaklarındaki bazı kemikler özel bir dayanıklılığa sahiptir.

Sığır ve koyunlara nispetle daha az uyuyan atlar yatarak da ayakta da uyuyabilirler.

Sırt yapısı ve yüksekliği insanın binmesine uygundur, yaklaşık 160-170 santimetredir.

Atlar, varlıkların insan için hazırlandığının açık şahitlerindendir. Çünkü birçok özelliklerinin kendileri ile bir ilgisi, kendilerine bir faydası yoktur.

İnsandan önce yaratılmış olduklarına göre, kasıtsız, iradesiz tesadüflere göre şekillendiklerini iddia etmek, aklı ve gerçek yaratıcıyı inkar etmek olur.

Atların sapasağlam kaslarından veya kemiklerinden bir tanesi bile yedikleri otu koparmak için değildir ve ot yemek için gelişmiş değildir.

Atların saatle çalıştıkları bir işleri de, aceleleri de yoktur.

Taylarını sırtlarına alıp bir adım attıkları, taşıdıkları da vaki değildir.

Acelesi olan da, böyle bir binite ihtiyacı olan da insandır. At, kendisi için değil insan için koşar.

Atlar, ot değil de et yeselerdi, insanlar için tehlikeli hayvanlar olur, yola çıktıklarında insanları da yerlerdi. Sırt yapıları eyere veya insanın oturmasına uygun olmasaydı, insana yaramazlardı.

Zayıf, nahif olsalardı üzerine konulan yükün altında ezilirler, vazifelerini yapamazlardı.

Yerden yükseklikleri, yere sürtünmeden geçecek durumda olmasaydı, insan bindiğinde ayağı yere değer, binit olarak kullanılamazdı.

Bütün bunlar olsa da, fakat itaat etmeselerdi, insan o iri cüsseli hayvana hükmedemez, kaçacak yer arardı.

İşte bütün bu hakikatleri görüp, o hakikatlerin arkasındaki kastı ve merhameti görmemek, ikram ve ihsanı anlamamak, hasta bir adamın, kendisini almak için gönderilen arabayı görüp, arabayı göndereni düşünmemesi, teşekkür ihtiyacı duymaması gibi bir idrak yoksulluğu, nimet nankörlüğü olur. İnsan nasıl takdirsiz teşekkürsüz kalabilir kainatta kendisi için yaratılan bunca ilahi ikram ve ihsanlara karşı?

04.03.2015 21:30