TAKİP ET

Elimizdekine kanaat ediyor muyuz?

Maneviyat büyüklerinden Hatem-i Asam Hazretleri sohbetini hiç kaçırmayan cemaatine şöyle bir soru sormuş:

-Uzun zamandır beni dinliyorsunuz, ne öğrendiniz benden?

Anlatmışlar anladıklarını.

Maneviyat büyüğü, mühimsememiş anlattıklarını da demiş ki:

-Siz benden asıl mühim olanı öğrenmemişsiniz. Benden sadece şu iki şeyi öğrenseniz yetip de artardı bile. Birincisi: kendinizde olana kanaat etmeniz. İkincisi de başkasında olana haset etmemeniz!

Hatem-i Asam ilave etmiş:

-İşte, benim size anlattıklarımın özeti budur. Kendinizde olana kanaat edeceksiniz, başkasında olana da haset etmeyeceksiniz. Siz böyle bir teslimiyet içinde olur da, Allah’ın kendiniz ve başkaları hakkındaki takdirine böyle gönülden razı olursanız bilin ki, Allah da sizden razı olur.

BUNU SAKIN UNUTMAYIN

Gerçekten de insanın önce kendi elinde olana kanaat etmesi, sonra konu komşusunda olana da haset etmemesi, öylesine büyük bir İlahi takdire razı olma halidir ki, bu kadere razı olma halinden hem kendisi mutlu olur, hem de haset duymadan baktığı komşuları.

Aksine, kendine ve çevresine böylesine teslimiyetle bakmayanlar ise Cenab-ı Hakk’ın kendileri için takdirine kanaat etmeyip, daha iyisine, daha çoğuna, değişik nimetlere layık olduğunu, ama verilmediğini düşünmeye yönelirler; başkalarına ise o nimetlere layık olmadığı halde verildiğini hayal edip haset etmeye başlarlar. Böylece ne kendi huzur bulur ne de hasetle baktığı komşuları onun bakışından emin olurlar.

DURUM BÖYLE OLUNCA…

Durup düşünme sırası bize gelmiş demektir. Biz nasıl düşünüyoruz acaba diyerek şöyle bir nefs muhasebesi yapsak mı? Biz de kendimizde olana kanaat ediyor, komşumuzda olana da haset etmekten kendimizi alıkoyuyor muyuz?

Şayet bir kul, kafasındaki bir sürü hırslı isteklerine değil de, kendisine verilen ne ise nefsini ona razı eder de hakkındaki İlahi takdirden razı olursa ne olur?

İzin verirseniz bunun cevabını da Hazret-i Musa aleyhisselamdan alalım.

Tur Dağı’ndaki duasında der ki:

-Rabb’im! sen kulundan ne zaman razı olursun? Gelen cevap çok açık:

-Kulum benden ne zaman razı olursa!

NE DERSİNİZ?

Biz de Rabb’imizin hakkımızdaki takdirine kanaat edip razı olmuş muyuz? Kafamızdaki bir sürü arzularımıza ulaşamayışın sıkıntısını çekmiyor da, nefsimizi, Rabb’imiz bize neyi takdir etmişse ona razı etmiş bulunuyor muyuz? Yoksa çok daha büyük nimetlere layıktık ama verilmedi mi diyoruz? Şayet böyle gizli bir itiraz içinde isek biz takdirine razı olmadığımız Rabb’imizin bizden razı olmasını hangi yüzle isteyeceğiz? Böyle tek taraflı rıza olur mu?

Kalbinde, gönlünde haline razı olma duygusu var mı? Kendini İlahi takdirin lütuflar içinde görüyor, şükrünü edadan aciz olduğu nimetlerin farkında oluyor mu? En başta, elinin tutuşunu, gözünün görüşünü, ayağının yürüyüşünü, kalbinin atışını birer eşsiz İlahi lütuf biliyor mu? Yoksa hep hayalindeki arzularını elde edemeyişin şikâyeti içinde, layık olduğunun verilmediği hayali içinde mi yaşıyor? Şimdi nefs muhasebesi sırası bizde anlaşılan.

30.01.2016 11:13