TAKİP ET

Ahirette ilk soru namazdan mı gelecek bize?

SORU: Ahirette ilk soru namazdan olacaktır. Namaz hesabını kolay verenler diğerlerinden de kolay geçecekler, namazda sınıfta kalanları ise öteki iyilikleri kolay kurtaramayacaktır, denmektedir. Gerçekten de ahirette ilk soru namazdan mı olacaktır? Namazdan sınıfta kalanları diğer iyilikleri kurtaramayacak mıdır? Bu söylentilere ait bilgi verebilir misiniz bize?

CEVAP: Resulü Ekrem (sas) Hazretleri ibadet denince, dini emirlerin bütününü anlar, Allah’ın emir ve yasaklarının hepsine şamil manada bir ibadet anlayışında olurdu.

Bu ibadetlerin içinde namaz ibadetine ayrı bir ehemmiyet verir, diğerlerinden farklı bir hassasiyetle namazı eda etme gayreti içinde olurdu. Nitekim bazı hadislerinde namazın bu önemine işarette bulunurken mahşerde sorulacak ilk sorunun namazdan olacağına dikkat çeker, namazdan kaybedeni, öteki iyilikleri kurtarmayacağına da işarette bulunurdu. Öyle olunca, bizim de ilk işimiz, mahşerde ilk sorulacak sorunun cevabını kolay verebilmemiz için namazlarımızı ihmal etmeyip mutlaka vaktinde kılmamız, kılamadıklarımızı da bulduğumuz fırsatlarda mutlaka kaza ederek Rabb’imizin huzuruna namaz borcunu ödemiş olarak çıkmaya gayret göstermemiz olduğu anlaşılmaktadır.

Nitekim Resulullah (sas) Hazretleri’nin ibadet hayatını anlatan Ebu Hüreyre Hazretleri de şahit olduğu namaz hassasiyetini şöyle ifade etmektedir:

-Resulü Ekrem (sas) Hazretleri, namaz ibadetine o kadar ehemmiyet verir, o kadar çok namaz kılardı ki, dimdik kıyamda durmaktan ayaklarının şiştiği bile görülürdü. Böyle çok ibadet ettiğini görenler de:

-Ya Resulallah ayaklarınız şişinceye kadar kıyamda duruyor namaz kılıyorsunuz, halbuki Allahü Teala sizin (şayet olsaydı) geçmiş ve gelecek günahlarınızı da affettiğini bildirmiştir, deyince verdiği cevabında şöyle demekteydi:

-Rabb’imin ihsan ettiği bunca nimetlere şükreden bir kul olmayayım mı?..

Demek ki, Hazreti Resulullah kendini o derece sınırsız nimet ve lütuflar içinde görüyordu ki, ayakları şişinceye kadar yaptığı ibadetlerini bu nimetlerin şükür borcunu ödeme manasında anlıyor, sahip olduğu bunca nimetlerin şükrünü kıldığı namazlarıyla ödemeye gayret ettiği anlaşılıyordu.

Bu mevzuda Bediüzzaman Hazretleri’nin bizlerin ibadet borçlusu olduğumuzu anlattığı ibadet tarifinde şöyle bir uyarıda bulunmaktadır:

“-İbadet mukaddime-i mükafatı lahika değil; belki, netice-i nimet-i sabıkadır!’’ diyor. Yani ibadetlerimiz gelecek nimetlere layık olmak için değil, kullandığımız geçmiş nimetlerin şükür borcunu ödemek içindir. Biz nimetleri harcayıp borçlu duruma düşmüşüz. Alacaklı değil, borçluyuz Rabb’imize karşı. Namazla bu kullandığımız nimetlerin borcunu ödemeye gayret etmekteyiz.

Rabb’imizin bu nimetinden mahrum kalmış hiçbir kul da yoktur hayatta. Bir kimse kendisini bunca nimetlerden mahrum sanıyorsa bilsin ki, o nimetleri bilmiyor, nimetin ne olduğunu da henüz anlamıyor.

Her şeyden önce insan olarak yaratılmış olmak, başlı başına eşsiz bir nimettir.

İnsan olarak değil de bir fare, yerde sürünen bir yılan, bir zehirli akrep olarak da yaratılabilirdik. Tüm bu ihtimallerin içinden seçilip varlığın en yüksek makamı olan insanlık derecesine çıkarılmışız.

Öyle ise her insan, önce insan olarak yaratılışının şükrünü eda ile mükellef olduğunun farkında olmalıdır. Sonra İslam ve iman sahibi oluşunun, sonra da diğer sayısız sıhhat ve afiyet nimetlerinin şükrü için sayısız şükür secdelerine kapanma ihtiyacını ruhunun derinliklerinde duyarak, kendisini ömür boyu ibadet borçlusu olarak görmelidir.

Aişe (r. anha) Validemiz hatıralarını anlatırken, gece uyandığında Hazreti Resulullah’ı yanında bulamadığını, araştırdığında onu gözyaşıyla seccadesini ıslatacak derecede ibadet ederken gördüğünü anlatır.

Buna rağmen Hazreti Resulullah’ın sıkça tekrar ettiği duası şöyle oluyordu:

–Ya Rab! Seni layık olduğun yücelikte zikir ve tesbih edemedik, bağışla bizi!

10.03.2015 21:30