TAKİP ET
Abdullah Aymaz

Abdullah Aymaz

Zulüm ambalajlı cebrî lütuflar

Biz insanlar çoğu kere olayları baştan sona ele alarak değerlendirmiyor; orta yerden girdi yaparak yanlış yorumlarda bulunuyoruz… Seneler önce okuduğum bir kitaptan aklımda kalanı kadar bir özet yaparak meseleyi izah etmek istiyorum:

Meşhur Yunan filozofu Solon Atina’da kanunları yaptıktan sonra on senelik seyahatlara çıkarmış… Bir seferinde yolu Sart Kralı Krazus’e düşmüş. Kral onu almış, hazinelerine götürmüş, müthiş zenginliğini göstermiş… İhtişam adına neleri varsa sergiledikten sonra “Söyle bakalım, dünyada en bahtiyar kimi gördün?” diye sormuş. O da “Katon’u” demiş. “Çünkü o bir çiftçi ama Roma’ya düşmanlar saldırınca ordunun başına geçer, zaferler kazanır. Halk ‘Devletin başına geç; bizi sen idare et!’ dediklerinde, ‘Hayır, ben devleti idare edemem. Ben çiftçiyim…’ dermiş. Bu hali, onu milletinin kalbinde taht kurmasına vesile olmuş” Tabii bu kralın hoşuna gitmemiş; “Peki ikinci olarak en bahtiyar kimi gördün?” demiş. Solon “İki kardeş” demiş. “ Çünkü onlar, anne-babalarını , köyden şehre mabede yapılacak çok mühim bir programa yetiştirmek için kağnılarına koşacak öküzleri bulamayınca boyunduruğun altına kendileri girdi ve onları merasime tam zamanında yetiştirdiler ve halkın gözünde ‘Ne hayırlı evlatlar!…’ diye yer ettiler.” deyince kral kızmış, “Solon beni hiçbir şey yerine koymadın. Öyleyse ben neyim?” diye sormuş. Solon “Henüz bilmiyorum. Hala hayattasın sonun ne olacak belli değil… Hüsn-ü hatime mühimdir.” demiş, gitmiş. Bir müddet sonra Sart kralı, Pers kralı Kurus’a savaş açmış ama Kral Kurus çetin ceviz çıkmış. Çünkü onun peşine düşüp Sart’da bastırmış ve Krazus’un elini ayağını bağlatıp dağ gibi yığdırdığı odunların tepesine attırmış. Alttan ateşi verip yanışını seyrediyormuş. Yukarıda da o “Ah Solon!…Solon!” diye bağırıyormuş. Kurus, onu indirip bu feryadının sebebini sormuş, o da “Bana Solon, bakalım sonun ne olacak? diye sormuştu” demiş. Bu sefer Kurus, benim sonum ne olacak diye düşünüp Krazus’u öldürmekten vaz geçip yanında köle olarak kalmasına müsaade etmiş.

İman ve Kur’an hizmetinde şer ambalajlı olayların sonu hep hayır olmuştur. Bediüzzaman Hazretlerinin başına gelenleri bir önceki “Türlü Türlü Zulümlerden, Çeşit Çeşit Rahmetler” başlıklı yazımda ele almıştık ve onların hepsinin hayra dönüştüğünü görmüştük. Şimdi M. Fethullah Gülen Hocaefendinin başına gelenleri özetlersek aynen onların da öyle olduğunu göreceğiz. 1966’da İzmir’e gelen Hocaefendi; Türkiye çapında bir itibar ve kabule mazhar oldu. Hacı Kemal Ağabey, her hafta Cuma vaazlarına İstanbul’dan önemli kişileri getiriyordu. Ama bir gün “Artık Hocaefendi’ninİstabul’a gitmesi gerekiyor” dedi. Biz İzmir’den ayrılmasını istemiyorduk. Zaten Hocaefendi de istemiyordu. 12 Eylül 1980 ihtilalinde General Terzioğlu İzimir’de duvarlara aranan teröristlerin fotoğraflarının yanına Hocaefendiyi de koydurdu. Hocaefendi mecburen ayrıldı. Ama Hizmet İstanbul’da kat kat büyüdü. 28 Şubat 1997 de Çevik Birler musallat oldu. Yine okulların kapatılmasını istiyorlardı. Mart 1999’da Hocaefendi Türkiye’den ayrılmak zorunda kaldı. Ama hizmet dünya çapında inkişaf etti. 1995’ten beri fedakâr öğretmenler gibi esnafın da hicret etmesi, dünyanın her yerinde iş kurarak okullara destek olması arzu ediliyordu. Fakat bu gürül gürül olmamıştı. Şimdi Cenab-ı Hak, birilerini musallat etti. Bu sefer mecburi istikamet hicretler oldu. Çok güzel meyveler vereceği kanaatini taşıyorum. On sene önce ziyaret için bir Afrika ülkesine gitmiştik. Müslüman bir bakanı ziyaret ediyorduk. Bakanlık o ülkeden olmayan yabancılarla dolu idi. Mübalağasız söylüyorum, iğne atsan yere düşmeyecek kalabalık vardı. Sebebini sorduk. Dedi ki: “Bütün altın, gümüş yer altı zenginliklerimiz ve doğalgaz bizim bakanlığa bağlı… Bunları işletmek istiyoruz. Ama ben Türkiye’den gelecek kardeşlerimizi bekliyorum”. Bunu o zaman Türkiye’ye döndüğümüzde iş yapabileceklere  bir şekilde aktardık ama, giden olmamıştı …

15.08.2016 17:46